Mahmatlı Köyü Forumları » Tanışma

MAHMATLILI ŞAİRLERİN ŞİİRLERİ

(29 posts)
  • 10 ay önce admin tarafından başlatıldı
  • MuharremKl tarafından son cevap

  1. Sevgili Mahmatlılı Hemşehrilerimiz,

    Mahmatlılı Şairlerin Şiir Şölenini 21 Mart 2010 tarihinde Nevruz Bayramında gerçekleştirmeyi planlıyoruz.

    "Ben de şiir yazıyorum ve bu şölende yer almak istiyorum" diyor iseniz, şiirlerinizi forumumuzun bu bölümüne ekleyiniz. Yeni konu açmadan, bu başlığın altına yorum olarak şiirlerinizi eklerseniz; şölen gününe kadar bize ulaşan şirleri derleyerek bir kitapçığa dönüştürme imkanımız dahi olabilir.

    Şiirle sınırlandırmanın ötesinde Mahmatlıyı anlatan yazı ve metinlerinizi yazmanızı bekliyoruz.

    Dolu dolu bir şölen için desteklerinizi, duygularınızı ve yüreğinizin resmini görmek istiyoruz.

    Mahmatlı yürekli ve becerikli insanların yurdudur...

    Saygılarımızla

    Site Yönetimi

    10 ay önce #
  2. MuharremKl
    Üye

    Mahmatlı Onlardı

    Köyümüzün “Hakk’a varmış” güzel insanlarına…

    Başkatip Faik bey Çankırı’dandı,
    Kamran, Veciye, Röveyde üç kızı vardı.
    Mürsel amcam Faik beyin damadı
    Köyümüzü ünlendiren onlardır.

    Köyümüzde kimler yaşadı kimler,
    Garhaydarlar, Gocosmanlar, Rüstemler.
    Gocüsinler, Bilal ağa, Mürseller,
    Köyümüzü şenlendiren onlardır.

    Hafız Hüseyn gelmiş ta Gerede’den,
    Aceroğlu ise Çamlıdere’den.
    Hacı Celil Erzurum mu nereden.
    Köyümüzü canlandıran bunlardır.

    Hacı Osman dede Yaylalıöz’den,
    Hacsameddin giller de Abazlı’dan.
    Koçhisarlı kimler kaldı Aziz’den?
    Köyümüzü ünlendiren bunlardır.

    Türkoba’dan gelen Türkoğlu Ali,
    Yiğitmiş, cömertmiş ve de çok namlı.
    Hacıkadın Rukiye anlı ve şanlı,
    Köyümüzü şanlandıran onlardır.

    Bilal usta köyü mamur eyledi.
    Çekinmedi dobra dobra söyledi.
    Okul, çeşme, camiyi var eyledi.
    Köyümüzü taçlandıran onlardır.

    Mehmet Çetin hem dürüst, hem de şendi.
    Hacede’yle Böğürçeşme gülşendi.
    Fevzi-Gecekuşu hep güreşendi,
    Köyümüzü şenlendiren onlardır.

    Veysel abi, Akbaş Ali ve Dişçi,
    Almanya’da olmuşlar idi işçi.
    Kimisi tuğlacı, kimi demirci,
    Almanya’yı canlandıran onlardır.

    Bico dayı, Hacı Mamo göçtüler,
    Hacı Arap, Cevdet abi geçtiler.
    Abidin, Kemal, Suat, Hacı uçtular.
    Yürekleri gamlandıran onlardır.

    Ecel kimisine erken ulaşır,
    Turan abim, Bayram Öztürk ve Aşır,
    Umarız cennette olurlar haşir
    Gözyaşını kanlandıran onlardır.

    Ali kahya, Ayşala, Mirza dayı
    Hacı Kerim, Halil ve akrabayı,
    Gözettiler, ekip, biçip buğdayı.
    Köyümüzü canlandıran onlardır.

    Bayburtlu Pehlivan Nuri güreşti.
    Hamdi ile Necip ise kardeşti.
    Hepsinin yolları sinde birleşti.
    Gönülleri gamlandıran onlardır.

    Sadık’la Celal’ın atası Ahmet,
    Köyümüzden geçen herkese rahmet,
    Biri diğerine etmezdi zahmet,
    Köyümüzü şenlendiren onlardı.

    Konya’dan İbrahim, Ömer efendi,
    Mahmatlı’ya son zamanda gelendi.
    Esat Çelik Erzurum’dan kalandı.
    Köyümüzü ünlendiren onlardır.

    Haylolo’nun adı sanı kalmadı.
    Kim olduğun bile kimse bilmedi.
    Kezo dayı işte onun damadı.
    Köyümüzü şanlandıran bunlardır.

    Hacı Kazım değerli bir zat idi,
    Elim bir kazaya o kurban gitti.
    Toprak böyle nicesini öğüttü.
    Köyümüzü ünlendiren onlardır.

    Sabri hoca Hakk’ın veli kuluydu,
    Kezo dayı gizlice bir veliydi.
    Hacı Kazım kimse bilmez ki neydi?
    Köyümüzü nurlandıran onlardır.

    Hacı Vicdan ayda kırk gün çalıştı.
    Çalışması ibadetti, yarıştı.
    O da çoktan topraklara karıştı.
    Köyümüzü canlandıran onlardır.

    Abo’nun uşaklar, Bulduk ve Nuri
    Kanlı, canlı makineydi her biri.
    Yedikleri ekmek hep alın teri
    Köyümüzü şanlandıran onlardı.

    Şiran’lı Mürteza cami temeli,
    Vardı Hakk’a Ahmet Emin Töreli.
    Temir usta, Erzurum’dan, İspir’li.
    Köyümüzü ünlendiren onlardı.

    İrfan abi Gocüseyn’den yadigar,
    O da göçtü, ondan da Hüseyin var.
    Gara Bayram, şimdi acep kim anar?
    Köyümüzü namlandıran bunlardı.

    Üssük onbaşıyla İplikçi Ali,
    Neşet, Bekir, Nuri, savcılı Sabri,
    Nusret-Nuri Yılmaz kardeş ve abi,
    Köyümüzü şenlendiren onlardı.

    Aliş-Haydar Şimşek akrabaydılar.
    Şık Osman ve Zeyver garibandılar.
    Kerim, Kazım ve İsmail vardılar,
    Köyümüzü canlandıran onlardı.

    Köyün maskotuydu şen Yahya dayı,
    Hızla dolaşırdı koca dünyayı,
    Kazada yitirdi oğlu Kemal’i
    Köyümüzü şenlendiren onlardı.

    Ürüstem dayının oğluydu Nuri,
    Koçhisar’dan gelme Aziz ve Baki,
    Gitti Abbas abi, bu dünya fani,
    Gönlümüzü gamlandıran onlardı.

    Unuttuğum varsa alınmasınlar,
    Garip Birfani’ye darılmasınlar,
    Dünyada kimseye kırılmasınlar,
    Sevip, saydığımız işte onlardı.

    Muharrem KILIÇ
    11.10.2009
    ANKARA

    MAHMATLI ONLARDIR – 2

    Köyümüzün “Hakk’a varmış” güzel insanlarına…

    Hacı Hamdi ile Necip Dalbudak,
    Amcaoğlu idi yanılmıyorsak,
    Kimler gelip geçmiş, geriye bir bak.
    Köyümüzü şanlandıran onlardı.

    Kardeşti Hayati ve Halis Gürbüz,
    Hasan Acar, Hayri Öztürk, biliriz.
    İsmail Şimşek’i arar buluruz.
    Köyümüzü ünlendiren onlardı.

    Hacı abi mütevazı bir kuldu. (Hacı İsmail Çetin)
    Yürüdüğü yol da doğru bir yoldu.
    Her can gibi, ahir Mevla’yı buldu.
    Köyümüzü gamlandıran bunlardı.

    Gocosman’dan bir de Goca Niyazı,
    Var mıdır bilemem, bir oğlu, kızı,
    Unutulmak mıdır yürekte sızı,
    Köyümüzü gamlandıran onlardı.

    İzzetin’le Sebahattin kardeşti,
    Kader vurdu, yolları ayrı düştü.
    Sebahattin Acar erkenden göçtü,
    Köyümüzü şenlendiren onlardı.

    Şerafettin ve İbrahim Tepecik,
    Ve Esat oğlu Selahattin Çelik,
    Üçler ile Şevki iki kardeşlik,
    Köyümüzü gamlandıran onlardı.

    Amca oğlum Cevat yürekte sızı,
    Genç iken göçtü de ağlattı bizi.
    Düşünmeye saldı her birimizi,
    Köyümüzü gamlandıran onlardı.

    Ali Dönmez bir var oldu, bir de yok.
    Hacı Öztürk sanki bu dünyaya yük.
    Hafız oğlu Mehmet her yerde büyük,
    Köyümüzü ünlendiren onlardı.

    Köyümüzde misafir enişte Kasım,
    Herkesle dost idi, olmadı hasım.
    Genç yaşta o gitti, oğlu yaşasın,
    Köyümüzü gamlandıran onlardı.

    Apansız ayrıldı Muharrem Yılmaz,
    Ağlayıp sızlasan geriye gelmez,
    Kaderden öte bir yol da bulunmaz,
    Köyümüzü gamlandıran onlardır.

    Birfani, seni de anan olur mu?
    O da göçtü diye yanan olur mu?
    Salına kuş gibi konan olur mu?
    O var, ben yok, biz var, keder olur mu?

    Muharrem KILIÇ
    14.10.2009
    İSTANBUL

    KARACAOĞLU AHMET BEY

    Yağız donlu beylik ata binerdin,
    Sakin sakin Pancarlı’ya inerdin.
    “Bura ecdadımın yerleri” derdin,
    Nerdesin heey Karacoğlu Ahmet bey?

    Tüm çocuklar dut dalına dalardık,
    Kuşlar gibi dallarına konardık.
    Sen gelirken daldan sarkıp kaçardık,
    Nerdesin heey Karacoğlu Ahmet bey?

    Dut dalını Ekrem abi kestirdi,
    Çördük dalı yalnız kaldı. Küstürdü.
    Armudun dalına balta astırdı,
    Nerdesin heey Karacoğlu Ahmet bey?

    Kendiniz gittiniz adınız kaldı,
    Hatıranız ile yadınız kaldı.
    Cümle ağızlarda tadınız kaldı
    Nerdesin heey Karacoğlu Ahmet bey?

    Ekmek aşınızı yemeyen mi var?
    “Allah razı olsun” demeyen mi var?
    Anılarınızı bilmeyen mi var?
    Nerdesin heey Karacoğlu Ahmet bey?

    Birfani ozanım yazar-söylerim,
    Dünya kime kalmış ki ben neylerim
    Cümlenize Hakk’tan rahmet dilerim,
    Nerdesin heey Karacoğlu Ahmet bey?

    Muharrem KILIÇ
    Şubat 2008
    ANKARA

    10 ay önce #
  3. MuharremKl
    Üye

    BİLAL AĞA

    Babamın aziz hatırasına.

    Zorlu bir muhtardın sen Bilal ağa,
    Sözünü geçirdin ovaya, dağa.
    Yakın durur, hükmederdin uzağa.
    Zaman geçti, sen kocaldın, yer durur.

    Genç ve yaşlı hatır gönül sayardı.
    Her ne desen komşuların uyardı,
    Tanrı misafiri sende doyardı,
    Zaman geçti, sen yok oldun, yer durur.

    Sevgiyle doluydu yüreğin senin.
    Parlardı her daim küreğin senin,
    Hep yakın olurdu ırağın senin,
    Zaman geçti, sen kayboldun, yer durur.

    Bir evi üç günde teslim ederdin.
    Çoban gibi, emaneti güderdin.
    Her “İmdat”a Hızır gibi yeterdin,
    Zaman geçti, toprak oldun, yer durur.

    Adalet terazin doğru tartardı.
    Ünün artar, dört bir yanı tutardı.
    Yüreğin her daim dostça atardı.
    Zaman geçti, unutuldun, yer durur.

    Haydar ağa, Gocüseyin yok oldu.
    Toklar aça döndü, açlar tok oldu.
    Çok eridi, ama azlar çok oldu,
    Zaman geçti, sen yok oldun, yer durur.

    Ne Ahmet, ne Osman, ne Rüstem kaldı.
    Celil, Kerem, Mürsel san ki masaldı.
    Kimini yel, kimini de sel aldı.
    Zaman geçti, sen kayboldun, yer durur.

    Cümle arkadaşın hep geldi sana.
    Hiç kimse kalmamış burda baksana!
    Doğru yaşadıysan, korku yok sana.
    Zaman geçti, sen kayboldun, yer durur.

    Geriye, yaptığın çeşmeler kaldı.
    Onların da suyu iyce azaldı.
    Bil ki dünya sizle daha güzeldi.
    Zaman geçti, toprak oldun, yer durur.

    Şimdilik ayakta yaptığın evler.
    Yerini almazsa betonarmeler.
    Hızla yükseliyor köyler, şehirler.
    Zaman geçti, unutuldun, yer durur.

    Bir pul etmez değeri şu dünyanın.
    Bir taş kadar hükmü yokmuş insanın.
    Bir eserin varsa hep hayattasın.
    Zaman geçti, toprak oldun, yer durur.

    Köy çeşmesi çoktan bir masal oldu.
    Komşuluk hakları hep unutuldu.
    Her evin damına çanaklar kondu.
    Zaman geçti, sen kayboldun, yer durur.

    Koç katımı neydi, bilinmez oldu.
    Koyunlar kuzular melemez oldu.
    Çoban, patron oldu ve gelmez oldu.
    Zaman geçti, toprak oldun, yer durur.

    Vefalı dostlarda her sözün durur.
    Dokuz dolambaçta da izin durur.
    Bağlara diktiğin filizin durur.
    Zaman geçti, sen yok oldun, yer durur.

    Birfani, dünyanın malı yalandır.
    Şöhreti, şaşaası gülü yalandır.
    Bir eserin varsa, senden kalandır.

    Zaman doğru işler ve budur gerçek.
    Bekle baba, herkes O’na dönecek.

    Muharrem KILIÇ
    15 Mart 2007
    İstanbul

    10 ay önce #
  4. MuharremKl
    Üye

    SENDEN GAYRI HER ŞEY BOŞ

    “Ey Allah’ım, beni senden ayırma”
    Bu dünyada senden gayrı her şey boş.
    Sevdiklerine kat, beni ayırma,
    Bu dünyada senden gayrı her şey boş.

    Kimsesiz değilim, kimsem var! Sensin.
    Sevmeye değecek bir tek yar, Sensin.
    İbrahim’i yakmayan nar, o Sensin.
    Bu dünyada senden gayrı her şey boş.

    Zillete düştüğüm anda sen varsın.
    Millete şaştığım anda sen varsın.
    Nurunda piştiğim anda sen varsın.
    Bu dünyada senden gayrı her şey boş.

    Yakup gibi rüzgârları kokladım.
    Kayıp gecelerde sessiz ağladım.
    Umudumu yalnız sana bağladım.
    Bu dünyada senden gayrı her şey boş.

    Beni terk etmezsin, bunu bilirim.
    Nereye “gel” desen, anda gelirim.
    Nefs elinden nasıl emin olurum?
    Bu dünyada senden gayrı her şey boş.

    Hani evlat, ayal, akraba, hısım?
    Bilmem hangisi dost, hangisi hasım.
    Senin adın ezberimde tek isim,
    Bu dünyada senden gayrı her şey boş.

    Bir gün anlar elbet nasibi olan,
    Senden gayrı nedir dünyada kalan?
    Gördüğüm her şey sen, gerisi yalan!
    Bu dünyada senden gayrı her şey boş.

    Bana senin elin ile verenler,
    Beni senin gözün ile görenler,
    Haricinde hepsi sahte yarenler,
    Bu dünyada senden gayrı her şey boş.

    Birfani’yim seni gördüm kul oldum.
    Seni sevenlere toprak yol oldum.
    Çiçek oldum, arı oldum, bal oldum,
    Bu dünyada senden gayrı her şey boş.

    Muharrem KILIÇ
    17.10.2009
    ANKARA

    10 ay önce #
  5. MuharremKl
    Üye

    AHDE VEFA

    Bir insanın yoksa ahde vefası,
    Neye yarar, olsa dünya dehası?
    Vefalı insandır insanın hası,
    Vefasızdan uzak durmak gerekmiş.

    İnsanın değeri neyle ölçülür?
    Kiloyla, yaşıyla, boyla ölçülür.
    Bunlar yanlış, doğru böyle ölçülür;
    Gerçek ölçü, vefalı bir yürekmiş.

    Teşekkür etmeyen şükürü bilmez,
    Tefekkür etmeyen fikiri bilmez,
    Vefasız yürekler zikiri bilmez.
    Dünya daim değil, kısa durakmış.

    Her şeyin başında, sonunda O var.
    Dünyada, ahrette, sininde O var.
    İnsanın şanında, dininde O var,
    İnsanı tanımak, kuru merakmış.

    Üzülme, insana gönül koyup da,
    Gözyaşınla şu yüzünü yuyup da,
    Dertlenme hiç, eyvah, eyvah deyip de,
    Gönül koyduğunun, gönlü kurakmış.

    Dönüp de bir daha ardına bakma,
    Lafını, sözünü aklına takma,
    Ahde vefasızla sen yola çıkma,
    Bırak gitsin, onu. O’da bırakmış.

    Birfani, sadece dostunu izle,
    Vefalı bir dostun yolunu gözle.
    Vefasızı yüreğinden temizle.
    O’ndan ırak olan, sana ırakmış.
    Muharrem KILIÇ
    09.04.2009 / Ankara

    10 ay önce #
  6. MuharremKl
    Üye

    DİKİLİ AĞACIN OLSUN
    Ağaç, bu dünyanın ziyneti, süsü
    O, kara toprağın yeşil örtüsü
    Gönlü şenlendirir hoş görüntüsü
    Ağaç dik, dağ ve taş hep orman olsun.
    Yeter ki dikili ağacın olsun.

    Gölgesi, meyvesi ayrı bir güzel,
    Güzeldir yaprağı, olsa da gazel.
    Fidan dik, kutludur bu işler ezel,
    Kimin bahçesinde olursa olsun,
    Yeter ki dikili ağacın olsun.

    Gölgesinde dinlenir yorgun insan,
    Yaprağından yemlenir kurt, kuş, hayvan,
    Sana dua eder, döndükçe devran
    Bırak, ıssız dağda, derede olsun,
    Yeter ki dikili ağacın olsun.

    Dostun bahçesine dik de bir fidan,
    Senden sonra bulunsun bir hatıran.
    Yoksa hiç bulunmaz adını anan
    Emeğinle dost bahçesi şen olsun,
    Yeter ki dikili ağacın olsun.

    Toprağa borcunu ödemek için,
    Güzel nidaları dinlemek için,
    Sonsuzluğa doğru ünlemek için,
    Bir tohum at yere ve orman olsun,
    Yeter ki dikili ağacın olsun.

    Bir çekirdek, bir ağaca can verir,
    Bir tek ağaç, bin meyveye dönenir,
    Bin meyveden koca orman donanır,
    İnsan, çekirdekte ormanı bulsun.
    Yeter ki dikili ağacın olsun.

    Huzur istiyorsan, iki cihanda,
    Birfani, fırsat bu, işte karşında!
    Ağaç dik! Ağaç kalmadı vatanda.
    Mezarın bir çınar gölgesi olsun,
    Yeter ki dikili ağacın olsun.

    Muharrem KILIÇ
    05.04.2009
    ANKARA

    10 ay önce #
  7. MuharremKl
    Üye

    DÖRT YİĞİT

    Dört yiğit tanırım, dördü de kardeş,
    Her biri nefsiyle savaşmaktadır.
    Dört yiğit tanırım, birbirine eş,
    Her biri Hakk için vuruşmaktadır.

    Ebubekir, Ömer, Osman ve Ali,
    Ahlakıyla süslü, dört gizli veli,
    Hatayı kaldırmaz, ağır vebali,
    Her biri biriyle yarışmaktadır.

    Yaratan onları güzel yaratmış,
    Herkes gibi, her birini özel yaratmış.
    Muhammedi ahlak ile kuşatmış,
    Her bir yolunda çalışmaktadır.

    Helal bir rızıktan mevcud eylemiş,
    Helal bir bedende vücud eylemiş,
    Elest aleminde sücud eylemiş,
    Her bir haramla savaşmaktadır.

    Haksızlığa göğüs geren dört yiğit,
    Her birisi ordu yaran dört yiğit,
    Huzura da “doğru” varan dört yiğit,
    Her biri doğruyu konuşmaktadır.

    Her birisi Türk ve Evladı Resul,
    Yol verilmiş, herkes kendinden mesul.
    Üzere yürürler, erkan ve usul,
    Her biri erdemde yarışmaktadır.

    Bazen nefsin oyununa gelirler,
    Gazapla tutuşup alevlenirler,
    Anında nedamet duyup sönerler,
    Her biri nefsiyle savaşmaktadır.

    Nefsle gönül tutuşunca savaşa,
    Olmadık işleri açarlar başa,
    Nefsi terk eyleyip gel koşa koşa,
    Her biri Hakk diye çığrışmaktadır.

    Evlat ve ayalden çekilen çile,
    Fırın ateşidir, kaçma nafile.
    Karşı koy ateşe, sen de sabr ile.
    Bu fırında nefisler pişmektedir.

    Bir de kardeş, Fatımana gönüllü,
    Hak onu koruyor, kardeşler gülü.
    Ne güzel bir haslet, ölmeden ölü,
    Her biri onun çün yarışmaktadır.

    Her birisi artık kırkı geçince,
    Birfani görevin yapar yerince,
    Tefekkür eylesin herkes derince,
    İnsan dururken de koşuşmaktadır.

    Muharrem KILIÇ
    09.09.2008
    İSTANBUL

    10 ay önce #
  8. MuharremKl
    Üye

    DUA

    Bir Tanrım,
    Ulu Tanrım,
    Gök Tanrım.
    Rızkımızı bollaştır,
    Arttır, taşır, dök Tanrım.

    Bizi senden ırayacak,
    Verme bize yük Tanrım.

    Kök üstünde dal bitir,
    Kurumasın kök Tanrım.

    Atma bizi Tamu’ya,
    Uçmağına sok Tanrım.

    Sonsuz şükürler sana,
    Çok şükür, çook Tanrım.

    Varsın, birsin, büyüksün,
    Senden büyük yok Tanrım.

    Muharrem KILIÇ
    30 Ekim 2007
    Bolu

    10 ay önce #
  9. MuharremKl
    Üye

    KÖTÜ ADAM

    Allah’ım, kullarından,
    Ekmek, aşı kıskanmadım.
    Ben bir “kötü adam”ım.
    Tarla, taşı kıskanmadım,
    Ben bir “kötü adam”ım.

    Dünyaya geldim geleli,
    “İnsanı” sevdim seveli,
    Bilirim bu yol çileli,
    Gözde yaşı kıskanmadım,
    Ben bir”kötü adam”ım.

    Allah’ın verdiği malı,
    Kullarına dağıtmalı
    Deyip de açtım kolları,
    Üçü, beşi kıskanmadım,
    Ben bir “kötü adam”ım.

    Değil midir dünya fani?
    “Hayır” diyen varsa, hani!
    Çıkınca bu yola yani,
    Yolda başı kıskanmadım,
    Ben bir “kötü adam”ım.

    Ulu orta her halini,
    Deme sakın sen kal’ini.
    Çekemezsin vebalini,
    Barda başı kıskanmadım,
    Ben bir “kötü adam”ım.

    Allah’ın fani kuluyum,
    Demedim ki “Ben uluyum”.
    Kim kaybetmiş, ben buluyum?
    Canda leşi kıskanmadım,
    Ben bir “kötü adam”ım.

    Toprağım, köprüyüm, yolum.
    Bilirim fani bir kulum.
    Ne verilirse kabulüm.
    Gözde kaşı kıskanmadım,
    Ben bir”kötü adam”ım.

    Halka döndükçe yüzümü,
    Üzüp gittiler özümü.
    Dinlemediler sözümü.
    Kuru, yaşı kıskanmadım,
    Ben bir “kötü adam”ım.

    Bu yurdun dört ucu benim.
    Hepsine sonsuz güvenim.
    Efe, zeybek ve seğmenim.
    Ben dadaşı kıskanmadım.
    Ben bir “kötü adam”ım.

    Ekmek atım, taş attılar.
    Gözüm yumdum, kaş attılar.
    Ve bir fitne başlattılar.
    Gönüldaşı kıskanmadım,
    Ben bir “kötü adam”ım.

    Bir bağ diktim, kuruttular.
    Emek verdim, unuttular.
    Ben güldükçe, somurttular.
    Ben yoldaşı kıskanmadım,
    Ben bir “kötü adam”ım.

    İyi-kötü karıştırdım.
    Küsülüyü barıştırdım.
    Nefsle gönlü yarıştırdım.
    Sabır taşı kıskanmadım,
    Ben bir “kötü adam”ım.

    Birfani’yim ben adımla,
    İki cihan muradımla,
    Kendi çektiği atıyla,
    Giden naaşı kıskanmadım,
    Ben bir “kötü adam”ım.

    Muharrem KILIÇ
    12.06.2000
    Ankara

    10 ay önce #
  10. MuharremKl
    Üye

    SEVDİĞİNİ ÇEKTİN ALDIN

    Rahmetli Sabri hocaya

    Sevdiğini çektin aldın.
    Şükür emrine ya Rabbi.
    Sevenleri derde saldın,
    Şükür emrine ya Rabbi.

    Bir tipiyle, fırtınayla,
    Karla, soğukla, borayla,
    Bilinen bir bahaneyle,
    Sevdiğini çektin aldın.

    Severdi ikram, izzeti,
    Bilinmedi hiç kıymeti.
    O bize bir emanetti,
    Sevdiğini çektin aldın.

    Garip yüzü hep gülerdi,
    Bilmezdi kederi, derdi.
    Yavan-yaşık bulsa yerdi,
    Sevdiğini çektin aldın.

    Yunus O’ydu, O Mevlana,
    Güven verirdi insana.
    Doyamadan şu cihana,
    Sevdiğini çektin aldın.

    Ocak ayı otuz biri,
    Beyaz kara kaz kabiri.
    Zehir ettin doksan biri,
    Sevdiğini çektin aldın.

    Rahat yüzü görmemişti,
    Kaderi hiç gülmemişti,
    Yad’a düşman olmamıştı,
    Sevdiğini çektin aldın.

    Ölüm haktır, ayrılık zor,
    Şu gurbette, gel bana sor.
    Hasreti içimde bir kor,
    Sevdiğini çektin aldın.

    Şen sohbeti, tatlı dili,
    Hiç almayan, veren eli,
    Kimisine göre deli,
    Sevdiğini çektin aldın.

    Mal kazandı, mülk kazandı,
    Hiç kimseye yaranmadı,
    Dar gününde aranmadı,
    Sevdiğini çektin aldın.

    Sen sahip çık, yeter bize.
    Koy toprağa, koy denize.
    Yaratılmış dost nemize,
    Sevdiğini çektin aldın.

    Dostu, senin dostlarındı.
    Düşmanı düşmanlarındı.
    İşte böyle bir insandı,
    Sevdiğini çektin aldın.

    Azap etme kabirinde,
    Cennete koy, ahirinde.
    Kul senindir, rahmet sende,
    Sevdiğini çektin aldın.

    Mahrum etme rahmetinden,
    Muhammed(SAV) şefaatinden.
    Seçtin onu içimizden,
    Sevdiğini çektin aldın.

    Şu Birfani’nin gönlünce,
    Uçmak’tadır Sabri hoca,
    Muhabbet et gündüz, gece,
    Sevdiğini çektin aldın.

    Muharrem KILIÇ
    31.01.1991
    İSTANBUL

    10 ay önce #
  11. MuharremKl
    Üye

    ASİYE KARA ŞİİRLERİ

    Bu bölümde, köyümüzün bilinmeyen şairlerinden Asiye KARA kardeşimizin şiirlerine yer vereceğiz. Kendisi köyde yaşadığı ve imkanları da kısıtlı olduğu için, onun bu siteye ve foruma ulaşması çok zor. Bu nedenle, kardeşi Zekiye KILIÇ tarafından bilgisayar ortamına aktarılıp bize gönderilen şiirlerini buradan sizlere iletmeye çalışacağız.
    Asiye kardeşimiz gibi daha nice yetenekli kardeşlerimizin var olduğundan hiç şüphemiz yok. Sizlerden beklentimiz, çevrenizdeki yetenekli köylülerimizin eserlerinin buradan topluma yansıtılmasına yardımcı olmanızdır. Şimdiden teşekkürler.

    İşte Asiye kardeşimizin şiirlerinden bazıları:

    YALAN DÜNYA

    Güzellik ve cazibenle
    Yalan dünya değil misin?
    Hasretinle gönlümüze
    Dolan dünya değil misin?

    Doldurursun türlü dertle
    Gezdirirsin gurbet elde
    Saza koyup türlü dilde
    Çalan dünya değil misin?

    Coşturursun bir hayhayla
    Yarı yolda korsun yaya
    Dertli günde kahkahayla
    Gülen dünya değil misin?

    Yoğurursun hamurunda
    Törpülersin çamurunda
    Ve bir avuç toprağında
    Gömen dünya değil misin?

    Asiye KARA

    10 ay önce #
  12. MuharremKl
    Üye

    SEVGİ EKTİM SEVGİ BİÇTİM

    Yüce rabbim adın ile
    Sevgi ektim, sevgi biçtim.
    Gülen yüze, tatlı dile
    Sevgi ektim, sevgi biçtim.

    Ruha inen bir nur gibi,
    Kalbe yağan yağmur gibi,
    Sanki bebek uyur gibi,
    Sevgi ektim, sevgi biçtim

    Yüreğimde bir gül biter,
    Konar ona bülbül öter,
    Hak’tan gelen Hak’ka gider,
    Sevgi ektim, sevgi biçtim.

    Yüce Rabbim verdi bana,
    Muhabbet dolu bir kova,
    Tarla tarla, ova ova
    Sevgi ektim, sevgi biçtim.

    Asiye KARA

    10 ay önce #
  13. MuharremKl
    Üye

    YALAN DÜNYA

    Yalan dünya çekemedim kahrını
    Deldin derin yerden kara bağrımı
    Aldın büyümedik körpe yavrumu
    Yürü yalan dünya senden usandım.

    Yaşıyorum dünya, yorgun çilekeş
    Kırıldı umudum, doğmasın güneş
    Yaşadığım hayat zaten keşmekeş
    Söyle yalan dünya senden usandım.

    Kahretmişim, taşına toprağına
    Düşürdün yavrumu hain ağına
    Geldi mi feryadım o kulağına
    Yürü zalim dünya senden usandım.

    Neyini seveyim her şeyin hain
    Sana tapanlar da sen gibi zalim
    Hani nerde benim o gonca gülüm
    Aldın yalan dünya senden usandım.

    Asiye KARA

    10 ay önce #
  14. MuharremKl
    Üye

    GİDER

    Derdimi söyledim yüce dağlara
    Dinledi de döndü viran bağlara
    Akıbetim buymuş mutlu çağlarda
    Acılar içimi yakar da gider.

    Sevgiyi tanımazdım içim bomboştu
    Bir damla tadınca benliğim coştu
    İki buçuk ay da olsa mutluluk hoştu
    Şimdiyse gözüme bakar da gider.

    Sevgimi anlatam dipsiz bir kuyu
    Hasretlik kaynatır sınırsız suyu
    Karanlık gece gibi içim de koyu
    Sonsuzluk beni de alır da gider.

    Asiye KARA

    10 ay önce #
  15. MuharremKl
    Üye

    ZALİMSİN DÜNYA

    Benden çok şey aldın bana kalmazsın
    Zalimsin, zalimsin, zalimsin dünya
    Nice canlar aldın benle doymazsın
    Hainsin, hainsin, hainsin dünya.

    Bir gün bana dost olmadın, gülmezsin
    Senden nefret ettiğimi bilmezsin
    Mezarımı kazıp beni beklersin
    Zalimsin, zalimsin, zalimsin dünya.

    Bekle günüm yetsin ben de gelecem
    Bir avuç toprağına mekân kılacam
    Sende iken senden ben kurtulacam
    Hainsin, hainsin, hainsin dünya.

    Kahrettin de beni doldurdun dertle
    Gezdirdin kahırla ve de mihnetle
    Davacıyım senden, bin bir sebeple
    Zalimsin, zalimsin, zalimsin dünya.

    13 Şubat 1988/Cuma
    Asiye KARA

    10 ay önce #
  16. MuharremKl
    Üye

    ŞEN DEĞİLSİN GÖNLÜM

    İnceden inceye dalar gidersin
    Şen değilsin gönlüm, yine dertlisin.
    Nasıl avutayım, neyle dinersin?
    Şen değilsin gönlüm, yine dertlisin.

    Beni tel kafeste esir eylersin
    Bir dile getirsem neler söylersin
    Bir avuç mutlulukla neylersin
    Şen değilsin gönlüm, yine dertlisin.

    Bülbül olup bir gül dalında ötsem
    Bulut olup mavi göklerde yatsam
    Cümle güzelliği neşeyi tatsam
    Şen değilsin gönlüm, yine dertlisin.

    Karşımda bir hayal, gözüme bakar
    Bakışı kor gibi, ciğerim yakar.
    O şimdi karanlık yerlerde yatar,
    Şen değilsin gönlüm, yine dertlisin.

    Asiye KARA

    10 ay önce #
  17. MuharremKl
    Üye

    NEFRET ETTİM DÜNYA

    Gelmez duyguları aldında benden,
    Nefret ettim dünya, adından senden.
    Ruhsuz ceset gibi yaşattın, neden?
    Nefret ettim dünya, adından senden.

    Ne idim ne oldum yalan dünyada?
    Bazen hayal, bazen gerçek, rüyada
    Güzellikler gizli kalır insanda,
    Nefret ettim dünya, adından senden.

    Bilmem, bu dünyaya ben niye doğdum?
    Herkes mutlu oldu, ben mutsuz oldum.
    Havva gibi, Cennetimden kovuldum,
    Nefret ettim dünya, adından senden.

    Asiye KARA

    10 ay önce #
  18. MuharremKl
    Üye

    SAVUR BENİ

    Benim dünyam keder dolu
    Gözlerimde kahır seli
    Eserse bir poyraz yeli
    Savur beni dağdan, taştan.

    Derdim güçlü, gönlüm yorgun
    Dünyaya küsüm, hem dargın
    Geçeceğim bende bir gün
    Savur beni dağdan taştan.

    Etme beni tozdan bulut
    Yalan dünya biraz umut
    Adım kalsın, beni unut
    Savur beni dağdan taştan.

    10 Ekim 1987/Pazar
    Asiye KARA

    10 ay önce #
  19. MuharremKl
    Üye

    DİYEMEZDİM

    Bir ışığım vardı benim,
    Söneceğin bilemezdim.
    Sevgiler, hayaller, ümitler
    Toprak olur diyemezdim.

    Güllere hiç solmaz derdim
    Güneşi de batmaz bildim
    Yaşamayı çok severdim
    Gönül ölür diyemezdim.

    Gelecekten umutluydum.
    Bu hayalle de mutluydum.
    Hayaller sönermiş duydum
    Hep baki kal diyemezdim.

    Asiye KARA

    10 ay önce #
  20. MuharremKl
    Üye

    Sevgili Mahmatlılılar, bu gecelik bu kadar yeter. Allah izin verirse şiirlerimizi buraya aktarmaya devam edeceğiz.
    Sağlıcakla kalın.
    Muharrem KILIÇ

    10 ay önce #
  21. istanbulluhoca
    Üye

    Sevgili Mahmatlılı şairler ve şiir severler, uzunca bir aradan sonra bir şiirimi daha gönderiyorum. Umarım beğenirsiniz.
    Saygılarımla.
    Muharrem KILIÇ

    9 ay önce #
  22. istanbulluhoca
    Üye

    BİZ KİMİZ, NEYİZ?

    Türk’üz! Tüm dünyaya kut verdik il il,
    Türkçe’yiz! Adem’e öğretilen dil.
    On dört bin yıl adil kaldık dünyada,
    Adalet dağıttık, olmadık katil.

    Türk olmak, tamamen insan olmaktır.
    Türk olmak, hakikat üzre kalmaktır.
    Türk olmak, ilk önce kendin bilmektir.
    Türklük, bir kültürdür, kabile değil.

    Her zaman bir hanif dine inandık.
    Tek tanrılı inanç üzere kaldık.
    Azıp, sapıtandan asla olmadık.
    Bunun tersi varsa, bil ki Türk değil.

    Sümer’de yazıyı icat eyledik,
    Ağra’da Tac Mahal vücut eyledik.
    Biz daima Hakka sücut eyledik,
    Hakka eğiliriz, putlara değil.

    Anadolu bizim kadim yurdumuz,
    Eksik olmaz bizim dağda kurdumuz.
    Özümdendir Çerkezimiz, Kürdümüz,
    Atadan kardeşiz, sonradan değil.

    Luvi olduk, Truva’yı biz kurduk.
    Balak çaldık, semah döndük, diz vurduk,
    Yedi bin yıl Türklüğümüz haykırdık,
    Malazgirt tarihin tamamı değil.

    Baciyan-ı Rum’un temeli kimdir?
    Bu toprakta Amazonlar kadimdir,
    Çözülmeyen kitabeler ne dildir?
    Elbette bizimdir, kimsenin değil.

    Truva’da bir hileyle vurulduk.
    Yurdumuzdan, yuvamızdan sürüldük,
    Geri dönüp, dergah dergah kurulduk,
    Her dergah bir devlet, tarikat değil.

    İki bin yıl bu toprak esir kaldı.
    Kutlu millet yılmadı, dağılmadı,
    Malazgirt’le yurdu yeniden aldı,
    Bu yurt zaten bizim, sonradan değil.

    Kültür meşalemiz asla sönmedi,
    Aşıklar susmadı, ağıt dinmedi,
    Gelenekler sürdü ve de ölmedi,
    Eller sahiplendi, bizlerse değil.

    Mostar’da köprüyüz, Kerkük’te kale,
    Estergon’da bizi bekler bir kule,
    Sayısız eserler gelseler dile,
    Hep bizi anlatır, ağyarı değil.

    Yesevi’yiz, Yunus’uz biz Bektaş’ız,
    Canı Türk’e vakıf, birer Denktaş’ız.
    Mevlana’ya ve Mansur’a yoldaşız.
    Gafile, hırsıza, haine değil.

    Kös vururuz, saz çalarız biz Türkler.
    Kaval çalar, ney üfleriz öz Türkler.
    Dünyaya sanatla bakan göz Türkler.
    İskenderiye’yi yakanlar değil.

    Roma’yı yakarak ünlü olmadık,
    Adaletten sapıp, kanlı olmadık.
    Dinli olduk, ama kinli olmadık.
    İnsan önemlidir, saltanat değil.

    Çanakkale Truva’nın rövanşı,
    Türk’ün gücü, zalim batıya karşı.
    Şehit tekbirleri titretti arşı,
    Zalimce katliam yaparak değil.

    Zulme uğrar isek çıkarız dağa,
    Dönüp de bakmayız, bostana, bağa,
    Gelsin alsın dağdan, güçlüyse ağa!
    Zulmetten kaçarız, milletten değil.

    Yağmura Hamd eder, başağa şükür,
    Hep O’ndandır diye ederiz fikir.
    Adı dilimize olmuştur zikir,
    Tanrıdır yaratan, Firavun değil.

    Sırrımız var, onu bilenler bilir.
    Sırımıza vakıf, erenler bilir,
    Sır uğruna ser’in verenler bilir,
    Hiçbir şey bu derdin ilacı değil.

    Bize göre dünya bir gurbet eldir.
    Önü, sonu belli bir kısa yoldur,
    İnsan denen varlık Tanrı’ya kuldur,
    Misafirdir burada, kalıcı değil.

    Bir güzel severim, nazlı mı nazlı!
    O bende gizlidir, ben onda gizli.
    Hoş bakışlı, turna kuşu avazlı,
    Ben O’yum, O bendir, yabancı değil.

    Bütün kitaplarda böyle yazıyor,
    Bu da bazı ezberleri bozuyor.
    Bilin, şah damarımızda geziyor,
    Sultan O’dur, Şah O! dilenci değil.

    Tutan elim, gören gözüm sevdiğim,
    Huzuruna geçip, boyun eğdiğim,
    Birfani, sınırsız sevgi duyduğum,
    Şahlar şahı O’dur, falanca değil.

    Muharrem KILIÇ
    28 Ekim 2009
    İSTANBUL

    9 ay önce #
  23. horhordede
    Yönetici

    Sevgili Mahmatlılı şairler,
    Mart ayı içinde "Geleneksel Mahmatlı Şiir Şöleni" yapılacaktır. Şiirlerinizi bu sayfaya göndermekte gecikmeyiniz. Lütfen yazdığınız şiirleri dipte köşede saklayıp, kaybolmasına razı olmayınız. Toplumla buluşturunuz ki, hem kültürümüz gelişsin, hem de yeteneklerimiz kaybolmasın, gelişsin. İlginizi esirgemeyin.
    Saygılarımla.
    Muharrem KILIÇ

    7 ay önce #
  24. doukan
    Üye

    Köyümüzün bilinmeyen şairlerinden ÇOBAN DEDE'ye ait Zaman Aynası adlı şiiri bilginize sunuyoruz. Şairimiz halen hayatta olup, içimizden biridir. Engin birikimi ve araştırıcı kişiliği ile olaylara farklı cephelerden bakabilen, başkaları tarafından hazırlanmış dar kalıpları hiçbir şekilde kabul etmeyen, her konuda kendi görüşünü ortaya çıkarabilen bu hemşehrimizi şimdilik bu şiiri ile huzurlarınıza takdim ediyoruz.
    Şiir hakkındaki değerlendirme ve yorumlarınızı bekliyoruz.
    Ayrıca Mart ayında yapmayı düşündüğümüz şiir dinletisine eserlerinizle katılabilmeniz için biran önce şiirlerinizi burada yayınlamanız gerektiğini hatırlatır,ilginizi bekleriz.
    Saygılarımızla.

    ZAMAN AYNASI

    Kişi perişan!

    Kişi nolduğunu bilmez,
    Boşsa, dolduğunu bilmez.
    Nerde olduğunu bilmez,
    Kişi kendiyle perişan.

    Duman ile dağ perişan,
    Balık ile ağ perişan,
    Geleceği bilmez kişi,
    Geçmişteki çağ perişan.

    Kalpte zikir eylemiyor,
    Kafada akıl perişan.
    Düşünemez, danışamaz,
    Zekada fikir perişan.

    Yiyip, içip eğleniyor,
    Nimete şükür perişan.
    Niyaz ile hamd eylemez,
    İçiyle, dışı perişan.

    Menzile doğru gidiyor,
    Bilmiyor ki ne ediyor,
    Sanki bir şeyi güdüyor,
    Bakın, kendiyle perişan.

    Bölünmüşler sağa, sola,
    Ayrılmışlar birkaç kola,
    Doğru gitmiyor şu yola,
    Allah’ın kulu, perişan!

    Fasulye, nohut pilavı,
    Bilmiyor ki nedir avı,
    Geçer bir gün ömrün tavı,
    Avcı avıyla perişan.

    Acemidir, konmuş dala,
    Kanaryaya diyor “hala”!
    Serçe kendine süs verir,
    Sığırcıkla gider yola.
    Kargayla arkadaş olmuş,
    Konduğu boksak perişan.

    Balyozu vurdum kayaya,
    Çivi, çatlakla perişan.
    Mısırı koydum tavaya,
    Ateş patlakla perişan.

    Görgüsüze zevce olmuş,
    Gelin, hortlakla perişan.
    Süt vermeye hazırlanan,
    Sürü otlakla perişan.

    Kavil ile evlenmişler,
    Emirle olur düğünü,
    “Ben gelinim” diyorsan sen,
    Oku bak her gördüğünü.

    Sır, duymakta ve görmekte,
    Diyemezsin öldüğünü.
    Büyüğünü saymaz ise,
    Nefsi körlükle perişan.

    Coştum, yazıyorum yine,
    Teslim olmuş kaderine,
    Bir sırt dönüş kederine,
    Sevgi, elemle perişan.

    Sevmesem de yazıyorum,
    Ezberleri bozuyorum.
    Meçhule giden bu yolda,
    Zaman zaman tozuyorum.
    Yazım bana haber verdi,
    Mevsim toz ile perişan.

    Okuyorum yer yatılı,
    Ayırt etmiyor batılı,
    Kırılmış, suyu tutmuyor,
    Çeşme olukla perişan.

    Yazdıklarım tatmin etmez,
    Kişi diyarından gitmez.
    Bülbül konmuş gül dalına,
    Seher vakti niçin ötmez?
    Böcek fırsat vermez güle,
    Gül ile bülbül perişan.

    İsteyemez, ağrır başı!
    Dinmez yetimin göz yaşı.
    Tükenmiş sofrada aşı,
    Kaşık ile tas perişan.

    Sevmişler bak birbirini,
    Taht soytarının yeri mi?
    Sevgi ölçünün birimi,
    Ölçen, ölçülen perişan.

    Çağla için çıkmış dala,
    İçi siyah, ışı ala.
    Mermi gibi salmış yola,
    Doluyla çiçek perişan.

    Ah ederim bir ah için,
    Bilemiyorum ki niçin?
    Bilmediğim bir şey için,
    İçim, dışımla perişan.

    Kaynıyor aşk kazanı,
    Onda pişeni seçin.
    Seçtim de ektim toprağa,
    Toprak tohumla perişan.

    Perişan geçer her anı,
    Fark etmez geçen zamanı.
    Yatarak çürümüş her yanı.
    Hasta derdiyle perişan.

    İnliyor bir derman için,
    Hasta olmuş, bilmez niçin?
    Bilmediği şifa için,
    Doktor hastayla perişan.

    Artık doğru geçinemez,
    Yastıkla hoş değil başın.
    Tadın tuzunu alamaz,
    Yediği ekmeğin aşın.

    Bu yolda en sadık sana,
    Sadece iman yoldaşın.
    Dünya nefsinden silinir,
    Gözün, yaşıyla perişan.

    Gitmek ister artık, gariptir canı.
    Yaşadığı günler tatlı bir anı.
    Eş-dostun figanı tutsa cihanı,
    Yolda giden ölü, salla perişan.

    Sınıf atlayarak bitiriyor ölü, okulu!
    Vakt geldi mi gider Allah’ın kulu.
    Nice çelenk süsler gittiği yolu,
    Çelengin üstünde gülü perişan.

    Ölü gider odasına, yoktur kapısı.
    Kör de olsa, mükemmeldir yapısı.
    Alem-i berzaha gelir hepisi,
    Bilir misin ruhlar nerde perişan?

    Donkişot’ta kafa tutmuş bak değirmene,
    Nefsine hakim ol, yenilme yine.
    Kişi mutlak gider, geldiği yöne,
    Ceset bilmez, karanlıkta neyle perişan.

    Çoban, ölmeden öl, tatma ölümü.
    İnsaf et, nefsine etme zulümü.
    Sen mi gidiyorsun, götüren o mu?
    Bu dünyada nefsin hayli perişan.

    Cehaleti hor gör, aklınla ara.
    Aklı niçin vermiş Allah kullara?
    Merhamet et yetimlere, dullara,
    Aklı kullanmayan gayri perişan.

    Canında bir canlar canı,
    Ona bakma, beni tanı.
    Kalbinde onun vatanı,
    Nefsle tutuşmuş savaşa,
    Cihat eyle yen şeytanı.

    Fetihlere mahzar olmuş,
    Onları anarak tanı.
    Gelecekte geçmişe bak,
    Örnek al daim atanı.

    Unutma toprak altında,
    Kefensiz, kanlı yatanı.
    Nefsinize esir olup,
    İhmal etmeyin vatanı.

    Selamla Türkiye’m, marşını!
    Okunan marşını tanı.
    Hayırla, duayla an,
    Bu marşa canın katanı.

    Arif isen güzel dinle iyi duy.
    Bu sözlerim bir nasihat,
    Söz ile kalbine eylerim nişan.
    Kalbi görmek mümkün ama,
    Kalpler körlükle perişan.
    Çoban, adıyla perişan.

    Çoban Dede

    6 ay önce #
  25. MuharremKl
    Üye

    Çoban Dede'nin şiiri bizi çok duygulandırdı. İşte, köyünde kendi işiyle-gücüyle uğraşan sıradan bir insanımızdaki duygu zenginliği! Bizim toplumumuz budur işte. Hem dağda koyunlarını güder, hem de köyde-şehirde olup bitenden en ince ayrıntısına kadar haberdar olur. Ve içinde yaşadığı topluma şiirleriyle mesajlar gönderir. Öyle mesajlar ki, dünya durdukça geçerliliğini koruyabilecek mesajlar.

    Çoban Dede'yi içtenlikle kutluyor, saygılar sunuyorum. (Yeni şiirlerini bekliyoruz.)

    Muharrem KILIÇ

    6 ay önce #
  26. MuharremKl
    Üye

    Çoban Dede'nin şiirini okuduktan sonra, siz sevgili hemşehrilerime şiir diliyle hitap edeyim dedim. Ve işte aşağıdaki şiirlerimi duygu yüklü gönüllerinize gönderiyorum.
    Saygılarımla.
    Muharrem KILIÇ

    O'NDAN HABER VER BANA

    Kıl ve tüy, herkeste var.

    Kol ve bacak, herkeste.

    Şehvet, her canlıda var.

    Yaşayan her nefiste.

    Eğer, bir cevher varsa ,

    Bunların ötesinde.

    Benim, senden isteğim ,

    O’ndan haber ver bana .

    Bir tek sır biliyorsan,

    Peşin sıra gelecek.

    Tabutta ve kefende,

    Hep seninle olacak.

    Alnında nur olarak,

    Mahşerde parlayacak.

    İşte senden dileğim ,

    O’ndan haber ver bana

    Nedir O? Bilir misin?

    Şah damarından yakın

    Bulmaya çalış hele ,

    İç dünyana bir bakın.

    Nefsini bulup, bana:

    ‘işte bu’ deme sakın.

    Benim senden isteğim

    O’ndan haber ver bana .

    Servetin hükmü nedir?

    Sadece bir kıvılcım.

    Güzelliğin hükmü ne?

    Çıkacak bir sivilcen.

    Eğer ki sen bunlara ,

    Düşkün, meftun değilsen,

    O zaman isterim ki;

    O’ndan haber ver bana .

    Ben, bir güç sahibiyim,

    Dünyada kimsede yok.

    Aslında herkeste var,

    Hatta benden daha çok.

    Ama kimse bilmiyor,

    Bu güçten haberi yok.

    Diyebiliyorsan sen,

    O’ndan haber ver bana .

    Söyle bana ne olur,

    Kimler ne bekler kimden?

    Tarladaki buğdaydan,

    Fırındaki ekmekten.

    Fırsat bulunca bir gün,

    Ağlamaktan, gülmekten.

    Bendeki seni anlat ,

    O’ndan haber ver bana .

    Güzel ile çirkinin,

    İyi ile kötünün,

    Savaşı bitmeyecek,

    Nefsim ile gönlümün.

    ‘Emanet’ alınınca,

    Atın, toprağa gömün,

    Tendeki can ne oldu?

    Can’dan haber ver bana .

    Din; hayat, mutluluktur.

    Din, insanı öldürmez.

    Dini bilmeyen dindar,

    Kinini dindiremez.

    Elindeki kılıcı ,

    Nefsine döndüremez.

    Acaba ‘din’ ne demek?

    Din’den haber ver bana .

    Mutlu olmak istersen,

    Yaratılanı hoş gör.

    ‘ İnsana’ kötülüğü,

    Sen daima nahoş gör.

    Sokakları dolaş da ,

    Çeşit çeşit sarhoş gör.

    Votkadan, cinden değil,

    Tin’den haber ver bana

    Dünyada işimiz iş,

    Güler, oynar ,gezeriz.

    Güçlüye ‘eyvallah’ der ,

    Güçsüzleri ezeriz.

    İşimize gelmeyen,

    Her oyunu bozarız.

    Bunlar toprak üstünde .

    ‘Sin’den haber ver bana.

    Kulun kula aşkını ,

    Düşünürsen derince,

    Onda bir sır vardır ki,

    Görünmez, kıldan ince.

    Ama aşkın bitiyor,

    Sevdiceğin ölünce.

    Sevdiğin ceset mi – ruh mu?

    O’ndan haber ver bana .

    Yarin, saçı teline ,

    Bir canını verenler.

    Ne yaparlar bilemem,

    -Yar- yüzünü görenler.

    Bu yüzden mi konuşmaz,

    Evliyalar, erenler?

    Eğer ki haberdarsan,

    O’ndan haber ver bana.

    Birfani, çok uzatma,

    Tadında bırak işi.

    Boşuna karıştırma,

    Geleceği, geçmişi.

    Rab’bim dilerse eğer,

    Bulur kendini kişi.

    Benim senden dileğim,

    O’ndan haber ver bana.

    Muharrem Kılıç

    Bolu, 16 Ekim 2007

    --------------------------------------------------------------------------------

    Tin....:Ruh

    Sin.....:Mezar

    6 ay önce #
  27. MuharremKl
    Üye

    DOSTUM "DEMİR ÇARIK" KARA TREN

    İyi ki demirden yazmışlar adın,

    Yoksa seni de inkar ederler bil ki.

    Bu sözüm duyup da üzülme sakın,

    İlk inkar edilen sen değilsin ki.

    Senin yolun dümdüz, yolum gibidir.

    Çilelerin benim halim gibidir.

    Yolların benim sevdalım gibidir.

    Ölmeden bizden nasıl ayrılırsın ki?

    Gurbetlerde hüzün, sılaya hasret,

    Çekeriz, çeksek de daima zahmet.

    Her yolun sonunda bir dolu rahmet,

    Bu yoldan nasıl geri kalırsın ki?

    Bir deli sevdayla yanar başımız.

    Yüreğimiz külhan, kor ataşımız.

    Sür atını gidelim, gelmez eşimiz.

    Sen benim sevdamı ne bilirsin ki?

    Sen benden şanslısın ey yaşlı tren.

    Sılaya koşturan telaşlı tren.

    Yüreği ben gibi ataşlı tren.

    Bilmem, bize ne zaman gelirsin ki?

    Kızdıkça dumanın göğe salarsın,

    Dere, tepe, kar, fırtına dalarsın,

    Göğsünü rüzgara verir ağlarsın,

    Geçer bu demlerin, durulursun ki!

    Menzilden menzile koşan handın sen.

    Menzilleri yutan küheylandın sen.

    Bir aşkın közüyle daim yandın sen.

    Sevdan nedir, kimden sorulursun ki?

    Hınca hınç, cepheye asker taşırdın.

    Bunalan cepheye sen ulaşırdın.

    Zaferi sırtlayıp dağlar aşırdın,

    Acaba ne zaman yorulursun ki?

    Ben; etten, kemikten, sen; demir, çelik,

    Bakıyorum ikimiz de eskidik.

    Ömür ne kısaymış, bre kardeşlik,

    Doğru söz bu! Niye darılırsın ki?

    Benim ayağımda deri çarıklar,

    Senin ayağında “demir çarık” var.

    Gönlümüzde derin derin yarıklar,

    “Dost” diye kimlere sarılırsın ki?

    Varsın sevdiceğin sevmesin seni!

    Varsın övdüklerin övmesin seni.

    İsterse yurduna koymasın seni!

    Fanilere niçin kırılırsın ki?

    Uzat elini de kaçıp gidelim.

    Bulutlar üstünden uçup gidelim.

    Sessizce dünyadan geçip gidelim.

    Dünyaya ne diye kurulursun ki?

    Birfani’yim, anılmaya yok gaylem,

    Sevdam yeter bana, aşktır nevalem.

    Hatırlasın diye seni el alem,

    Şöylece meydana kurulursun ki!

    Muharrem Kılıç

    İstanbul, 17 Ekim 2006

    6 ay önce #
  28. MuharremKl
    Üye

    MUTLULUK

    MUTLULUK, emek,

    MUTLULUK, sevmek,

    MUTLULUK, sen demek.

    MUTLULUK, annenin şefkat dolu okşayışındadır.

    MUTLULUK, babanın merhamet ve sevgi dolu bakışındadır.

    MUTLULUK, çocuğun beklentisiz gülüşündedir.

    MUTLULUK, sevgilinin titreyen eliyle dokunuşundadır.

    MUTLULUK, mesafelere aldırmadan sevgiyi yaşatabilmede,

    MUTLULUK, çocukluğuna ait anılarda,

    MUTLULUK, tartışmaların ardından, “seni seviyorum” diyebilmede,

    MUTLULUK, bir serçenin yavrusunu beslemesindedir.

    MUTLULUK, vefalı dostun serzenişinde,

    MUTLULUK, acı gerçekleri söyleyen dostun gürleyişinde,

    MUTLULUK, bir ırmağın iki yakasında, sevgililerin ağlayarak bakışmasında,

    MUTLULUK, sevildiğini bilmededir.

    MUTLULUK, yar ile geçen hay-huydur.

    MUTLULUK, yar elinden içilen bir bardak demli çaydır.

    MUTLULUK, yar hasretiyle geçen, upuzun bir aydır.

    MUTLULUK, sevgilinin gözündeki pırıltıdır,

    MUTLULUK, sevgilinin dişindeki ışıltıdır,

    MUTLULUK, sevgilinin çağlayışındaki şırıltıdır,

    MUTLULUK, sevgilinin sesindeki fısıltıdır.

    MUTLULUK, çiçeğin rüzgarla kucaklaşmasında,

    MUTLULUK, güneşin ufukta uzaklaşmasında,

    MUTLULUK, sevgilinin ruhuna yaklaşmasındadır.

    MUTLULUK, arının bal dermesinde,

    MUTLULUK, köprünün yol vermesinde,

    MUTLULUK, hasretler, acılar karmasındadır.

    MUTLULUK, ana ocağı,

    MUTLULUK, yar kucağı,

    MUTLULUK, bir bebek “agu”cuğu.

    MUTLULUK, mutluluktan ağlamak,

    MUTLULUK, sularda çağlamak,

    MUTLULUK, kardeş kemeri bağlamak.

    MUTLULUK, bir müziğe tını olmak,

    MUTLULUK, bir romana konu olmak,

    MUTLULUK, kötülüklerin sonu olmak.

    MUTLULUK, ebruli bir menekşe,

    MUTLULUK, kayıtsızca gülmek, neşe,

    MUTLULUK, mutluluğun biteceğine duyulan endişe.

    MUTLULUK, gülün kokusu,

    MUTLULUK, bebeğin uykusu,

    MUTLULUK, sevenlerin ayrılma korkusu.

    MUTLULUK, baharda bir kuzu sesi,

    MUTLULUK, sevilenin nazı, cilvesi,

    MUTLULUK, sevgilinin gül nefesi.

    MUTLULUK, gurbetten sılaya dönmek,

    MUTLULUK, sevip de hasretle yanmak,

    MUTLULUK, sevildiğine inanmak.

    MUTLULUK, özgür bir kurdun buzlu gecede ulumasındadır.

    MUTLULUK, vatan için nöbette, ayaklar donarken, gözlerin buğulanmasındadır.

    MUTLULUK, kendisi toprağa düşerken, düşmesin yere diye göndere sarılmadadır.

    MUTLULUK, kimsenin bilmediklerini bilip, herkes gibi davranmadadır.

    MUTLULUK, insan olmanın erdemine ulaşmadadır.

    MUTLULUK, ölünmesi gereken değerler için ölmededir.

    MUTLULUK, Tanrıya açılan kapı,

    MUTLULUK, kat kat sevgiden oluşan yapı,

    MUTLULUK, ahde vefa ve duanın ispatı.

    MUTLULUK, O’nunla olmak.

    MUTLULUK, O’nunla dolmak.

    MUTLULUK, O’nunla kalmak.

    MUTLULUK, ölmeden ölmektir.

    Muharrem Kılıç

    İstanbul, 17 Ekim 2006

    6 ay önce #
  29. MuharremKl
    Üye

    ULU TANRIM

    Ulu Tanrım,

    Rahmetini Bolca ver.

    Esirgeyip,

    Bizi zorda bırakma.

    Dert sendendir,

    Derman sende,

    Bizi darda bırakma.

    Biliyoruz,

    Affetmeyi seversin.

    Al uçmağa,

    Bizi korda bırakma.

    Yerler beyaz,

    Gökler beyaz,

    Ortasında,

    Bizi karda bırakma.

    Bizimkisi,

    Yol gösterir, iz sürer.

    O dururken,

    Hain kurda bırakma.

    Ulu Tanrım,

    Zor zamanda,

    Yol bitirip,

    Bizi yarda bırakma.

    Yüce Tanrım,

    Su akmayan,

    Ot bitmeyen,

    Kuru yerde bırakma.

    Torunlarım darda ise,

    Düşman yurdu sardı ise,

    Ver silahı, kaldır bizi,

    Nolur körde bırakma.

    Törem unutulmuş,

    Dilim susmuşsa,

    Bütün neslin hepsi,

    Mankurtlaşmışsa,

    Uçur beni buradan Tanrım,

    Böyle yurda bırakma.

    Muharrem Kılıç

    Bolu, 16 Ekim 2007

    6 ay önce #

Bu konu için RSS beslemesi

Cevapla

Mesaj göndermek için giriş yapmalısınız.