Türk Milleti, Cumhuriyet Bayramın Kutlu Olsun!
Tarih, Türk Milletinin birlik ve beraberlik ruhu ile büyük işler başarmasına gebedir.
Tarihin bu gündönümü çağında, birliğimizi, dirliğimizi, saadetimizi çekemeyen şer güçler, semalarımızı karartmaya; Cumhuriyetimizin kazandırdığı hakları, yurdumuza karşı açık ve gizli oyunlarla kullanarak, bütünlüğümüzü bozmak için uğraşıyorlar.
Bizi bize düşürmek için elinden geleni artlarına koymuyor, çağdaş ve güçlü bir toplum olma yolundaki yürüyüşümüzü engellemek istiyorlar.
Ancak…
Yaşadıklarımız ve dayatılanlar, bizi ümitsizliğe sevk etmemelidir. Atatürk ve çalışma arkadaşlarını yaptıkları gibi bizim de gerektiğinde vatanımızı koruma ve savunma gücümüz vardır. Atamızın dediği gibi; “İhtiyaç duyduğumuz kudret, damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur…”
Sevgili Gençler;
Büyük önder Atatürk, Türk Gençliğine; “Cumhuriyet’i biz kurduk ve onu koruyacak ve yüceltecek olan sizlersiniz.” demek suretiyle size olan güvenini göstermiştir.
Atatürk’ün emaneti olan Türkiye Cumhuriyet’ini canınız gibi sahip çıkıp koruyacağınıza yüceltip geliştirmek için de sürekli çaba harcamalı ve eğitiminize gereken önemi vermelisiniz.
Ülkemizin geleceği ve güvencesi olan sizler, büyük önder Atatürk’ün Cumhuriyeti kurarak sağlam temeller üzerine oturttuğu ülkemizi onun gösterdiği hedef doğrultusunda, dünyanın en gelişmiş ülkeleri düzeyine çıkarabilmek için, azim ve kararlılıkla çalışmalısınız.
Değerli Gençler,
Türkiye Cumhuriyetini laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti olduğunu unutmamalısınız. Yaşamınız boyuna çatışma yerine uzlaşmayı, kavga yerine hoşgörüyü ve paylaşmayı benimsediğiniz, başkasını düşüncesine saygı gösterdiğiniz sürece başarıya ulaşabilirsiniz. Ve kendi öz güveninizi de kazanabilirsiniz. Yaşamınızın her safhasında Türkiye Cumhuriyetine, Cumhuriyetin kurumlarına ve Cumhuriyetin temel niteliklerine, devletimize ve geçmişten günümüze kadar taşınan Türk Milletinin milli manevi değerlerine sahip çıkma mücadelenizi verirken, milletimizin birlik ve beraberliğini bozacak unsurlara karsı daima uyanık ve dikkatli olmalısınız. Türk Gençliği olarak sizlere güveniyoruz.
Sizler de yüce Türk Milletinin bu güvenini, yaşamınız boyunca sarsmamalısınız. Atatürk ve vatan hizmetinde onu yalnız bırakmayan arkadaşlarını minnetle ve rahmetle anıyoruz.
Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunun 85.yılını sevinç ve içtenlikle kutluyor, Türk varlığının sonsuz kadar devamını diliyoruz.
N e Mutlu Türk’üm Diyene…






CUMHURİYET
Batı dillerinde cumhuriyetin karşılığı, ulusun kendisini yönetmesi anlamına gelir. Cumhuriyet rejiminde iki unsur çok önemlidir:
a- İdare edilenler
b- İdare edenler
Bu iki unsurun sahip olası gereken özelliklerin başında dürüstlük gelir. Cumhuriyet rejiminde her iki tarafında dürüst ve namuslu olması gerekir. Rejimin demokrasi paltformuna oturtulması şarttır.
Cumhuriyet, ulusun vatan ve hukuka sevgisi ve içten bağlılığı ile yaşatılmalıdır. Bu nedenle cumhuriyete hayat veren damarların başında demokrasi gelir. Gerçek cumhuriyet rejimlerinde sistemin demokrasi ile olan ilişkisi çok önemlidir. Çünkü iç ve dış tehlikelere karşı cumhuriyet kendisini sert ve katı bir şekilde ama demokrasinin gerekleri içinde koruyacaktır. Bunların dışına çıkılmaması gereklidir, aksi taktirde demokrasi ile cumhuriyet arasında kopukluk başlar. Bundan da en büyük zararı cumhuriyet rejimi görür. Onun için cumhuriyet yöneticileri daima uyanık ve gözleyici durumda olacaklardır.
Demokrasiyi benimsemiş siyasi rejimlerdeki cumhuriyetlerde özgürlüklerin kullanılma alanları, demokrasinin kuralları ile sınırlandırılmıştır. Demokratik sistem ile idare edilen cumhuriyetlerde hiç kimsenin sınırsız hak ve hukuku yoktur. Sınırsız hak ve hukukun olduğu rejimlere de demokrasi veya cumhuriyet denemez. Çünkü demokrasilerde ve demokratik cumhuriyetlerde kişilerin ve dolayısıyla toplumların özgürlükleri hukuk yolu ile güvence altına alındığı gibi, buların sınırları da adaletin kalemi ile çizilmiştir. Bu kısa açıklamadan sonra Atatürk’ün cumhuriyet ve devlet anlayışına değinelim:
Atatürk, kurmuş olduğu genç Türk Devletinin yapısını 29 Ekim 1923 tarihinde cumhuriyetin temelleri üzerine oturturken, en kısa zaman da bunun gereği olan demokrasiye geçileceğini öngörüyordu. O da siyasi alanda demokrasinin çok partili sistemle gerçekleşeceğinin bilincindeydi.
Atatürk’ün zamanımızdan yaklaşık üç çeyrek asır evvel cumhuriyet için söyledikleri, bugün hala bazı batı ülkelerin elde etmeye çalıştıkları düşüncelerdir. O söylediklerimi bilimsel bir temel üzerine oturtmamış olsaydı, bu kadar zaman sonra düşünceleri hala güncelliğini koruyabilir miydi? Atatürk sadece bilgili bir asker, uzak görüşlü bir devlet adamı değil aynı zamanda gerçek bir düşünürdü. Ayrıca sadece düşünce üretmekle kalmamış, bu düşünceleri gerçekleştirerek, üçüncü dünya ülkelerine bağımsızlığın ve kurtuluşun yolunu da göstermiştir. Bugün bağımsızlık savaşı veren pek çok ülkede Atatürk adı hala bir bayrak gibi dalgalanıyorsa nedenini burada aramak doğru olur.
29 Ekim 1923 günü ilan edilen cumhuriyetin alt yapısını Atatürk aşama aşama nasıl hazırlamıştı ?
Cumhuriyet laik bir sistem üzerine kurulacaktı. Yani cumhuriyet idaresinde ne halifeye ne de onun kalıntılarına yer vardı. Cumhuriyeti adaletli bir adalet sistemi koruyacaktı. Cumhuriyetin genç kuşakları çağ dışı kara kafalılar tarafından değil, aydın bağımsızlık ve hürriyetin değerini bilen aydın kafalı öğretmenler tarafından yetiştirilecektir. İmparatorluktan kalan mantık dışı ne varsa hepsi kaldırılacak, cumhuriyetin temelini müspet ilim oluşturacaktır. Cumhuriyetin yalnızca kanunlar ile, devlet zoru ile ve yasaklarla korunamayacağının bilincinde olan Atatürk, onun gerçek değerini anlayabileceğini söyleyebilmiştir. Geçen zaman içerisindeki olaylar bu ileri görüşlü devlet adamının ve düşünürünün ne denli haklı olduğunu göstermiştir.
Bilgisiz ve bilinçsiz bir halk topluluğunun ulus olma hakkına sahip olamayacağını vurgulayan Atatürk, ulusun bilinçlendiği oranda hak ve hukukuna sahip çıkacağını biliyordu. Bu nedenle eğitim ve kültüre çok önem vermiştir. Onun, bir bakıma kültürü, cumhuriyetin temellerinden biri olarak görmesindeki neden budur.
Atatürk’e göre sadece cumhuriyete sahip olmak yeterli değildir.
Ona layık olmak da gereklidir. Bunun içinde gereken yol gene eğitimden geçiyordu.
Hürriyet ve bağımsızlığın kıymetini, erdemli ve özverili, çağdaş eğitim almış olan gençler, savaş alanlarında bu uğurda şehit düşen askerlerden çok daha iyi bilebilirlerdi Bağımsızlık; hürriyet, cumhuriyet bundan böyle savaşarak değil, bunları değeri bilinerek korunacaktı. Onun için kılıçla elde edilen zaferler, siyasi, ekonomik, kültürel zaferlerle taçlandırılmalıydı.
Tüm Mahmatlıların 29 Ekim Cumhuriyet Bayramını Kutlar selam ve sevgilerimi sunarım.
Dilek Ülger
dilek.lger@gmail.com
ey türk üstde gök çökmedikce altda yer eğilmedikce senin dilini ve töreni kim boza bilir titre ve kendine dön ve cumhuriyetini o kadar kan dökülmüş vatanına sahip çık
cumhuriyet bayramınız kutlu olsun nice mutlu şanlı yıllara
Bütün milletimizin Cumhuriyet bayramını kutluyorum.
Yönetim rejimlerinin adı ne olursa olsun. Onu uygulayanlar, insanlardır. Eğer bir toplumda insan yapısı bozulmuş, çürüme başlamışsa, o topluma hangi rejimi getirirseniz getirin fayda etmez.
Onlara sadece Allah’ın bir lütfu ulaşırsa kurtulurlar.
Bugün ne adına olursa olsun Cumhuriyete karşı çıkanları, Cumhuriyeti anlamaları adına, Denizli’li Şehit Memiş Oğlu, Gazi Halil İbrahim amcanın şu sözleri ile baş başa bırakıyorum:
“Babamız Yemen’de şehid düştüğünde 2-3 yaşında ancaydık.
Birlikte askere giden Mahmut amcamızdan ise hiçbir haber alamadık.
Etrafımızda bizlere kol-kanat gerecek büyüğümüz kalmamıştı.
Felçli dedemizin yanı başında büyüdük.
Sefalet çoktu, kazanç diye bir şey zaten yoktu.
Bunların üstüne bir de Yonan işgali…
İşgal yıllarında 3-5 yaşındaydık.
Zaten kıt olan mal-maşat çok değerliydi o vakitler.
İnek ve danasını çifte koşup sürmeye çalışıyorduk toprağı.
Tavukları, koyunları ve danaları “mutfaklık” diye toplayıp götüren düşman,
Öküzleri de nakliye işlerinde kullanmak için alıp götürüyordu.
Korucu Sağır Omar, düşmanın hayvanları doldurduğu yerin kapısını kıytararak(aralık bırakarak) kurtardığı koyunlarımız eve döndüğünde dünyalar bizim olmuştu.
Bizim Gara İbiram da boynuna sarılıp hüngür hüngür ağlamış, “mutfaklık” diye götürülen danası kaçıp tarla yolunda karşısına çıkınca…
Yokluğun, çilenin, zilletin, hasretin hangı birini anlatam?…
Şimdilerde ise yaşamak ne kadar kolay.
Bolluk olunca beğenemez oluyor insanoğlu.
Varlığın değeri yeterince anlaşılamıyor.
Hürriyete ne zorluklarla erişildiği unutuluveriyor.
İnsan önce dinlemeyi bilmeli.
Dinlediğini de iyi duymalı.
Duydukları iyiyse yapmaya çalışmalı, kötüyse bırakmalı.
Göremiyorum, duyamıyorum gayrı.
Eskiden kafamda kalanları anlatabiliyorum sadece.
Bizler bugün var, yarınsa yokuz.
İsteseniz de konuşturamazsınız toprağa girince.
Bizleri anlatacak tek bir şey kalacak geride;
Türkülerin dili…”
(Kaynak:http://www.torlakon.com/haberdetay.asp?ID=54)
Ve bu konuşmaya uyan, bir şehidimizin cebinden çıkan şiir:
VASİYET
Yaşlı anam oğul diye ağlarken,
Yeşil yurda düşman ağu çalmasın.
Altın ırmak şırıl şırıl çağlarken,
Ocağıma düşman ateş salmasın.
* * *
Malım-mülküm helal olsun millete,
Canım kurban olsun ulu devlete,
Katlanırsam eğer ben bu zillete,
Yere batsın soyum-sopum kalmasın.
* * *
Ulu Mevla’m şudur ancak dileğim,
Bükülmesin boynum,kolum,bileğim,
Yas tutmasın evde güzel meleğim,
Yanağında taze güller solmasın.
* * *
Toprağıma düşman tohum atarsa,
Mahsulümü malı gibi satarsa,
Can yurdumda yerleşerek yatarsa,
Dünya benden rahat yüzü bulmasın.
* * *
Düşmanları öne katıp sürmezsem,
Defterini birer birer dürmezsem,
Öç alarak muradıma ermezsem,
Kıblem Kabe dinim İslam olmasın.
* * *
Yalın kılıç düşmanıma çalmazsam,
Bir başıma ordusuna dalmazsam,
Güzel İzmir eğer seni almazsam,
Leşim koksun kara toprak almasın…
(Bu şiir, İstiklâl Savaşımız süresince mücadele edip, İzmir’in kurtuluşu sırasında şehid düşen bir Mehmetçiğimizin cebinden çıkmıştır.)
Allah’a emanet olun.
Muharrem KILIÇ