Köyümüzde Anneler Günü Pikniği olarak ilkini mayıs ayı içinde düzenlemiş olduğumuz, Dayanışma pikniklerimizin ikincisi 15 Haziran 2008 tarihinde Mahmatlı’da yapılacaktır. Zeki KILIÇ tarafından organize edilen ilk pikniğimizin ardından düzenlenen bu Haziran ay’ı pikniğimize tüm Mahmatlı halkı davetlidir.
Ankara’da yaşayanlar, o güne program yapmazlar ise, bir araya gelme fırsatını kaçırmayacaklardır.
Pikniğe katılacak olan hemşehrilerimizin, piknik için ihtiyaç duyulacak malzemeyi getirmeleri rica olunur.
Tüm Mahmatlılara duyurulur…
Saygılarla
Site Yönetimi






Görevimiz gereği Ankara’dan uzaklarda bulunmamızdan dolayı yapmış olduğunuz o güzel organizasyonlara katılamamış olsamda, Köylümüzü bir araya toplayanlardan ALLAH (CC) razı olsun. Şimdiden herkese iyi eğlenceler.
amca’cım organizasyon çok iyi olmuş ama malesef askerdeyim
burdan bütün 87/4 tertiplerime sevgiler…
“BİRLİKTE RAHMET, AYRILIKTA AZAP VARDIR”
Saygıdeğer büyüklerim ve sevgili kardeşlerim,
Şanlı peygamberimizin hikmetlerle dolu bu Hadis-i Şerifiyle sözlerime başlamamın özel nedenleri var. Hepimizin de çok iyi bildiği gibi, Türk Milleti bin yılı aşkın bir süre İslam’ın sancaktarlığını yapmıştır. Bu nedenle de, bütün Hıristiyan dünyası tarafından “düşman” olarak görülmüştür. Batı dünyasınca düşman görülmemizin ana nedenini şu ayeti kerime çok net biçimde açıklamaktadır. “Sen dinlerine uymadıkça, ne Yahudiler ve ne de Hıristiyanlar asla senden hoşnut olmazlar.” Bizler Türk Milleti olarak, Peygamberimiz Hz. Muhammed(SAS)in tebliğine uyarak İslam inancını benimsemişiz. İslam dininin kitabı olan Kur’an-ı Kerim’in hükümlerine inanmışız. Bir ayet-i kerimede Yüce Tanrı bize; “Allah katında din İslam’dır” buyurmuştur. Biz de bu inanç üstüne yaşadığımız için ne Yahudi, ne de Hıristiyan olamayız. Hatta, yine bir ayet-i kerime gereği, onları dost bile edinmeyiz. Çünkü ayet-i kerimede yüce Tanrı şöyle buyuruyor:
“Ey inananlar! Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır.”
Bizler Müslüman olduğumuza göre, Yahudi ve Hıristiyanlarla insani ilişkilerimizi inanç çizgimiz içinde sürdürüp, onları çok emin dostlar edinemeyeceğimize göre, kimleri dost edineceğiz? Tabii ki kendi milletimizi dost edineceğiz.
- Öncelikle aile ölçüsünde birliğimizi sağlayacağız ki Rahmete kavuşalım.
- Sonra yakın akrabalar ve komşularımızla birliğimizi geliştirip sağlamlaştıralım ki Rahmete kavuşalım.
- Sonra uzaklardaki akrabalarımızla birliğimizi kuvvetlendirelim ki Rahmete kavuşalım.
- Sonra milletimizle birliğimizi güçlendirelim ki Rahmete kavuşalım.
Neden böyle söylüyoruz? Çünkü şanlı ecdadımız ve peygamberimiz Hz. Muhammed (SAS) böyle buyurmuş. “Birlikte Rahmet, ayrılıkta azap vardır.” Rahmete kavuşmak için bir tek yol vardır, o da birlik olmaktır. Birliğini sağlayıp Rahmete ulaşamayanlar, ayrılığın azabını tatmaya müstahak olurlar.
Birlikten kuvvet doğar. Kuvvetli olan da rahat yaşar. Yani huzurlu, mutlu bir hayatı olur. Yani rahmete kavuşmuş olur. Birlik konusunda çok eski bir öğüt de büyük atamız Oğuzhan’dan gelmektedir. Bilindiği gibi, Oğuzhan ölüm döşeğinde iken oğulları Gökhan, Dağhan, Denizhan, Günhan, Ayhan ve Yıldızhan’ı yanına çağırmış. Onların her birine bir sopa vermiş bunu tek başlarına kırmalarını istemiş. Onlardan her biri sopaları kolayca kırmışlar. Sonra en büyük oğluna altı sopadan oluşan bir demet vermiş ve bunu tek başına kırmasını söylemiş. Ne büyük oğlu, ne de diğer oğulları altı sopadan oluşan demeti kıramamışlar. Oğuzhan’ın oğullarına son sözü şu olmuş:
“Evlatlarım gördüğünüz gibi, tek başına hareket edenin kırılması kolaydır ve hayat hakkı yoktur. Ama birlik olursanız, birlikten kuvvet doğar ve size kimsenin gücü yetmez.”
Yine birlik, beraberlik konusunda bir başka öğüt de, büyük Türk düşünürü Hacı Bektaşi Veli tarafından veciz bir şekilde ifade edilmiştir. Şöyle diyor büyük mutasavvıf:
“Bir olalım, iri olalım, diri olalım.”
Yani diyor ki bizlere, birlik olursanız büyürsünüz. Büyürseniz güçlü olursunuz.
Görüldüğü gibi milletimiz eskiden beri birliğe büyük önem vermiştir. Birliğe önem veren ister Müslim, ister gayri Müslim olsun bunun yararını görmüştür, görmektedir ve görecektir. Biz de Müslüman Türk milleti olarak birliğimize büyük önem vermek zorundayız. Yoksa başka milletlerin kölesi olmak kaçınılmazdır. Eğer birlik olmazsak, ilerleyen zaman içinde, gözümüzün ışığı, canımızdan ileri tuttuğumuz yavrularımız, kara dinli kafirin elinde oyuncak olur. Allah(CC) korusun, oğullarımız köle, kızlarımız cariye olur. Bugün Irak’ta olup bitenlere bakarsanız ne demek istediğimi daha kolay anlarsınız. Eğer bugün Irak’ta Türk milleti güçlü olsaydı, yaşanan bunca acı yaşanmazdı. Şanlı peygamberimiz bize ne buyuruyor? ‘Sizden, bir kötülüğü gören, onu eliyle düzeltsin, gücü yetmezse diliyle düzeltsin, buna da gücü yetmezse kalbi ile buğz etsin, ama bu imanın en zayıfıdır.’
İşte, Irak’ta yaşanan kötülüğü elimizle düzeltmeye gücümüz yetmiyor. Dilimizle düzeltmeye de gücümüz yetmiyor. Kafire buğz ediyoruz. Kafire buğz etsen ne fayda? İşte bu durum imanın en zayıf halini gösteriyor. Öyleyse Allah(CC)ın ipine sımsıkı sarılarak, birliğimizi kuracağız ve insanlıktan nasibini almamışlardan merhamet dilenmeyeceğiz.
Bilinmelidir ki küfür tek millettir.
“Haçlı savaşlarında Türklerin kılıç artığı olan haçlı orduları komutanı Renaud’un iki hayali vardı. Biri Kabe’yi ele geçirmek, ikincisi Medine’yi işgal edip peygamberimiz Hz. Muhammed(SAS)in türbesini yıkmak. Bu haçlı kafiri iğrenç amacına ulaşmak için Mekke’ye gitmekte olan bir Hac kafilesine saldırdı. Esir aldığı silahsız ve yaşlı insanları nefes bile alınamayan yer altı zindanlarına tıka basa doldurdu. Müminlere en ağır işkenceleri yaparken de şöyle diyordu:
“Hadi Muhammed’inize haber verin de gelip sizi kurtarsın.”
Bunlar olurken yıl 1181 yılıydı. Aradan 739 yıl geçti 1920’de Yunan Bursa’ya girdi. Ve Venizelos’un çocukları doğruca Osmanlı cihan imparatorluğunu kuran ceddimizin türbelerine koşup, sandukaları tekmelemeye başladılar. Her tekme vuruşta da şöyle diyorlardı:
“Kalk da torunlarını kurtar bakalım.”
Haçlı Renaud’un kellesini ceddim Selahattin Eyyubi bir kılıç darbesiyle uçurdu ve onun zulmüne son verdi. 1920’deki İngiliz, Fransız, Yunan haçlı sürülerini de, büyük Türk evladı Gazi Mustafa Kemal denize doldurarak hak ettikleri cevabı verdi.” Bize düşen ise, birlik ve beraberliğimizi koruyarak, onların emanetlerine sahip çıkmaktır.
Son dönemin Türk düşünürlerinden Gaspıralı İsmail bey de, birlik konusuna büyük önem vermiş ve “Türk Birliği” düşüncesini geliştirmeye çalışmıştır. “Dilde, fikirde, işte birlik” sloganıyla yola çıkan Gaspıralı İsmail bey ve onun düşüncesinin ne kadar haklı olduğu bugün biraz daha anlaşılmıştır. Bize düşen onların açtığı bu çığırı büyütmek ve geliştirmektir.
Eğer ülkemizde bu birliği sağlayabilirsek, diğer bağımsız Türk devletleriyle de birliğimizin yolu açılacaktır. Böylece daha geniş bir coğrafyada, daha çok insan rahmete kavuşmuş olacaktır. Nasıl ki Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği, Afrika Birliği, Rusya Bağımsız Devletler Topluluğu kurulabiliyorsa, Türk Birleşik Devletlerini kurmak da bu milletin en doğal hakkıdır. Kendi vatanımızda, kendi inancımıza göre özgürce yaşayabilmenin ilk şartı budur. Bunun için de yapılacak tek şey, Allah(CC)ın emirlerine uymak, Peygamberimizin sözlerini anlayarak ona göre yaşamaktır. Yani Birlik olmaktır. Kendileri farklı milletlerden, farklı dinlerden ve farklı mezheplerden olmalarına rağmen “birleşerek” güç olan ve bugün dünyayı yönetenler, bize ısrarla bölünmemizi tavsiye ediyorlarsa ve bir yandan da bize dost olduklarını söylüyorlarsa, bizim çok dikkatli olmamız gerekir. Çünkü, ülke çapında birlik ve beraberliğimizi bozmaya çalışanlara, maddi ve manevi her türlü desteği, bize dost görünen bu acımasız düşmanlarımız vermiştir ve vermeye de devam etmektedir..
Biz Türk Milleti olarak, bilinen on bin yıllık tarihimiz boyunca tüm insanlara aynı gözle bakabilmiş bir milletiz. Yönetimde olduğumuzda insanlara adaletle hükmetmişiz. İnsanları Tanrının bize bir emaneti olarak görmüşüz. Dini, mezhebi, dili, rengi, soyu-sopu ne olursa olsun, insana “insan” değeri vermişiz. Bu felsefeyi büyük düşünürümüz, Yunus Emre’miz şöyle ifade etmiş:
“Elif okuduk ötürü,
Pazar eyledik götürü.
Yaratılanı hoş gördük,
Yaratandan ötürü.”
Peki yukarıda saymış olduğumuz şeyleri yapabilmemiz için ne olmamız gerekir? Sadece Müslüman ve Türk olmamız yeterlidir değil mi? Biz zaten Müslüman ve Türk’üz diyorsak, birliğimizi engelleyen nedir o zaman? Bugünden tezi yok birliğimizin temellerini atmak zorundayız.
Hemen yapılması gereken ilk iş, bütün küslükleri sona erdirmek olmalıdır. Aile içi, akrabalar arası ve komşular arasındaki küslükler hemen sonlandırılmalıdır. Hepimiz birbirimize emanet olduğumuzu, bu dünyanın geçici bir imtihan yeri olduğunu unutmamalıyız. Dünyalık için ve kıskançlık nedeniyle birbirimize kırgın durmamalıyız. İnancımıza göre iki müminin küslüğü, bir mendilin kuruyacağı kadar bir zaman dilimini geçmemelidir.
Maddi imkansızlıklar nedeniyle çocuklarımız okuyamamaktadırlar. Gençlerimiz meslek sahibi olamadıkları için iş bulamamaktadırlar. Büyük bir borç batağına sürüklenmiş olan devletimiz, aynı zamanda başımıza sarılan terör belası nedeniyle de büyük harcamalar yapmak zorunda kalmaktadır. Bütün bunların sonucu ise ortadadır: Türk Milleti bir türlü yarın endişesinden kurtulamıyor, bir türlü mutlu ve huzurlu bir yaşam standardına kavuşamıyor.
Bütün bunları yenmenin tek çaresi var. O da ülke çapında birlik ve beraberliğimizi sağlamak ve sağlamlaştırmaktır.
Saygıdeğer büyüklerim ve sevgili kardeşlerim, sözlerimi yine şanlı peygamberimizin o kutlu sözüyle tamamlıyorum:
“Birlikte rahmet, ayrılıkta azap vardır.”
“Bir olalım, iri olalım, diri olalım.”
Allah(CC)a emanet olun.
Muharrem KILIÇ
13.06.2008