KÖYÜMÜZ MAHMATLI

Karacalar Kızık’ın bir koludur
Mizaçları biraz deli-doludur.
Yollarıysa, Hakk’ın doğru yoludur,
Mahmatlı’yı bizim için kurdular.

……

Devlete tımardı tüm toprakları
Askerle doluydu hep otakları
Mahmatlı’ydı ta ezel yatakları
En sonunda bu defteri dürdüler.

Soğulcak, Bahçe ve Bezirhane,
Cümle çalışana hep hazır hane,
Dağıldı topraklar, bin huzur hane,
Mahmatlı bölündü dördü gördüler.

Tol ve Yöreli’yi kuran da biziz,
Yeniköy, Eblası veren de biziz.
Yurt verirken kafa yaran da biziz.
Bir zamanlar Mahmatlı da durdular.

Her derde birlikte koşanlar kimdi?
Bu eski komşular yad oldu şimdi,
Hepisi de Mahmatlı’da mukimdi
Şimdi her köy ayrı yola sardılar.

Hacı Ahmet, Karaca’nın son beyi,
Dağıttılar komşulara bölgeyi.
Birfani’sin, anlattın sen her şeyi,
Nice yollar Mahmatlı’ya vardılar.

__________________________


[1]  2007 yılı Kurban Bayramı öncesinde, Mustafa abim ve bacanağım Zeki ile kurban almaya gittiğimiz Koç Yaylası (Ebilas) köylülerinden yaşlı bir vatandaş; “Ahmet bey bizi buralara gönderdi. ‘Gidin o topraklar sizin olsun. Kendiniz yetiştirin, kendiniz  yiyin. Benim artık eski gücüm kalmadı’ dedi. Ancak biz geçinmekte zorlandık. Kurulu düzenimiz yoktu. Ahmet beye çalışırken gamsız gaylesiz çalışıyorduk. Karnımızı nasıl doyuracağız diye düşünmüyorduk. Ancak, burada herkes kendi başının çaresine bakmak zorunda kaldı. Geri gittik Ahmet beye ve biz sizden ayrılmak istemiyoruz dedik. Bizi ikna etti ve tekrar gönderdi. Ama biz büyük sıkıntılar çekince tekrar Ahmet beye gittik. Bizi yine güzel karşıladı. Bir beye yakışır şekilde sofralar kurdurdu, ikramda bulundu. Yemekten sonra biz derdimizi söyleyince, yani biz geri geleceğiz deyince, bize bir araba dayak attırdı. Kiminin kafası yarıldı, kiminin gözü morardı. Artık iyice anladık ki Ahmet bey kararında ciddi. Ondan sonra bir daha geri dönme düşüncesiyle gitmedik Mahmatlı’ya. Ziyarete gittik. Bayramlaşmaya gittik. Artık iki komşu köy olmuştuk. Ama yeni nesil bu komşuluğu sürdüremedi. Gençlerimiz ya okumak ya da çalışmak için büyük şehirlere gitti. Köylerin birbiri ile irtibatı kesildi. O günler güzel günlerdi. Hepimiz bir babanın evlatları gibiydik.”diye uzun uzun o günleri anlatmıştı.

 


[2] Mahmatlı köyümüzün bugünkü oluşumu, Kurtuluş savaşı yıllarında şekillenmiştir. Bütün vatanın bir hercümerc içinde bulunduğu o dönemde, yurdumuzun insanları çeşitli nedenlerle yer değiştirmek zorunda kalmışlar, ya da buna ihtiyaç duymuşlardır. Bu çerçevede, Mahmatlı köyüne de doğudan, batıdan, kuzeyden, güneyden gelenler ve yerleşenler olmuştur. Bu nedenle şiirimizde “Nice yollar Mahmatlı’ya vardılar” dedik. 

 ______________________

 

Şimdi de sıra, köyümüzün “Hakk’a varmış” güzel insanlarında:

Başkatip Faik bey Çankırı’dandı,
Kamran, Veciye, Röveyde üç kızı vardı.
Mürsel amcam Faik beyin damadı
Köyümüzü ünlendiren onlardır.

Köyümüzde kimler yaşadı kimler,
Garhaydarlar, Gocosmanlar, Rüstemler.
Gocüsinler, Bilal ağa, Mürseller,
Köyümüzü şenlendiren onlardır.

Hafız Hüseyn gelmiş ta Gerede’den,
Aceroğlu ise Çamlıdere’den.
Hacı Celil Erzurum mu nereden.
Köyümüzü canlandıran bunlardır.

Hacı Osman dede Yaylalıöz’den,
Hacsameddin giller de Abazlı’dan.
Koçhisarlı kimler kaldı Aziz’den?
Köyümüzü ünlendiren bunlardır.

Türkoba’dan gelen Türkoğlu Ali,
Yiğitmiş, cömertmiş ve de çok namlı.
Hacıkadın Rukiye anlı ve şanlı,
Köyümüzü şanlandıran onlardır.

Bilal usta köyü mamur eyledi.
Çekinmedi dobra dobra söyledi.
Okul, çeşme, camiyi var eyledi.
Köyümüzü taçlandıran onlardır.

Mehmet Çetin hem dürüst, hem de şendi.
Hacede’yle Böğürçeşme gülşendi.
Fevzi-Gecekuşu hep güreşendi,
Köyümüzü şenlendiren onlardır.

Veysel abi, Akbaş Ali ve Dişçi,
Almanya’da olmuşlar idi işçi.
Kimisi tuğlacı, kimi demirci,
Almanya’yı canlandıran onlardır.

Bico dayı, Hacı Mamo göçtüler,
Hacı Arap, Cevdet abi geçtiler.
Abidin, Kemal, Suat, Hacı uçtular.
Yürekleri gamlandıran onlardır.

Ecel kimisine erken ulaşır,
Turan abim, Bayram Öztürk ve Aşır,
Umarız cennette olurlar haşir
Gözyaşını kanlandıran onlardır.

Ali kahya, Ayşala, Mirza dayı
Hacı Kerim, Halil ve akrabayı,
Gözettiler, ekip, biçip buğdayı.
Köyümüzü canlandıran onlardır.

Bayburtlu Pehlivan Nuri güreşti.
Hamdi ile Necip ise kardeşti.
Hepsinin yolları sinde birleşti.
Gönülleri gamlandıran onlardır.

Sadık’la Celal’ın atası Ahmet,
Köyümüzden geçen herkese rahmet,
Biri diğerine etmezdi zahmet,
Köyümüzü şenlendiren onlardı.

Konya’dan İbrahim, Ömer efendi,
Mahmatlı’ya son zamanda gelendi.
Esat Çelik Erzurum’dan kalandı.
Köyümüzü ünlendiren onlardır.

Haylolo’nun adı sanı kalmadı.
Kim olduğun bile kimse bilmedi.
Kezo dayı işte onun damadı.
Köyümüzü şanlandıran bunlardır.

Hacı Kazım değerli bir zat idi,
Elim bir kazaya o kurban gitti.
Toprak böyle nicesini öğüttü.
Köyümüzü ünlendiren onlardır.

Sabri hoca Hakk’ın veli kuluydu,
Kezo dayı gizlice bir veliydi.
Hacı Kazım kimse bilmez ki neydi?
Köyümüzü nurlandıran onlardır.

Hacı Vicdan ayda kırk gün çalıştı.
Çalışması ibadetti, yarıştı.
O da çoktan topraklara karıştı.
Köyümüzü canlandıran onlardır.

Abo’nun uşaklar, Bulduk ve Nuri
Kanlı, canlı makineydi her biri.
Yedikleri ekmek hep alın teri
Köyümüzü şanlandıran onlardı.

Şiran’lı Mürteza cami temeli,
Vardı Hakk’a Ahmet Emin Töreli.
Temir usta, Erzurum’dan, İspir’li.
Köyümüzü ünlendiren onlardı.

İrfan abi Gocüseyn’den yadigar,
O da göçtü, ondan da Hüseyin var.
Gara Bayram, şimdi acep kim anar?
Köyümüzü namlandıran bunlardı.

Üssük onbaşıyla İplikçi Ali,
Neşet, Bekir ve de savcılı Nuri,
Nusret-Nuri Yılmaz kardeş ve abi,
Köyümüzü şenlendiren onlardı.

Aliş-Haydar Şimşek akrabaydılar.
Şık Osman ve Zeyver garibandılar.
Kerim, Kazım ve İsmail vardılar,
Köyümüzü canlandıran onlardı.

Köyün maskotuydu şen Yahya dayı,
Hızla dolaşırdı koca dünyayı,
Kazada yitirdi oğlu Kemal’i
Köyümüzü şenlendiren onlardı.

Ürüstem dayının oğluydu Nuri,
Koçhisar’dan gelme yiğitti Baki,
Kimseye kalmıyor bu dünya fani,
Gönlümüzü gamlandıran onlardı.

KÖYÜMÜZDEN GÜZEL ANILAR

Ramazan ayında tırpanla ekin biçerken:

Al’emmi’ynen dağda ekin biçerken,
Biz yanında soğuk suyu içerken,
Bize bakıp kendisinden geçerken,
Bir defaya mahsus oruç bozduydu.

Okulumuzdaki müdür ve öğretmenin kavgası:

Müdür, Ramazan’a bir tokat attı.
Attığı tokatla burnun kanattı.
Ürüstem dayı da okulu bastı.
Öğretmen müdürden hesap sorduydu.

Müdür kızıp, öğretmene vurunca,
Nadiye’nin sesi köyü sarınca,
Cevdet de müdürün saçın yolunca,
Müdür de Cevdet’e yumruk vurduydu.

Hulusi ağabeyin dükkanında:

Hulusi abinin bakkalı vardı,
Bir gün bu bakkalı Romanlar sardı,
Tayir abi kapıyı dışardan sürdü,
Üç beşinin kafasını kırdıydı.

Fevzi ağabeyin dükkanında:

Fevz’abiden on paket çay almışlar..
Fazla diye dördün geri vermişler.
Meğer içlerine sinek koymuşlar.
Hikayeyi duyan herkes güldüydü.

Fevz’abi onları çay diye satmış,
Gelin de çay diye demliğe atmış.
Sineği görünce yere fırlatmış,
“Bu ne?” diye şikayete geldiydi.

Muharrem KILIÇ
19.Şubat.2008
Bolu- İstanbul