Mahmatlı Köyü Forumları » Tanışma

insanlarımızın yaptığı hurafeler.

(1 post)
  • 1 yıl önce dilekulger tarafından başlatıldı

  1. dilekulger
    Üye

    Ateşe su dökülürse cin çarpar, yiyeceklerin ağzı kapatılmadığında gece onlardan cinlerin yediği anlayışı,

    - Kuran ve sünnet ile örtüşmediği halde dövme yaptırmak, erkeklerin küpe takması, burçların insan karakterine etkili olduğu inancı,

    - Türbe, yatır gibi yerlerden medet ummak. Bir yatırın mezar taşına mum yakıp, dilek tutmak,

    - Sünnet olan çocuğun acısının azalacağına inanılarak sünnet olma anında annesi ve diğer hanımlar tarafından oklava çevirmek,

    - Yeni doğan çocuğun dindar olması için göbek bağını keserek cami avlusuna bırakmak,

    - Konuşmayan çocukların konuşabilmesi için cuma namazından sonra müezzin tarafından cami anahtarını çocuğun ağzına sokup çıkarmak,

    - Yürümeyen çocukların ayaklarına ip bağlayarak cuma namazından ilk çıkan kişiye ipi kestirmek,

    - Kırkı çıkmamış bir bebeğin tırnakları kesilirse o çocuğun hırsız olacağına inanmak,

    - Küçük çocukların üzerinden atlanıldığında boylarının kısa olacağına inanmak,

    - Çocuğu olmayanlara çocukları olması için deve dili veya etini yedirmek,

    - Çocuk doğan eve 40 gün süre ile et alınmaması gerektiğine inanmak,

    - Yeni doğan çocuğun kırkı çıkmadan evden çıkarılmaması gerektiğine inanmak,

    - Boyu ölçülen çocuğun cüce kalacağına inanmak,

    - Gelinin kucağına erkek çocuk verilince çocuğunun erkek olacağına inanmak,

    - Loğusa kadının herhangi bir şeyden zarar görmemesi inancıyla, bulunduğu yere süpürge, soğan, sarımsak asmak, yastığının altına iğne, bıçak gibi şeyler koymak,

    - Loğusa kadını kırkı çıkana kadar yalnız bırakmamak,

    - Hamile kadınların saçlarını kesmemeleri gerektiğine inanmak,

    - Nikah esnasında gelin ve damadın birbirlerinin ayağına bakması halinde, önce basanın sözünün geçeceğine inanmak,

    - Gelin ve damadın üzerine para, üzüm, şeker ve leblebi gibi şeyler atıp, kapıda küp kırmak,

    - Evlenmeyen genç kızların kısmetinin açılması için müezzine minareden para attırmak, mendil veya eşarp sallatmak,

    - Baykuş ötmesi, kara kedinin insanın önünden geçmesi, horozun vakitsiz ötmesi, insanların ve araçların önünden tavşanın geçmesinin uğursuzluk sayılması, karganın ötüşünün o bölgeye gelecek belanın işareti olarak kabul edilmesi,

    - İki bayram arasında nikah yapmak, duaların kabulü için mübarek gecelerde ziyaretgahlarda mum yakmak, gece vakti tırnak kesmek, cuma ve arefe günlerinde çamaşır yıkamak, dikiş dikmek, temizlik yapmak, akşam sakız çiğnemeyi ölü eti çiğnemek gibi kabul etmek, gece aynaya bakmak gibi şeylerin uğursuzluk getireceğine inanmak,

    - Elden ele sabun, makas, bıçak, iğne ve soğan vermenin uğursuzluğuna inanmak,

    - Sağ elinin içi kaşındığında para geleceğine, sol elinin içi kaşındığında da para çıkacağına, ayak altı kaşındığında da yola çıkılacağına inanmak,

    - Cam ve porselen gibi eşyanın aniden düşüp kırılmasını, bir belanın defedileceğine işaret saymak,

    - Merdiven altından geçmeyi uğursuzluk saymak,

    - Cenazenin 7., 40., 52. gecesi ile ölüm yıldönümünde hatim ve mevlit okutmak,

    - Cenazenin alkışlanma uğurlanması, cenazenin arkasından slogan atmak ve çiçek serpmek, cenaze için üçüncü gününde helva ve yemek dağıtmak, kefen arasına dua, ayet ve vasiyetname koymak, ölen kimse için arefe günü kurban kesmek,

    - Hastanın başı üzerinde tuz gezdirmek, köz söndürmek, kurşun döktürmek,

    - Dileğin kabulü için ağaçlara bez-çaput bağlamak, türbelere adakta bulunmak, türbe ziyaretlerinden şifa beklemek,

    - Hıdrellez günü sahile gidilerek kuma veya toprağa ev, araba veya kadın resimleri çizilerek böylece çizilen resimler sayesinde ileride onlara sahip olunacağına inanmak,

    - Camiye girerken cami duvarını öpmek,

    - Tekke ve türbelerde kurban kesmek, türbe ve tekkelerden şifa beklemek, mum yakmak, el yüz sürmek,

    - Misafirin, askere gidenin veya yola çıkanın arkasından su dökmek,

    - Kahve falına bakmak, falcılara, büyücülere gitmek,

    - Ay ve güneş tutulmasında silah atmak, teneke çalmak.

    ............................................................................................................................

    görüldüğü gibi. aslında dahada var ama bu bile ne kadar bidat ve hurafelerle içli dışlı olduğumuzu gösteriyor.bunlardan kurtulmakta biraz güç görünüyor. çünkü halkımız çok dizi izlediğinden bu hurafeler dizilerde konu malzemesi yapılmış durumda olduğundan. insanlarımızdan bu hurafeleri nasıl sıyırıp atacağımı bilemiyoruz.

    birgün bilerinin türbeye taş yapıştırdığını görünce onları uyardım ve bunun şirk olduğunu söyledim. sonra devam ettim ama arkamı döndüğümde yine yapıştırıyorlardı. bilemiyorum ama galiba bu hurafeleri bu toplumdan zor temizleriz. dileğim o ki. ALLAH BİZLERE YARCIMCI OLSUN.ancak onun yardımıyla başarırız.
    Bid'at ve hurafeler farkına vardırmadan doğru yoldan uzaklaştırıcılıkları sebebiyle müslümanlar için çok büyük bir tehlike arz ederler.Bir müslümanın yanlışta ve hatada ısrar etmemesi gerekir. Bu aynı zamanda biz müslümanların görevidir.

    Sağlıklı bir dini yaşayış için önce sağlam inanç esaslarına ve bunlara bağlı bir ibadet hayatına sahip olmalıyız. Bunun için kendimizi yetiştirmeli , dinimizin emir ve yasaklarını öğrenmeli , hurafe ve batıl inanışlara kendimizi kaptırmamalıyız.İslami noktadan iyi bir eğitim almamış kişiler bazı yanlış inançlara sahip olabilmektedir.

    Kur'an-ı Kerim ve Hadisi Şeriflerin haricinde biz de oluşan bu inançların hiç bir kıymet ve değeri yoktur. Hatta bazı inançlar vardır ki kişilerin İmanını dahi zedelemektedir. İman biz Müslümanların bu dünyada sahip olduğu en kıymetli hazinesidir. Eğer onu kaybedersek bizden daha zavallı ve acınacak kimse yok demektir. İman en kolay şekilde, sadece kelimeyi şehadeti kabul edip söylemekle elde edildiği gibi yine aynı şekilde tek bir yanlış inanç ve sözle de kaybedilebilir. Bu sebeple inanan bir insan hem kullandığı sözlere çok dikkat etmeli, hem de örf ve ananeden kaynaklanan inançlarını islami açıdan değerlendirmelidir.

    Bu kadar önemli bir mesele olan yanlış inanç ve hurafelerden kendimizi koruyabilmemiz elbette bilgiye dayanacaktır.

    Tespit edebildiğimiz hurafelerin bazısı şu şekildedir ;

    Baykuşun ötmesi, bacaya konma ve uçmasından, tavşanın kaçmasından horozun vaktinden evvel ötmesinden, köpeğin ulumasından çeşitli manaların çıkartılması.

    Bacanın dumanının eğri veya doğru çıkmasından, kuşa kağıt çektirmekten, fala baktırmaktan çeşitli manaların çıkartılması.

    Evden misafir giderse, o evi 3 gün süpürmemek

    Haftanın günlerinden bazısını uğursuz saymak

    İki bayram arasında nikah yapmamak, (Halbuki Peygamberimiz, Hz. Ayşe ile iki bayram arasında evlenmiştir.)

    Sıcak su içerisinden çakıl veya taş alınırsa çocuk olur inancı

    Dörtyol kavşağında ulunursa uyuzluk gidermiş inancı

    Falan ağaca çaput bağlanırsa dert ve tasalar gider inancı

    Hıdrellez , Nevruz (bahar) bayramı ve Yılbaşı kutlama inancı

    Ağaçlara çaput bağlamak, dilekte bulunmak, çocuk istemek ve fayda göreceği inancı

    Cumartesi günü yorgan kaplanırsa, sahibinin ölüsü o yorganın üstünden kalkarmış inancı

    İğde çekirdeklerinin kutsal bilinmesi ve ondan fayda beklenmesi inancı.

    Çeşitli beklentilerinden dolayı duvarlara Ayakkabı ve Kelle asma inancı

    Cenaze merasimlerinde müzikli aletler çalma ve çelenk gönderme adeti (Hıristiyanlık adetidir.)

    Katafalk adıyla tabuta konan cenazeye önünde saygı duruşunda bulunma inancı (Hıristiyanlık adetidir.)

    Kızın kısmeti açılsın diye, türbeleri dolaştırıp mum yaktırma inancı.

    Yeni doğan çocukların bahtının güzel olması için çocuğu tekkeleri ve türbeleri gezdirip, tuz, şeker, helva yedirme adeti.

    Çocuğu olmayanların sahtekar hoca veya cincilere gidip okutma veya vücuduna yazı yazdırma adeti (Hastalığın tedavisi için Kur'an veya Hadisler okunması caizdir.ibretlik Haberler 1-2 'ye bakılabilir. Bunların dışındaki tüm tılsım ve fevkler caiz değildir.)

    Gelin, kocasının evine girerken kapı girişinde kocasının bacakları arasından eğilerek geçmesi adeti

    Doğan çocuğun, doğumunun 7. gününde mum yakıp, tuz ıslatıp, eşyaları süslemek, iğdeyi delip çocuğun sırtına asma adeti.

    Salı günü yola, çıkılmaz, çamaşır yıkanmaz inancı

    Misafir gidince veya yolculuğa çıkan olduğunda arkasından su dökme inancı

    Sabunu elden ele vermeme inancı

    Baba, evlada, evlat babaya selam vermezmiş inancı

    At nalının uğurlu sayılıp, kapılara asılması inancı

    Ölünün kırkıncı ve elli ikinci gecesinde helva dağıtılması inancı

    Kabristanda definden sonra şeker dağıtılma inancı

    Ay ve güneş tutulduğunda teneke çalınması inancı

    Türbelerdeki ölülerden yardım isteme medet umma inancı. Mezar ziyaretleri adlı yazımıza bakılabilir.

    Gelecek hakkında gaibi bildiklerini söyleyen kişilere inanma

    Ölülere kurban kesme ve yardım bekleme inancı

    Büyükleri karşılamak için, seyahat için v.s, kurban kesip kanını akıtma

    Nişan ve düğünlerde gelinle damadın beraber, kadın erkek karışık bulunması ve oynaması

    Kötü bir haber duyduğu veya söylediği vakit eliyle bir yere tıklama inancı

    Kabe’den başka, falan yeri ziyaret eden, yarı hacı olur sözü

    Mezar taşlarına resim yaptırma inancı

    Nazar değmesin diye çocuklara mavi bocuk, göz v.b şeyler takılması inancı ...Nazar vardır, bu ayrı bir konu

    bir gün bir caminin bahçesinde toprağı kazanları gördüm. ve onlara ne yaptıklarını sordum. cevaben çocuğumuzun göbeğini gömüyoruz ki camiden çıkmasın dediler.

    ben ise bunun yanlış olduğunu bunun ancak çocuğa iyi bir eğitim verilerek yapılacağını söyledim. ama onlar yine devam ettiler ve göbeği gömdüler.

    benim üzüldüğüm nokta şu ki. doğruyu söylüyoruz ama onlar yanlışta ısrar ediyorlar. maalesef.

    MUSKA

    Bazı hastalıkları, kötülükleri ve nazarı uzaklaştırmak için boyna asılan veya üstte taşınan yazılı kağıt; üç köşeli şekilde katlanmış şey; üç köşeli bir nüsha manalarında kullanılır.

    Muska kelimesinin aslı "nüsha"dır. Arapça nüsha'dan Türkçeye bu şekilde, değişerek geçmiştir. Buna Kuzey Afrika'da "hurz", Doğu Arabistan'da "hamaya", "hafiz" yahutta "maâza", Türkiye'de "muska", "nusha" veya "hamail" denir. Hadis ve fıkıh kitaplarında, "rukye" olarak geçmektedir.

    Muska, genellikle olası bir hastalıktan korunmak veya tedavî amacıyle yazılarak taşınır. Çoğunlukla üçgen biçiminde meşin, teneke, gümüş ve altın kalplar içine konarak boyna asılır ya da kola takılır. Dört köşeli veya kalp biçimiııde kaplara da konan hamail, bütün İslâm dünyasında yaygın biçimde kullanılmaktadır.

    Muskalara yalnızca sûre, ayet, hadis veya bir dua yazıldığı gibi, Allah'ın, meleklerin, efsanevî kişilerin adları, anlaşılmaz tılsımlı sözler, simgeler, yıldız işaretleri, rakamlar, rumuz ve işaretler, insan ve hayvan resimleri ile garip harf şekilleri de yazılıp çizilmiştir. Sûre, ayet, hadis ve duanın yazıldığı muskalar İslâm dönemine; diğerleri ise, İslâm'dan önceki batıl inanç ve hurâfelere aittir.

    Müslümanlar arasında muskalara 113. sûre olan Felak, 114. sûre olan Nâs, Yasin, Fâtiha süreleri, Âyetü'l-Kürsi (2/256), Âyetü'l-Arş (9/130), diğer çeşitli ayet, hadis ve dualar yazılır.

    İslâm fıkhı âlimleri, zararı gideren şeyleri üçe ayırmışlardır: Birincisi, açlık için ekmek yemek ve susuzluk için su içmek gibi kesin olanlarıdır. İkincisi, tıbbî tedâvilerin bir kısmı gibi muhtemel (maznûn) olanlardır ve üçüncüsü de, okuyarak tedâvi gibi, etkisi ihtimalli olanlardır. Zararı gidereceği kesin olan şeyi kullanmak farz ve onu terketmek haramdır. Muhtemel olanı yapmak iyidir. Ancak onu terketmek haram değildir. Üçüncü türünü yapmak da caizdir (Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'ân Dili, İstanbul 1970, IX, 6395 vd.).

    Dolayısıyle İslâm'a göre nazar, korku ve benzeri bazı psikolojik hastalıklar için sûre, ayet, hadis ve duaları okumak ve yazıp bir yere asmak caiz kabul edilmiştir.

    Her şeyden önce İslâm dini, insan sıhhâtinin korunmasına ve hastalandığı zaman tedâvî görmesine son derece önem vermiştir. Ebu Hureyre, İbn Abbâs ve İbn Mes'ûd'tan rivâyet edildiğine göre, birisi Hz. Peygamber (s.a.s)'in huzuruna gelerek, "Ya Rasûlallah, gerektiğinde tedâvi olalım mı?" diye sormuş. Hz. Peygamber (s.a.s) bu soru üzerine: "Ey Allah'ın kulları tedâvi olunuz. Yüce Allah ihtiyarlığın dışındaki her hastalığın şifâsını da yaratmış" diye buyurmuştur (Buhârî, Tıb, 1; et-Tirmizî, Tıb, 2;)

    Ebu Sâîd kanalıyla rivâyet edilen bir hadiste, Hz. Peygamber (s.a.s)'in muavvizeteyn* (Felak ve Nas) sûreleri nazil oluncaya kadar, insan ve cinlerin nazarlarından Allah'a sığındığı açıklanmaktadır (et-Tirmizî, Tıb, 16; İbn Mace, Tıb, 33).

    Hasta olan bir insanın dua etmesi ve okuması câiz olduğu gibi, salih kimselere bunu yaptırmak da câizdir. Hz. Aişe (r.a)'dan şöyle rivâyet edilmiştir: Hz. Peygamber (s.a.s) hasta olan akrabalarının üzerine okuyarak sağ eliyle onları sıvazlar ve şöyle derdi: "Ey Allah'ım, ey insanların Rabb'ı, şu hastalığı götür, şifâ ver, şifâ veren Sensin. Senin vereceğin şifâdan başka şifâ yoktur. Hastalığı ortadan kaldıracak bir şifâ ver" (İbn Mace, Tıb, 35, 36).

    Bu ve benzeri rivâyetlere göre, okuma ve yazma sûreti ile tedâvî caizdir. Ancak bunun için bazı şartlar vardır. Bu şartları şöyle sıralamamız mümkündür:

    1- Okunan ve yazılan şey sûre, ayet, hadis veya manası anlaşılan dua olacak.

    2- Manası bilinmeyen bir takım isim, harf, resim ve işâretler kullanılmayacak. Buna göre, yukarıda anlatılan ikinci çeşit muskalar İslâm'a göre haram ve yasaktır.

    3- Tıbbi tedâvide olduğu gibi, burada da şifâ verenin yalnız Allah olduğuna inanılacak; O'ndan başkasından hiç bir şey umulmayacaktır.

    4- Sevdirmek veya nefret ettirmek gibi, tedâvi ile alakası olmayan şeyler için yapılmayacaktır (Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'ân Dili, IX, 6397).

    Dikkat edilecek diğer bir husus da muska yazarken veya yazdırırken, İslâm'a muhalif olan her şeyden uzak durmak gerekir. Ölçü İslâm ve niyet Allah'ın rızası olmalıdır.

    Âlimlerin çoğunluğu, okuma veya yazma yolu ile tedâviden ücret almayı câiz görmüş bunu haram kabul etmemişlerdir (et-Tirmizî, Tıb, 20; el-Aynî, Umdetu'l-Kari, V, 647). Ancak bunu istismar etmemek gerekir.

    Yukarıdaki şartlara uygun olarak yazılan muskaları kullanmak ve taşımak (caizin terki ise evlâdır). İslâm dini açısından herhangi bir sakıncası yoktur; fakat bu şartlara aykırı olarak yazılan ve taşınan muskalar, Allah'a ortak koşma (şirk) anlamına geleceğinden, kesinlikle yasaklanmış, haram kabul edilmiştir.

    bu şartlara dikkat etmek gereklidir.
    BUDA HRİSTİYANLARIN HURAFELERİ.EN SONDA OLAN BANA HİÇ YABAN CI GELMİYOR. SİZEDE DEĞİLMİ.

    Avrupalı toplumlar arasındaki ilginç batıl inanışlar, duyanları şaşırtıyor.

    Gelişmişlik ve refah düzeyi yüksek ülkelerden oluşan Avrupa'da batıl inanışlar Orta Çağ'dan bu yana geçerliliğini koruyor. Doğu kültüründeki batıl inanışların yanı sıra Avrupalılar da birçok ilginç inanca sahip. Avrupa'da yaşayan toplumların en büyük batıl inancını 13 rakamı oluşturuyor. Avrupa'da uğursuzluk olarak kabul edilen 13 rakamı, kötülüklerin habercisi ve kötü bir olaya işaret eden sembol olarak görülüyor. Avrupa'nın neredeyse tamamında sofraya 13 kişi oturmak, bir araca 13 kişi binmek, masada 13 sandalye bulunması uğursuzluk kabul ediliyor. Avrupalılar'da uğursuzluk getirdiğine inanılan bir sembol de 17 rakamı. Akdeniz ülkelerinde ve özellikle İtalya'da 17 numaralı hane veya kapı numarası bulunmaz. Uçaklarda, otobüslerde 17 nolu koltuk bulunmaz. 17 rakamının uğursuzluğu Romalılar zamanından kalma. Roma rakamlarının yer değiştirmesiyle ''VIVI'' yani ''Yaşadım o halde öldüm'' anlamına gelir.

    Avrupalı toplumlardaki bazı batıl inançlar şöyle sıralanıyor: "İtalyanlar'da ve İngilizler'de sabah saatlerinde örümcek görmek, tüm günün kötü geçeceğinin habercisidir.

    Bazı Avrupalı ülkelerde, refahı ve mutluluğu simgeleyen pirinç yeni evlilerin üzerine atılır.

    Eşeğin, özellikle Güney İtalya'da mafyaya karşı bir koruyucu olduğuna inanılıyor.

    At nalı dünyanın en tanınmış uğurdur. İngiliz atasözüne göre fırtınaya, şimşek çakmasına, yangına, nazara, büyüye karşı ilaç gibidir. At nalının uğur getirmesi için satın alınmaması, bir yerde bulunması gerektiğine inanılır.

    Orta Çağ Avrupası'nda tavşan ayağı taşımanın şans getirdiğine inanılırdı. Ancak daha sonraları sevimlilikleriyle bilinen bu hayvanlara kıyılmasının şanssızlık getirebileceği görüşü ortaya çıktı.

    Sabahları yanlış ayağa yanlış ayakkabıyı giymek, bütün gününün ters geçeceğine işarettir.

    Gece baykuş sesi duymak, kötüye işarettir. Ses sol taraftan geliyorsa, daha kötü bir şey olacağının habercisidir.

    Baykuşun çatıda dolaşarak ötmesi, o evden cenaze çıkacağı anlamına geliyor.

    4 yapraklı yonca zor bulunduğu için tüm toplumlarda uğurlu sayılır. Hıristiyan aleminde kutsal bir yaprak olarak anılır. Kurutup defter arasında saklamak ömür boyu şans getirir. İrlandalılar'a göre vatanı kem gözlerden korur.

    Gökkuşağına bakmak Avrupalılar'a göre insanın içini rahatlattığı gibi kötülüklerden de korur. Ancak gökkuşağını elle işaret etmek uğursuzluk sayılır.

    Cadı ve şeytanı simgeleyen kara kedi Ortaçağ'ın en uğursuz batıl inancı sayılırdı. Kara kedi önünüzden geçerse tam 7 yıl bir uğursuzluk süreci başlar. İtalyanlar tüm uğursuzlukların kara kediden geldiğine inanır.

    İngilizler köpek balığı dişinin şans getirdiğine inanır. Diş boyuna takılırsa, en büyük şans çekicidir.

    Avrupalı birçok toplumda şampanya patlatılırken, mantar tıpanın isabet ettiği bekar kişinin kısa zamanda evleneceğine inanılır.

    Şapkayı yatağın üzerine koymak ölümü simgeler. Bunun nedeni Ortaçağ'da ölen askerlerin miğferlerinin mezar üzerine konması ve doktorların şapkalarını hasta yatağının üzerine bırakmasından kaynaklanmaktadır.

    Bazı Avrupalı toplumlarda yüzüğün genç kızlara armağan edilmesi sakıncalıdır. Genç kızın evde kalması tehlikesini yaşatır. Evlilik ve nişanlılık dışında hiçbir şekilde hediye edilmez.

    Ortaçağ'da gece yarasanın çarptığı kişinin 7 zamanda vampirin tecavüzüne uğrayacağına inanılırdı. Bu inanış hala bazı Avrupa toplumlarında geçerli.

    Evde 7 adet biblo fil bulundurmak refaha ve şansa kapıyı açmaktır.

    Anglosaksonların inancına göre gelinin arkasını dönerek attığı buketi kapan kız en kısa zamanda koca bulur
    hristiyanların batıl inançlarını okuyunca. türk toplumunun bundan ne kadar etkilendiğini esefle ve üzüntüyle görüyoruz.

    maalesef hristiyanların bu batıl inançları türkiyede kök salmıştır..

    ve hergün tv lerde propagangası yapılşmaktadır..

    dikkatli davranmakta yarar vardır.
    türk tv lerine. neredeyse her dizide batıl inançlardan birşeyler vardır..bu dizileri 7 70 e herkes izler..

    işin garip tarafı şudur:

    cinci hoca veya üfürkçülere savaş açan bu tv ler. kendi dizilerinde bunları herkese empoze ederler..

    çünkü burada rant vardır.. o diziden para kazanırlar. para onlar için mühimdir.. onun için işlerine gelince cini der savaş açarlar. işlerine gelincede dizilerinde oynatırlar..

    1 yıl önce #

Bu konu için RSS beslemesi

Cevapla

Mesaj göndermek için giriş yapmalısınız.