﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mahmatlı Köyü &#187; Eğitim</title>
	<atom:link href="http://www.mahmatlikoyu.com/category/egitim/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.mahmatlikoyu.com</link>
	<description>Ankara Gölbaşı Mahmatlı Köyü Web Sayfası</description>
	<lastBuildDate>Sun, 21 Nov 2010 23:17:14 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.3</generator>
		<item>
		<title>Çanakkale, Dönüşü Olmayan Yolculuktu!</title>
		<link>http://www.mahmatlikoyu.com/canakkale-donusu-olmayan-yolculuktu/</link>
		<comments>http://www.mahmatlikoyu.com/canakkale-donusu-olmayan-yolculuktu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Mar 2010 22:26:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilgilendirme]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mahmatlikoyu.com/canakkale-donusu-olmayan-yolculuktu/</guid>
		<description><![CDATA[&#199;anakkale, bir destanın adı&#8230; Yeni yetişen nesillerimizin ibretle okuyarak, geleceklerine dair verecekleri kararlarda kendilerini motive edecek en &#246;nemli olayların başında geliyor &#199;anakkale. &#220;lkemizin başına gelecek felaketlerin &#246;n&#252;n&#252; almak ve de T&#252;rk Milletine karşı tavır geliştirip, aleyhimizde iş yapmak isteyenler işaret edilecek tarihi bir d&#246;n&#252;m noktası, T&#252;rk&#8217;&#252;n d&#252;nyaya attığı tokattır &#199;anakkale&#8230; &#199;anakkale, d&#246;n&#252;ş&#252; olmayan yolculuktu! Sizlerde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img width="199" vspace="6" hspace="6" height="149" border="4" align="left" src="http://i41.tinypic.com/2m7wxhh.jpg" title="&Ccedil;ANAKKALE, T&Uuml;RK'&Uuml;N KAHRAMANLIK DESTANIDIR." style="border: 4px solid black; margin: 6px;" class="alignleft" alt="" />&Ccedil;anakkale, bir destanın adı&#8230; Yeni yetişen nesillerimizin ibretle okuyarak, geleceklerine dair verecekleri kararlarda kendilerini motive edecek en &ouml;nemli olayların başında geliyor &Ccedil;anakkale. &Uuml;lkemizin başına gelecek felaketlerin &ouml;n&uuml;n&uuml; almak ve de T&uuml;rk Milletine karşı tavır geliştirip, aleyhimizde iş yapmak isteyenler işaret edilecek tarihi bir d&ouml;n&uuml;m noktası, T&uuml;rk&#8217;&uuml;n d&uuml;nyaya attığı tokattır &Ccedil;anakkale&#8230;</p>
<p><strong>&Ccedil;anakkale, d&ouml;n&uuml;ş&uuml; olmayan yolculuktu! Sizlerde vereceğiniz kararların geri d&ouml;n&uuml;ş&uuml; olmadığını unutmayınız&#8230;.</strong></p>
<p><a target="_blank" href="http://hotfile.com/dl/33132483/0a9c33c/CANAKKALE_SUNUMU.rar.html"><span style="color: rgb(255, 0, 0);"><strong>&Ccedil;ANAKKALE SUNUMU İNDİR!</strong></span></a></p>
<p><span id="more-269"></span></p>
<p><strong>&Ccedil;anakkale&hellip;</strong></p>
<p>Her şeye rağmen bir mukavemet, bir savunma ve bir direniş meydanı&hellip;</p>
<p>Hatta d&uuml;nyanın en &ccedil;etin &quot;en zor&quot; meydanı&hellip;</p>
<p>D&uuml;şman tek bir &uuml;lke ve devletten değil, yedi d&uuml;velden&hellip;</p>
<p>&Uuml;stelik g&uuml;&ccedil;lerini o d&ouml;nem ki Osmanlı ile kıyaslamak bile sa&ccedil;ma, silahları ve te&ccedil;hizatları Osmanlı&rsquo;ya g&ouml;re &ccedil;ok iyi&hellip;</p>
<p>Devasa g&ouml;zlem balonları, u&ccedil;akları, zırhlı gemileri ve ateş g&uuml;&ccedil;leri&hellip;</p>
<p>Toplam 250.000 kişinin &uuml;zerinde asker sayısı ile ufacık bir karayı mahşere &ccedil;eviriyorlar.</p>
<p>M&uuml;cadele verilen tek unsur d&uuml;şman da değil, yazın yakıcı sıcaklar, kışın m&uuml;thiş soğuklar&hellip;</p>
<p>Siperde tek korkulan d&uuml;şmanın el bombaları da değil, akrepler ve bitler&hellip;</p>
<p>D&uuml;şmanın sadakat bozmak i&ccedil;in yaptırdığı bin bir &ccedil;eşit propaganda ve her şeye rağmen direnen Mehmet&ccedil;ik&hellip;</p>
<p>Burası &Ccedil;anakkale ve buranın matematiği yok!</p>
<p>İnsanın akıl k&ouml;pr&uuml;lerini şak diye ortadan ayırıveren bir ruhu var&hellip;</p>
<p>Biz bug&uuml;n buna, g&ouml;ğs&uuml;m&uuml;z&uuml; gere gere &Ccedil;anakkale Ruhu diyoruz&hellip;</p>
<p>Ve Akif&hellip;</p>
<p>Aşkın, inancın,  davanın ve &ccedil;ilenin tutkunu&hellip;</p>
<p>Fikir tezg&acirc;hında gergef gergef umut dokuyan istiklal şairi&hellip;</p>
<p>Kalbinin z&uuml;mr&uuml;t tepelerinde yoğurduğu ulvi duygular ile kaleme aldığı istiklal marşı,  bundan tam 89 yıl &ouml;nce, bu necip milletin milli marşı olarak 12 Mart 1921 de kabul edilmişti. Onun aziz hatırasını ve bug&uuml;n g&ouml;ğs&uuml;m&uuml;ze gererekten okuduğumuz İstiklal Marşımızın kabul edilişini,  89.defa kutlamaya hazırlandığımız şu g&uuml;nlerde O&rsquo;na ve O&rsquo;nun &Ccedil;anakkale sevdasına dair hatıraları hatırlatmayı bir bor&ccedil; bildim&hellip;</p>
<p>İşte O ve O&rsquo;nun eşsiz &Ccedil;anakkale Sevdası&hellip;</p>
<p><strong>BU OTELİN L&Uuml;KS&Uuml; BENİ RAHATSIZ EDER!</strong></p>
<p>Birinci D&uuml;nya Savaşı yıllarında Hintli, Mısırlı ve diğer Asyalı M&uuml;sl&uuml;manlar İngiliz ve Fransızlar tarafından propaganda bombardımanına tutulmuştu.</p>
<p>Alenen İngilizler tarafından kandırılıyorlardı&hellip;</p>
<p>İngiliz propagandası bu M&uuml;sl&uuml;manlara, Almanların Halife&rsquo;yi esir aldığını, İttihat ve Terakki Partisinin buna g&ouml;z yumduğunu, Padişah olan Halifenin zor durumda olduğunu ve kurtarılması gerektiğini s&ouml;ylemekteydiler&hellip;</p>
<p>Bu propaganda bi&ccedil;imini &Ccedil;anakkale&rsquo;nin sair cephelerinde bile s&uuml;rd&uuml;rm&uuml;şlerdi&hellip;</p>
<p>İşte Mehmet Akif devlet g&ouml;revlisi olarak bu propagandaları &ccedil;&ouml;kertmek i&ccedil;in karşı propaganda faaliyetleri i&ccedil;in Almanya da esir edilen M&uuml;sl&uuml;man &uuml;sera ile g&ouml;r&uuml;şmek ve İngiliz propagandalarının yanlışlığını anlatmak i&ccedil;in Almanya&rsquo;daydı&hellip;</p>
<p>Halife&rsquo;nin selamı ile s&ouml;ze başlayan Mehmet Akif, Vunsdof&rsquo;da ki esir kampında M&uuml;sl&uuml;man esirlerle bir dizi konuşma yapmıştı. Onun bir su gibi akan konuşmalarını dinleyen ahali, İngiliz ve Fransızların oyununa geldikleri i&ccedil;in olduk&ccedil;a &uuml;z&uuml;lm&uuml;şt&uuml;. Akif&rsquo;in konuşmaları o kadar etkili olmuştu ki bu konuşmaları plaklara dolduran Alman yetkililer, &uuml;lkenin diğer esir kamplarında yaşayan M&uuml;sl&uuml;man esirlere de bu konuşmaları dinletmişlerdi&hellip;</p>
<p>Merhumun, Almanya da iken, aklı fikri &Ccedil;anakkale&rsquo;deydi&hellip;</p>
<p>Almanlar, onu &ouml;zel ve &ouml;nemli bir misafir olarak ağırlamak adına b&uuml;t&uuml;n Avrupa&rsquo;nın en l&uuml;ks otellerinden biri olan Adlon Oteli&rsquo;ni uygun g&ouml;rm&uuml;şlerdi fakat Akif, Adlon&rsquo;un şatafatından ve l&uuml;ksl&uuml;ğ&uuml;nden rahatsız olmuştu, Alman yetkililere, daha m&uuml;tevazı bir yerde kalmak istediğini s&ouml;ylemişti&hellip;</p>
<p>Alman yetkililer Akif&rsquo;in bu ricası karşısında şok olmuşlardı, neden burada kalmak istemediğini sorduklarında ise:</p>
<p>&quot;&hellip;Benim burada temsil ettiğim milletin evladı olan Mehmet&ccedil;ikler, şimdi &Ccedil;anakkale de kan ve can pazarında iken bu otelin şatafatı beni rahatsız eder, burada ki l&uuml;ks bana batar&hellip;&quot; cevabını almışlardı&hellip;</p>
<p><strong>NE OLACAK BU &Ccedil;ANAKKALE?</strong></p>
<p>Akif&rsquo;in &Ccedil;anakkale aşkına dair &ouml;nemli bir ayrıntıyı da o d&ouml;nemde kendisi de Almanya da bulunup Akif&rsquo;e kader arkadaşlığı yapan askeri ateşimiz &Ouml;mer L&uuml;tfi Bey şu şekilde aktarmaktadır:</p>
<p>&quot;Berlin de merhumun en b&uuml;y&uuml;k endişesi &Ccedil;anakkale idi&hellip; Gece g&uuml;nd&uuml;z &Ccedil;anakkale&rsquo;yi d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rd&uuml;, her sabah tekrar ederdi;</p>
<p>&quot; &Ouml;mer Bey! Bu &Ccedil;anakkale ne olacak? &quot;</p>
<p>&quot; Allah bilir ama vaziyet tehlikelidir. Askeri a&ccedil;ıdan d&uuml;ş&uuml;n&uuml;nce pek umut yoktur, ancak madde dışında insan&uuml;st&uuml; bir olay olmalı ki &Ccedil;anakkale dayansın&quot; derdim&hellip; Ben b&ouml;yle dedik&ccedil;e:</p>
<p>&quot; Eyvah! Eyvah! Son sığınağımızda yıkılırsa ne olur? Ne olur?&quot; Diyerek &ccedil;ocuklar gibi g&ouml;zlerinden yaşlar d&ouml;k&uuml;l&uuml;rd&uuml;. &Ccedil;anakkale i&ccedil;in ağlamadığı g&uuml;n yoktu, ben savaşın şartlarından s&ouml;z ettik&ccedil;e canı sıkılırdı&hellip; Onun b&ouml;yle askeri yorumlara tahamm&uuml;l&uuml; yoktu,O daima kesin bir kelime isterdi&hellip;</p>
<p>B&uuml;t&uuml;n d&uuml;nya toplanıp &Ccedil;anakkale&rsquo;ye h&uuml;cum etse &Ccedil;anakkale yine de d&uuml;şmez&hellip;&rsquo;&rsquo;</p>
<p>&quot; O&rsquo;nun b&uuml;y&uuml;k imanı başka bir ihtimale m&uuml;sait değildi, onun i&ccedil;in tehlikeden bahsettik&ccedil;e i&ccedil;i yanardı, o zaman bende savaşın şartlarını bir kenara bırakıp, O&rsquo;nu teselli ederdim, benim O&rsquo;nda g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m vatan sevgisi o kadar y&uuml;ksekti ki tarifi m&uuml;mk&uuml;n değildir&hellip;&quot;</p>
<p><strong>BİR EDEBİYAT ŞAHESERİ: &Ccedil;ANAKKALE ŞEHİTLERİNE</strong></p>
<p>&quot; &Ccedil;anakkale Şehitlerine &quot; diye başlayan o muazzam destan, T&uuml;rk Edebiyat Tarihinin en anlamlı şiirlerinden biridir. Tamamen his ve duygu doludur. O şiiri okuduğunuz da adeta &Ccedil;anakkale&rsquo;ye, 1915&rsquo;lere gidersiniz ama o şiiri yazan m&uuml;tevazı efsane hi&ccedil; &Ccedil;anakkale&rsquo;ye gitmemiştir.</p>
<p>Akif, &Ccedil;anakkale Savaşının sahnelerini madde g&ouml;z&uuml; ile hi&ccedil; g&ouml;rmemiştir ancak Mehmet&ccedil;ik ve vatan sevdası ile o kadar birleşmiştir ki sanki t&uuml;m olaylar onun hemen g&ouml;z&uuml;n&uuml;n &ouml;n&uuml;nde cereyan etmiş gibidir&hellip;</p>
<p>Yani Akif, &Ccedil;anakkale&rsquo;yi g&ouml;zyaşı ve ruh ekseninde yazmıştır&hellip;</p>
<p>&Ccedil;&uuml;nk&uuml; Akif, &Ccedil;anakkale&rsquo;ye hi&ccedil; gelmeden hem yaşamış hem de yazmıştır&hellip;</p>
<p>&Ccedil;&uuml;nk&uuml; O, bu millete kara sevda ile bağlıdır, &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Akif inancın zaferinin; aşk artı iman form&uuml;l&uuml;nde yattığını &ccedil;ok iyi bilmektedir&hellip;</p>
<p>Akif, hi&ccedil; g&ouml;rmediği ama ona hep yakin olduğu &Ccedil;anakkale&rsquo;sinin destanını Gelibolu topraklarına binlerce kilometre uzakta, Arabistan da ki El-Muazzama adlı k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir tren istasyonun arkasında hurmalıklarda yazmıştı&hellip;</p>
<p>O yine m&uuml;him bir g&ouml;rev i&ccedil;in bu defa Arabistan&rsquo;daydı&hellip; Hedef yine İngiliz propagandalarına karşı &quot;karşı propaganda&quot; yapmaktı, İngilizler bu topraklara ihanet tohumları ekiyorlardı, sadece Hintli ve Mısırlı M&uuml;sl&uuml;manları kandırmakla yetinmeyen İngilizler, bu topraklarda ki Arapları da Osmanlı&rsquo;ya karşı kışkırtmaya başlamıştı, Lawrence, G.Bell gibi d&uuml;nyaca &uuml;nl&uuml; İngiliz ajanları iş başındaydı&hellip;</p>
<p>Mehmet Akif, engin g&ouml;r&uuml;şleri ve akıcı hitabı ile bu defa da Arapları, İngilizlerin oyununa gelmemeleri i&ccedil;in uyarıyordu, el-Muazzama tren istasyonu da Akif&rsquo;in yaptığı bu yoğun &ccedil;alışmaların menzili olmuştu&hellip;</p>
<p>Bir g&uuml;n bu k&uuml;&ccedil;&uuml;k istasyona akşamdan sonra d&uuml;şen bir telgraf, binlerce g&uuml;neşin, hilalin ayakta kalması i&ccedil;in verdiği m&uuml;cadelenin kazanıldığını m&uuml;jdeliyordu, evet, &Ccedil;anakkale Savaşı on d&ouml;rt aylık bir m&uuml;cadeleden sonra &Ccedil;anakkale Zaferi olmuştu&hellip;</p>
<p>Artık Mehmet&ccedil;ik Bedrin Aslanları kadar şanlı idi, artık onların başı, başlarına ta&ccedil; diye K&acirc;be&rsquo;nin konması bekliyordu, artık onların başını hi&ccedil;bir kuvvet aşağı eğdiremezdi, artık onlar ecdatlarının g&ouml;ky&uuml;z&uuml;nden aşağı inip, pak alınlarından &ouml;pmesini bekliyorlardı ve artık onlar ağıt ve makber değil, &Ccedil;anakkale Ruhu&rsquo;nun babası &quot;G&uuml;zeller G&uuml;zeli&quot; Efendimizin (sav) cemaline taliptiler&hellip;</p>
<p>Bu ne mukaddes bir m&uuml;jde idi&hellip;</p>
<p>Akif&rsquo;in g&ouml;z pınarları dolmuştu, g&ouml;nl&uuml;nde, yıllarca sevgilisini bir bekleyen aşığın heyecanı dolanıyordu, kalemi k&acirc;ğıdı kaptığı gibi kendisini istasyonun arkasında ki hurma bah&ccedil;esine atmıştı&hellip;</p>
<p>Buraya geldiğinde sırtını hurma ağacına yaslayarak, ellerini semaya kaldırdı;</p>
<p>&quot; Allah&rsquo;ım!&quot; dedi&hellip; Devam etti&hellip;</p>
<p>&quot;&hellip;Bana, bu aciz kuluna, bu destan yazma imkanını bahşet, bu y&uuml;ce vazifeyi bana nasip et sonra canımı al.Ya Rabbi!Bana bu l&uuml;tf&uuml; &ccedil;ok g&ouml;rme,in&rsquo;am ve ikramının hazinesinden bu aciz kulunun şu duasını barigah-ı uluhiyetinde kabul eyle&hellip;&quot;</p>
<p>Ve Akif yazmaya başlamıştı&hellip;</p>
<p>G&ouml;zyaşlarıyla ıslattığı sayfalarda dolaşan feyz y&uuml;kl&uuml; kalemi d&uuml;nyanın en inanılmaz destanını, iman m&uuml;rekkebi ile nakış nakış işlemeye başlamıştı&hellip;</p>
<p>Vakit sabah namazına doğru yaklaştığında ise son noktayı koymak &uuml;zereydi;</p>
<p>Sen ki son ehl-i salibin kırarak savletini<br />
Şarkın en sevgili sultanı Salahattin&rsquo;i<br />
Kılı&ccedil; Arslan gibi iclaline ettin hayran&hellip;<br />
Sen ki İslam&rsquo;ı kuşatmış, boğuyorken h&uuml;sran,<br />
O demir &ccedil;emberi, g&ouml;ğs&uuml;nde kırıp par&ccedil;aladın,<br />
Sen ki ruhunla beraber gezer ecramı adın<br />
Sen ki a&rsquo;sara g&ouml;m&uuml;lmezsen taşacaksın&hellip; Heyhat,<br />
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat&hellip;<br />
Ey şehid oğlu şehid isteme benden makber,<br />
Sana ağuşunu a&ccedil;mış duruyor Peygamber&hellip;</p>
<p>Osmanlı Devleti, hen&uuml;z savaş devam ederken, &Ccedil;anakkale&#8217;de yaşananların halka ulaştırılması, halka mal olması ve unutulmaması i&ccedil;in, şairleri, yazarları, ressamları &Ccedil;anakkale&rsquo;ye getirir ve onlardan &Ccedil;anakkale&rsquo;yi tasvir eden eserler beklerler ama berhava, &Ccedil;anakkale&rsquo;yi g&ouml;renler orayı hi&ccedil; g&ouml;rmeyen Akif&rsquo;in g&ouml;lgesinde kalırlar&hellip;</p>
<p>O &Ccedil;anakkale&rsquo;den Sakarya&rsquo;ya değin mazlum bir milletin haklı haykırışının, en g&uuml;r sesi olmuştu&hellip;</p>
<p>&Ccedil;anakkale direnişin, Akif de dirilişin sesi olmuştu&hellip;</p>
<p>O bir b&uuml;lb&uuml;ld&uuml; vatan da g&uuml;l&hellip;</p>
<p><a target="_blank" href="http://www.haberiniz.com/index.php?option=com_content&amp;view=category&amp;layout=blog&amp;id=64&amp;Itemid=166"><strong>Kaynak</strong></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mahmatlikoyu.com/canakkale-donusu-olmayan-yolculuktu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İstiklal Marşımız ve M.Akif Ersoy</title>
		<link>http://www.mahmatlikoyu.com/istiklal-marsimiz-ve-makif-ersoy/</link>
		<comments>http://www.mahmatlikoyu.com/istiklal-marsimiz-ve-makif-ersoy/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 00:45:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilgilendirme]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Şiirler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mahmatlikoyu.com/istiklal-marsimiz-ve-makif-ersoy/</guid>
		<description><![CDATA[İstikl&#226;l Marşı, T&#252;rkiye Cumhuriyeti Devleti&#8217;nin Milli marşıdır. Bağımsızlığın, kahramanlığın, Allah&#8217;a g&#252;ven ve teslimiyetin, sevginin ve vatan adını verdiğimiz y&#252;ce sevdanın &#246;zeti&#8230; Bizim T&#252;rk Milletine ve T&#252;rk Yurduna hizmet ruhumuzu y&#252;celten, kısık sesimizi coşturan, her h&#252;cremizde vatanseverliği yaşattıran kahramanlığın muhteşem ifadeler b&#252;t&#252;n&#252;&#8230; İstiklalimizi kazanmak i&#231;in &#246;dediğimiz bedelin Akif&#8217;&#231;e dile getirilişi&#8230; G&#252;n&#252;m&#252;zde yaşadıklarımızdan sonra, &#34;Allah bu millete [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img width="166" vspace="6" hspace="6" height="166" border="4" align="left" alt="" class="alignleft" style="border: 4px solid black; margin: 6px;" title="İSTİKLALE AŞIĞIZ..." src="http://i42.tinypic.com/2isbity.jpg" />İstikl&acirc;l Marşı, T&uuml;rkiye Cumhuriyeti Devleti&#8217;nin Milli marşıdır. Bağımsızlığın, kahramanlığın, Allah&#8217;a g&uuml;ven ve teslimiyetin, sevginin ve vatan adını verdiğimiz y&uuml;ce sevdanın &ouml;zeti&#8230; Bizim T&uuml;rk Milletine ve T&uuml;rk Yurduna hizmet ruhumuzu y&uuml;celten, kısık sesimizi coşturan, her h&uuml;cremizde vatanseverliği yaşattıran kahramanlığın muhteşem ifadeler b&uuml;t&uuml;n&uuml;&#8230; İstiklalimizi kazanmak i&ccedil;in &ouml;dediğimiz bedelin Akif&#8217;&ccedil;e dile getirilişi&#8230;</p>
<p><span id="more-267"></span></p>
<p>G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde yaşadıklarımızdan sonra,<strong> &quot;Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın&quot; </strong>s&ouml;z&uuml;n&uuml;n bug&uuml;n &ccedil;ok anlamlı olduğunu g&ouml;r&uuml;yoruz.</p>
<p>Allah, T&uuml;rk Milletinee zeval vermesin, korusun ve Y&uuml;celtsin&#8230;</p>
<p>&#8230;..</p>
<p><strong>İstiklal Marşımız</strong></p>
<p><span style="color: rgb(255, 0, 0);"><strong>İstiklal Marşımız, yurdumuzun d&uuml;şman işgaline uğradığı felaket g&uuml;nlerinde hazırlandı.</strong></span> Saldırgan d&uuml;şmana karşı Anadolu&rsquo;da tutuşan heyecanı koruyacak; vatan sevgisini ve inancı canlı tutacak bir marşın hazırlanması d&uuml;ş&uuml;ncesi, Genel Kurmay Başkanı İsmet (İn&ouml;n&uuml;) Paşa dan geldi. İsmet İn&ouml;n&uuml; b&ouml;yle bir marşın Fransız ordusunda mevcut olduğunu ve bizim ordumuz i&ccedil;in de faydalı olacağını Milli Eğitim Bakanlığına iletti. Milli Eğitim Bakanlığı da bu d&uuml;ş&uuml;nceyi benimseyip bir yarışma d&uuml;zenledi. Beğenilen g&uuml;fte i&ccedil;in 500 lira &ouml;d&uuml;l verilecekti. <strong> </strong></p>
<p><strong>Yarışma i&ccedil;in 734 şiir g&ouml;nderildi. Bir kurulca bunlar titizlikle incelenip 6 tanesi ayrıldı. Ama hi&ccedil;biri beğenilmedi; marş olacak değerde bulunmadı. O zaman Burdur Milletvekili olan Mehmet Akif&rsquo;in para &ouml;d&uuml;l&uuml;nden rahatsızlık duyduğu i&ccedil;in yarışmaya katılmadığı &ouml;ğrenildi.</strong> D&ouml;nemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi şairin Meclisteki sıra arkadaşı Balıkesir Milletvekili Hasan Basri Bey&rsquo;in yardımını istedi.</p>
<p><strong>Hasan Basri Bey bundan sonrasını ş&ouml;yle anlatıyor: </strong></p>
<p>M.Akif Bey&rsquo;in yanımda olduğu bir zaman, elime bir kağıt par&ccedil;ası alarak,onun dikkatini &ccedil;ekecek bir tarzda yazmaya başladım.</p>
<p>- Ne yazıyorsun?</p>
<p>- Marş. İstiklal Marşı yazıyorum.</p>
<p>- Yahu sen ne adamsın? Se&ccedil;ilecek şiire para &ouml;d&uuml;l&uuml; verileceğini bilmiyor musun? İ&ccedil;inde para olan bir işe nasıl katılıyorsun?</p>
<p>- Yarışma kaldırıldı? Se&ccedil;ilecek şiire ne para verilecek, ne de her hangi bir &ouml;d&uuml;l. Milli Eğitim Bakanı bana g&uuml;vence verdi.</p>
<p>- Ya, o halde yazalım.</p>
<p>İşte b&ouml;ylece yazılmaya başlanan ve 48 saatte bitirilen İstiklal Marşı, imzasız olarak Milli Eğitim Bakanlığının se&ccedil;ici kuruluna sunuldu. Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi, daha &ouml;nce se&ccedil;ilen 6 şiirle birlikte yeni şiiri Ordu Komutanlarına g&ouml;nderdi. Onlardan, şiirlerin askerlere okunmasını, beğenilenleri sıralamalarını istedi. Komutanlar, kısa s&uuml;rede sonucu bildirdiler: Hepsi de Mehmet Akif&rsquo;in şiirini birinci sıraya almıştı. Bundan sonraki iş, İstiklal Marşı&rsquo;nın T.B.M.M&rsquo; ne getirip kabul ettirmekti. Marş, ilkin Meclisin 1 Mart 1921 g&uuml;n&uuml; yaptığı ikinci oturumunda ele alındı. Başkan Mustafa Kemal&rsquo;in s&ouml;z vermesi &uuml;zerine Hamdullah Suphi k&uuml;rs&uuml;ye gelerek, sık sık alkışlarla kesilen şiiri okudu ve son se&ccedil;imin Meclise ait olduğunu s&ouml;yledi. O g&uuml;n oylama yapılmadı. Şiirle ilgili konuşmalar ve oylama, Meclisin <strong>12 Mart 1921 g&uuml;n&uuml;</strong> &ouml;ğleden sonraki oturumunda yapıldı. Bazı milletvekilleri, bir komisyon kurularak şiirin yeniden incelenmesini, bazıları da hemen g&ouml;r&uuml;l&uuml;p karara bağlanmasını istediler. Uzunca tartışmalardan sonra, şiirin kabul&uuml; i&ccedil;in verilen 6 &ouml;nerge benimsendi ve İstiklal Marşı &ccedil;oğunlukla kabul edildi.</p>
<p><strong>Şiirin bestelenmesi i&ccedil;in a&ccedil;ılan ikinci yarışmaya 24 besteci katıldı.</strong> 1924 yılında Ankara&rsquo;da toplanan se&ccedil;ici kurul, <strong>Ali Rıfat &Ccedil;ağatay&rsquo;ın bestesini kabul etti.<span style="color: rgb(255, 0, 0);"> Bu beste 1930 yılına kadar &ccedil;alındıysa da 1930 da değiştirilerek Cumhurbaşkanlığı orkestrası şefi Osman Zeki &Uuml;ng&ouml;r&rsquo;&uuml;n 1922 de hazırladığı bug&uuml;nk&uuml; beste y&uuml;r&uuml;rl&uuml;ğe kondu.</span></strong> Marşın armonilenmesini Edgar Manas, bando d&uuml;zenlemesini İhsan Servet K&uuml;n&ccedil;er yaptı.</p>
<p><strong>İSTİKLAL MARŞI</strong></p>
<p>Korkma, s&ouml;nmez bu şafaklarda y&uuml;zen al sancak<br />
S&ouml;nmeden yurdumun &uuml;st&uuml;nde t&uuml;ten en son ocak.<br />
O benim milletimin yıldızıdır parlayacak!<br />
O benimdir, o benim milletimindir ancak!</p>
<p>&Ccedil;atma, kurban olayım, &ccedil;ehreni ey nazlı hilal!<br />
Kahraman ırkıma bir g&uuml;l&#8230; ne bu şiddet, bu cel&acirc;l?<br />
Sana olmaz d&ouml;k&uuml;len kanlarımız sonra helal.<br />
Hakkıdır, Hakk&#8217;a tapan milletimin istiklal.</p>
<p>Ben ezelden beridir h&uuml;r yaşadım, h&uuml;r yaşarım;<br />
Hangi &ccedil;ılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!<br />
K&uuml;kremiş sel gibiyim, bendimi &ccedil;iğner, aşarım.<br />
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.</p>
<p>Garbın &acirc;f&acirc;kını sarmışsa &ccedil;elik zırhlı duvar.<br />
Benim iman dolu g&ouml;ğs&uuml;m gibi serhaddim var.<br />
Ulusun, korkma! Nasıl b&ouml;yle bir im&acirc;nı boğar,<br />
&#8216;Medeniyyet!&#8217; dediğin tek dişi kalmış canavar?</p>
<p>Arkadaş, yurduma al&ccedil;akları uğratma sakın;<br />
Siper et g&ouml;vdeni, dursun bu hay&acirc;sızca akın.<br />
Doğacaktır sana va&#8217;dettiği g&uuml;nler Hakk&#8217;ın,<br />
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.</p>
<p>Bastığın yerleri &#8216;toprak&#8217; diyerek ge&ccedil;me, tanı!<br />
D&uuml;ş&uuml;n altındaki binlerce kefensiz yatanı.<br />
Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.<br />
Verme, d&uuml;ny&acirc;ları alsan da bu cennet vatanı.</p>
<p>Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?<br />
Ş&uuml;hed&acirc; fışkıracak toprağı sıksan, ş&uuml;hed&acirc;!<br />
C&acirc;nı, c&acirc;n&acirc;nı, b&uuml;t&uuml;n varımı alsın da Hud&acirc;,<br />
Etmesin tek vatanımdan beni d&uuml;ny&acirc;da c&uuml;d&acirc;.</p>
<p>R&ucirc;humun senden İlah&icirc;, şudur ancak emeli:<br />
Değmesin ma&#8217; bedimin g&ouml;ğs&uuml;ne n&acirc;-mahrem eli!<br />
Bu ezanlar-ki şeh&acirc;detleri dinin temeli-<br />
Ebed&icirc; yurdumun &uuml;st&uuml;nde benim inlemeli.</p>
<p>O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım.<br />
Her cer&icirc;hamdan, İl&acirc;h&icirc;, boşanıp kanlı yaşım;<br />
Fışkırır  r&ucirc;h-ı m&uuml;cerred gibi yerden na&#8217;şım;<br />
O zaman y&uuml;kselerek arşa değer belki başım!</p>
<p>Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hil&acirc;l!<br />
Olsun artık d&ouml;k&uuml;len kanlarımın hepsi hel&acirc;l.<br />
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihl&acirc;l;<br />
Hakkıdır, h&uuml;r yaşamış, bayrağımın h&uuml;rriyet,<br />
Hakkıdır, Hakk&#8217;a tapan milletimin istikl&acirc;l!<br />
<strong><br />
Mehmet Akif ERSOY</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong><img width="215" vspace="6" hspace="6" height="314" border="4" align="left" class="alignleft" style="border: 4px solid black; margin: 6px;" title="MEHMET AKİF ERSOY" src="http://i43.tinypic.com/xnhj4i.jpg" alt="" />Mehmet akif Ersoy&#8217;un Hayatı</strong><em><br />
</em><br />
1873&prime;te İstanbul&rsquo;da doğdu. 27 Aralık 1936&rsquo;da İstanbul&rsquo;da yaşamını yitirdi. 4 yaşında Fatih&rsquo;te Emir Buhari Mahalle Mektebi&rsquo;nde başladığı eğitimini Fatih Merkez R&uuml;ştiyesi&rsquo;nde s&uuml;rd&uuml;rd&uuml;. Ardından M&uuml;lkiye Mektebi&rsquo;nin idadi (lise) b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml; bitirdi. Babasından Arap&ccedil;a &ouml;ğrendi. Fatih Camii&rsquo;nde İran edebiyatı okutan Esad Dede&rsquo;nin derslerini izledi. Fars&ccedil;a ve Fransızca &ouml;ğrendi. Babasının &ouml;l&uuml;m&uuml; ve evlerinin yanması &uuml;zerine M&uuml;lkiye&rsquo;nin y&uuml;ksek kısmından ayrılmak zorunda kaldı.<br />
1889&rsquo;da girdiği Halkalı M&uuml;lkiye Baytar Mektebi&rsquo;ni 1893&rsquo;te birincilikle bitirdi. Ziraat ve Ticaret Nezareti&rsquo;nde veteriner olarak &ccedil;alışmaya başladı. Rumeli, Arnavutluk ve Arabistan&rsquo;da dolaştı. Geniş halk kesimleriyle, k&ouml;yl&uuml;lerle yakın ilişkiler kurdu. Halkalı Ziraat Mektebi ve 1907&rsquo;de &Ccedil;ift&ccedil;ilik Makinist Mektebi&rsquo;nde ders verdi. 1908&rsquo;de D&acirc;r&uuml;lf&uuml;n&ucirc;n Edebiyat-ı Um&ucirc;miye m&uuml;derrisliğine atandı. Umur-ı Baytariye M&uuml;d&uuml;r Muavini g&ouml;revine getirildi. Kısa s&uuml;re sonra bu g&ouml;revden ayrılıp yalnızca Halkalı M&uuml;lkiye Baytar Mektebi&rsquo;nde ders vermeyi s&uuml;rd&uuml;rd&uuml;.</p>
<p><strong>İstiklal Marşı</strong><br />
1913&prime;te İttihat ve Terakki Cemiyeti&rsquo;ne girdi. 1&prime;inci D&uuml;nya Savaşı sırasında bu cemiyete bağlı bir &ouml;rg&uuml;t olan Teşkilat-ı Mahsusa aracılığıyla Almanya&rsquo;daki M&uuml;sl&uuml;man tutsakların durumunu incelemek &uuml;zere Berlin&rsquo;e g&ouml;nderildi. Daha sonra Arabistan ve L&uuml;bnan&rsquo;a gitti. Batı uygarlığının koşullarına ve Doğu-Batı &ccedil;elişkisine tanık oldu. İstanbul&rsquo;a d&ouml;n&uuml;ş&uuml;nde D&acirc;r-&uuml;l-Hikmet-i İsl&acirc;miye adlı kuruluşun başk&acirc;tipliğine atandı. İzmir&rsquo;in işgalinden sonra Anadolu&rsquo;da başlayan kurtuluş hareketine destek verdi. Balıkesir&rsquo;de yaptığı konuşma, İstanbul h&uuml;k&uuml;metini endişelendirdi, g&ouml;revinden alındı.<br />
Ama o m&uuml;cadalesini s&uuml;rd&uuml;rd&uuml;. Camilerde yaptığı konuşmaların metinleri &ccedil;oğaltılarak b&uuml;t&uuml;n yurda dağıtıldı. Ankara h&uuml;k&uuml;metinin kurulması &uuml;zerine Burdur mebusu olarak B&uuml;y&uuml;k Millet Meclisi&rsquo;ne girdi. O sırada İstiklal Marşı i&ccedil;in a&ccedil;ılan yarışmaya katılan 724 eserin hi&ccedil;biri beğenilmemişti. Maarif vekilinin isteği &uuml;zerine 1921&prime;de &ldquo;İstiklal Marşı&rdquo;nı yazdı. Metin, 12 Mart 1921&prime;de B&uuml;y&uuml;k Millet Meclis&rsquo;nde kabul edildi. Mehmet Akif, &ouml;d&uuml;l olarak kendisine verilen 500 lirayı T&uuml;rk Ordusu&rsquo;na armağan etti.</p>
<p><strong>Mısır dersleri</strong><br />
Sakarya Zaferi&rsquo;nden sonra İstanbul&rsquo;a geldi. Milli M&uuml;cadele&rsquo;nin yarattığı koşullarla &ccedil;elişkiye d&uuml;şt&uuml;. 1923&prime;te Mısır&rsquo;a gitti. Birka&ccedil; yıl kışları Mısır&rsquo;da yazları İstanbul&rsquo;da ge&ccedil;irdi. T&uuml;rkiye Cumhuriyeti&rsquo;nin &ldquo;laik&rdquo; olması ilkesi kabul edilince t&uuml;m&uuml;yle Mısır&rsquo;a yerleşti. 1936&prime;ya kadar Mısır&rsquo;da T&uuml;rk dili ve edebiyatı dersleri verdi. Bir yandan da Kur&rsquo;an&rsquo;ın T&uuml;rk&ccedil;e&rsquo;ye &ccedil;evrilmesine &ccedil;alışıyordu. Siroz hastalığına yakalandı. Hava değişimi i&ccedil;in 1935&prime;te L&uuml;bnan&rsquo;a, 1936&prime;da Antakya&rsquo;ya gitti. Aynı yıl &uuml;lkesinde &ouml;lme isteğiyle T&uuml;rkiye&rsquo;ye d&ouml;nd&uuml;. 27 Aralık 1936&prime;da hastalığın pen&ccedil;esinden kurtulamadı ve yaşamını yitirdi.<br />
Edebiyatla ilgisi baytar mektebindeki &ouml;ğrenciliği sırasında başladı. İlk şiiri &ldquo;Kur&rsquo;an&rsquo;a Hitab&rdquo; 1895&prime;te &ldquo;Mektep&rdquo; adlı dergide yayınlandı. Ardından &ldquo;Resimli Gazete&rdquo;de şiirleri &ccedil;ıktı. O d&ouml;nemde yazdığı ahlak, din, bilgelik temalarını işleyen didaktik şiirlerini temel eseri &ldquo;Safahat&rdquo;a almadı. &Ouml;ğretmeni İsmail Safa&rsquo;nın etkisini taşıyan mesnevileri, edebiyat &ccedil;evrelerinin ilgisini &ccedil;ekti. 2&prime;nci Meşrutiyet&rsquo;in ilanından sonra daha &ouml;nce yazıp ortaya &ccedil;ıkarmadığı yazıları yayınlanmaya başladı. 1908-1910 arasında Sırat&rsquo;ı M&uuml;stakim (sonradan Sebil&uuml;&rsquo;r Reşad adını aldı) dergisinde yazdı. En &uuml;nl&uuml; şiirleri &ldquo;K&uuml;fe&rdquo; ve &ldquo;Seyfi Baba&rdquo; bu d&ouml;nemde yayınlandı.</p>
<p><strong>Safahat</strong><br />
Temel eseri &ldquo;Safahat&rdquo; 7 kitaptan oluşur. Birinci kitap olan 1911 tarihli &ldquo;Safahat&rdquo;ta, Osmanlı toplumunun meşrutiyet yıllarındaki durumu anlatılır. &ldquo;S&uuml;leymaniye K&uuml;rs&uuml;s&uuml;nde&rdquo; isimli 1912 tarihli ikinci kitapta, Osmanlı aydınlarının halkla ilişkisi dile getirilir. 1913 tarihli &ldquo;Hakkın Sesleri&rdquo; adlı b&ouml;l&uuml;mde, eski dinsel-didaktik T&uuml;rk yapıtlarında olduğu gibi her şiirin başında bir ayet yer alır. Bu ayetler g&uuml;n&uuml;n siyasal ve toplumsal olaylarının yorumuna ışık tutar. 1914 tarihli ve &ldquo;Fatih K&uuml;rs&uuml;s&uuml;nde&rdquo; adlı d&ouml;rd&uuml;nc&uuml; b&ouml;l&uuml;mde, yeni kuşaklara &ccedil;alışma ve m&uuml;cadele ruhu kazandırmak isteyen d&uuml;ş&uuml;nceler yer alır. 1917 tarihli &ldquo;Hatıralar&rdquo; b&ouml;l&uuml;m&uuml;nde 1&prime;inci D&uuml;nya Savaşı sırasında yazılmış şiirler bulunur. Her birinin başına bir hadis konular bu şiirlerde &ldquo;İslam Birliği&rdquo; &uuml;lk&uuml;s&uuml; vurgulanır. 1924 tarihli &ldquo;Asım&rdquo; ismindeki 6&prime;ncı b&ouml;l&uuml;mde 1&prime;inci D&uuml;nya Savaşı g&uuml;nlerinden tablolar &ccedil;izilir. 1933 tarihli 7&prime;nci b&ouml;l&uuml;m olan &ldquo;G&ouml;lgeler&rdquo;de dinsel konulu şiirler ve d&ouml;rtl&uuml;kler yer alır.</p>
<p><strong>Şiiri</strong><br />
Mehmet Akif&rsquo;in şiiri anlatıya ve &ouml;ğ&uuml;de dayanır. Ama din y&ouml;n&uuml;nden ulaştığı başarı, &ouml;ğ&uuml;t ve anlatıyı donukluktan kurtarır. Zaman zaman didaktizmin sakıncalarını hafifleten bir mizah &ouml;n plana &ccedil;ıkar. Zaman zaman da coşku ve i&ccedil;tenlik gibi &ouml;ğeler şiiri s&ouml;ylev par&ccedil;ası olmaktan kurtarır. &ldquo;Sanat sanat i&ccedil;indir&rdquo; tezine her zaman karşı &ccedil;ıktı. Ona g&ouml;re şiir, &ldquo;libas hizmetini, gıda vazifesini g&ouml;rmelidir. Ger&ccedil;eği her an ve b&uuml;t&uuml;n &ccedil;ıplaklığıyla yakalamalıdır.&rdquo; İstanbul halkının konuşma dili kadar Osmanlıcayı da &ccedil;ok iyi bildiği i&ccedil;in aruz veznini ustalıkla kullanır. T&uuml;rk&ccedil;&uuml;l&uuml;k hareketine ve Milli edebiyat akımına karşı &ccedil;ıkar. Kurtuluşu Batılılaşma&rsquo;da g&ouml;ren Tevfik Fikret ile catışır. İslam Birliği&rsquo;ni savunurken, İslam d&uuml;nyasındaki durağanlığı da sert dille eleştirir. Savaş, bunalım ve yokluk yıllarının yoksul insanları T&uuml;rk edebiyatında ger&ccedil;ek y&uuml;zleri ve sorunlarıyla ilk kez onun şiirlerinde ele alınır.</p>
<p><strong>Eserleri:</strong><br />
Safahat &#8211; 1911<br />
S&uuml;leymaniye K&uuml;rs&uuml;s&uuml;nde &#8211; 1911<br />
Hakkın Sesleri &#8211; 1912<br />
Fatih K&uuml;rs&uuml;s&uuml;nde &#8211; 1913<br />
Hatıralar &#8211; 1917<br />
&Acirc;sım &#8211; 1919<br />
G&ouml;lgeler &#8211; 1933</p>
<p>Kaynak: www.gerceklerimiz.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mahmatlikoyu.com/istiklal-marsimiz-ve-makif-ersoy/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Damla Sulama Sistemi ve Faydaları</title>
		<link>http://www.mahmatlikoyu.com/damla-sulama-sistemi-ve-faydalari/</link>
		<comments>http://www.mahmatlikoyu.com/damla-sulama-sistemi-ve-faydalari/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 Aug 2009 00:07:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilgilendirme]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Özel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mahmatlikoyu.com/damla-sulama-sistemi-ve-faydalari/</guid>
		<description><![CDATA[Damla Sulama Sistemi: Damla sulama suyun özel filtreler kullanılarak içindeki kum, kil, yosun vb. pisliklerden temizlendikten sonra tarla,bahçe ve seralardaki bitkilere su ve gübre vermek için fabrikalarda özel olarak üretilmiş damla sulama boruları kullanarak bitkilerin direkt kök bölgesine suyun ve gübrenin damlalar halinde azar azar ve sık sık verilmesi demektir. Damla Sulama Ne Zaman Gereklidir? [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><img src="http://i25.tinypic.com/28tib9t.jpg" vspace="7" width="162" align="left" border="3" height="128" hspace="7" />Damla Sulama Sistemi:</strong> Damla sulama suyun özel filtreler kullanılarak içindeki kum, kil, yosun vb. pisliklerden temizlendikten sonra tarla,bahçe ve seralardaki bitkilere su ve gübre vermek için fabrikalarda özel olarak üretilmiş damla sulama boruları kullanarak bitkilerin direkt kök bölgesine suyun ve gübrenin damlalar halinde azar azar ve sık sık verilmesi demektir.</p>
<p><span id="more-205"></span> <strong>Damla Sulama Ne Zaman Gereklidir?</strong><br />
Damla sulama ilk olarak İsrail gibi suyu çok az olan yerlerde kullanılmaya başladığı için bir çok kişi tarafından sadece suyu az olan ve eğimli arazilerde uygulanması gereken bir sistem olarak düşünüldü.<br />
Fakat zamanla damla sulama yapan kişilerden görüldü ki diğer sulama sistemlerine göre (salma sulama, sifon usulü sulama ve yağmurlama sulama) daha az su kullanılmasına rağmen verim ve kalite artışı sağlandı. Kısa sürede Akdeniz bölgesindeki seralarda başlayan damla sulama Ege bölgesindeki seralarda, çilek alanlarında, meyve bahçelerinde, daha sonraları Marmara bölgesinde meyve bahçelerinde, İznik bölgesindeki sırık domates, zeytin bahçelerinde ve Çanakkale, Biga, Karacabey bölgesinde salçalık biber, sanayi domatesi ve sofralık domates alanlarına da girerek geniş alanlarda kullanılmaya başlandı.<br />
Son 1-2 yıldır ülkemizde artan kuraklık ve sıcaklar sonucu verim düşüşleri olmuştur. Fakat damla sulama yapan kişilerin aldıkları verim ve kalitede bir azalma olmamıştır. Damla sulama yapanlar son yıllarda iyice fiyatları düşen tarım ürünlerinden verim fazlalığı ve kalite sebebiyle iyi para kazanınca damla sulamaya talep daha da artmıştır.</p>
<p><img src="http://i25.tinypic.com/negl52.jpg" vspace="4" width="450" align="absmiddle" border="3" height="351" hspace="7" /><br />
<strong>Damla Sulamanın Faydaları Nelerdir?</strong></p>
<p><strong>*Damla sulama ile daha az su ile daha çok alan randımanlı olarak sulanır.<br />
*Meyilli arazilerde erozyona sebebiyet vermeden sulama yapılabilir.<br />
*Bütün arazi sulanmadığı için bitkilerin ve ağaçların aralarında ot çıkışı olmadığı için otlarla yapılan ilaçlı ve mekanik mücadele maliyeti azalır.<br />
*Her yer sulanmadığı için her sulamadan sonra kaymak tabakasını kırmak ve toprağı havalandırmak için toprak işlemesi olayları neredeyse ortadan kalktığı için işçilik ve mazot tasarrufu sağlanır.<br />
*Diğer sulama sistemlerinde bir sezonda gübreler en fazla 3–4 defada verildiği için her defasında fazla miktarda gübre toprağa karıştırılır veya serpilir. Gübrelerin birçoğu bitkiler tarafından alınamadan sulama suyu ile derinlere doğru yıkanır bir kısmı da aralarda çıkan yabancı otlar tarafından alınır. Ayrıca topraklarımızın pH’ı genelde yüksek çıktığı için verilen gübrelerin bir kısmı da toprak kolloidleri tarafından tutulur ve bitkiler tarafından rahatça kullanılamazlar. Damla sulamada ise her sulamada veya iki sulamada bir gübre verildiği için azar azar gübre verilir.Verilen gübreler tüm tarlaya değil de bitki kök bölgesine verildiği için daha az gübre verilir.Kullanılan fosforik, Nitrik ve Sülfürük asit gibi gübrelerle toprağın pH’ını düşürerek genelde topraklarımızda bulunan fakat pH sebebiyle alınamayan Demir,Bakır,Çinko vb. gibi Mikro elementlerin alınımı sağlanır ki bunlarda bitkilerin gelişmesine doping etkisi yapar.<br />
*Sık sık azar azar su verdiğimiz için toprakta SU &#8212; HAVA &#8212; GÜBRE dengesini kolayca ayarlarız. Topraktaki su durumunu tarla kapasitesinde tutarak fazla su, az su, aşırı gübre vs. gibi streslerden bitkilerimizi koruruz.<br />
*Arazimizdeki tüm bitkilere eşit su ve gübre verdiğimiz için tüm bitkiler eşit büyüklükte olur. Düzenli sulama ve gübreleme sebebiyle daha erken ürüne yatar ve hasadı daha erken yapabiliriz.</strong><br />
Standart sulama sistemlerinde kullanılan gübrelere ilave olarak Mono Amonyum Fosfat (MAP), Mono Potasyum Fosfat (MKP), Potasyum Nitrat, %33’lük Amonyum Nitrat, Fosforik asit, Nitrik asit vb. gübreler kullanarak meyve ve sebzelerde kuraklık , aşırı sıcak sonucu olan çiçek ve meyve dökümleri azaltılarak verim artışı sağlarız.Hasat dönemine doğru ise Potasyum ağırlıklı gübreler kullanarak meyvelerin kalitesirenk, sertlik , şeker oranı arttırılarak albenisi yüksek bir örnek meyve ve sebzeler elde edilir ki halde veya pazarda yüksek fiyata satış yapılabilir.</p>
<p><img src="http://i28.tinypic.com/331lq3c.jpg" vspace="4" width="367" align="absmiddle" border="3" height="336" hspace="7" /><br />
<strong>Damla Sulamada Filtreler</strong><br />
Damla sulama sistemlerinde olmazsa olmazı filtreler yapılan damla sistemlerinin kalbi olarak basınç kaynağı ile damla borunun arasında yer alır. Damla sulamanın en önemli parçası olan laterallerin ömrü, bu lateraller üzerinde yer alan damlatıcıların işlevlerine devam edip etmediklerine göre belirlenir. Damlatıcıların içinde yer alan su geçiş kanalları, suyun enerjisini azaltıp, çıkış basıncını düşürmek amacı ile çok dar olarak imal edilmiştir. bu ise damlacıların kısmen veya tamamen tıkanma riskini artırmaktadır. bu damlatıcıların tıkanması damlama borusunun faaliyetinin sona ermesine sebep olur. Bu yüzden filtre grubu sistemde hayati bir nokta teşkil eder. Aynı zamanda tıkanma riski eş su dağılımındaki bozukluklara sebep olacağından ürün miktarı ve kalitesini de bozacaktır. Ve birim alandan alınan ürün miktarının düşmesine sebep olacaktır.<br />
<strong>DAMLAMADA ÖNEMLİ NOKTALARDAN BİRİ DOGRU GÜBRELEME VE DOGRU SULAMA PROGRAMININ UYGULANMASI</strong><br />
Filtrelerin genel olarak görevi:<br />
-Az basınç kaybı ile suyu süzmek,<br />
-Katı maddelerin kaçmasını önlemek<br />
-Katı maddeleri sistem dışına kolayca atmak,<br />
-Her ters yıkama sonrası filtrenin ilk konumuna gelmesi ve ters yıkama sırasında çok az su harcaması.<br />
Gibi başlıca önemli görevleri vardır.<br />
<strong>FİTRE SEÇİMİ YAPILIRKEN:</strong></p>
<p>Suyun kaynağını alındığı yer(kuyu göl havuz vs..)<br />
Suyun kirlilik derecesi(kumluluk ve mil veya yosun gibi kirleticilerin yoğunluk oranı)<br />
Suyun debisi<br />
Pompa çıkışının çapı<br />
Gibi değerler göz önün de bulundurulmalıdır.</p>
<p><strong>İYİ BİR FİLTREDE ARANAN ÖZELLİKLER:</strong></p>
<p>- Filtre su debisini azaltmadan suyu süzmelidir;<br />
- Filtre katı maddeleri kaçırmamalıdır;<br />
- Filtre tutmuş olduğu katı maddeleri sistem dışına kolayca atmalıdır;<br />
- Filtre ters yıkama sırasında çok az su harcamalıdır;<br />
- Filtre bakterilerin çoğalmasına yardımcı olmamalıdır.<br />
<strong>DİSK FİLTRE:</strong></p>
<p>Diskli Filtre de görünen sentetik disklerin üst üste bir kolona dizilmesi ile oluşur. Filtre görevi yapan bu diskler üst üste sıkıştırılır. Disklerin üst ve alt yüzünde, filtrenin mikron  seviyesindeki<br />
süzme kabiliyetini belirleyen ince kanallar bulunur. Diskler üzerindeki bu kanallar birbirini kesecek şekilde ters yönlerdedir. Diskler birbiri üzerine konduğunda bu kanallar birbirini kesen çok miktarda filtre katmanları oluşturur (çok katlı bezlerden imal edilmiş bir filtre gibi). Bu kanallardan geçen su istenen parçacık çapına kadar filtrelenir.<br />
1.      Filtre Kullanımında Dikkat Edilecek Hususlar<br />
A.  Pompa çalıştırılmadan önce filtrenin tıkanık olup olmadığı kontrol edilmelidir. Bu maksatla disk ya da elek filtrenin kapağı açılarak filtre içinin temiz olduğu kontrol edilmelidir.<br />
B.  Sulama esnasında filtre tıkandığında filtre giriş basıncı yükselir çıkış basıncı ise düşer. Giriş ile çıkış basınçları arasında 1 Atü (ya da 1 bar) ya da daha fazla fark oluştuğu görüldüğünde filtrenin temizlenmesi gerekir. Tek basınç saati olan filtrelerde filtrenin tıkandığı basınç saatinin titremesinden anlaşılır.<br />
Filtreleme sistemlerin de en önemli aşama filtrelerin temizlik işlemidir. Bu konu asla atlanılmaması gereken bir işlemdir. Damlama borularının tıkanmaması için bu işlem mutlaka gerçekleştirilmelidir.<br />
<strong>FİLTRELERİN TEMİZLENMESİ: </strong></p>
<p>Filtrelerin temizlenmesi işlemi su şekillerde olur<br />
a-sökülüp temizleme: Tekli veya geri yıkaması olmayan sistemler de sistem girişi ile çıkışı arasında basınç farkı gözlenildiği zaman sistem durdurulur. Filtre sökülüp disk ya da elek kısmı çıkarılıp temizlendikten sonra takılır. ve sistem çalıştırılır.<br />
b-ters yıkamalı temizleme: sistemlerde geri yıkama vanaları olan filtre gurubunda sistemin giriş ve çıkışlarında basınç kaybı olduğu zaman tahliye vanaları açılarak vanalar sayesin de ters yıkama işlemi sayesin de sistemdeki birikmiş parçaların dışarı atılması.<br />
c-otomasyonlu sistem: manuel ters yıkama işleminin sistemdeki basınç farklılıklarını algılayan elektronik devreler yardımı ile işlemin yapılması.</p>
<p><strong>Çok Kumlu Ortamlarda Filtre</strong><br />
Seçimi: özellik ile kuyudan alınan sulama sularında kuyun eski olması veya büyük dalgıçların kullanılması ya da bölgesel özelliklerden dolayın aşırı kum ve mil görülebilir. Böyle ortamlarda sistemde ağır kum partiküllerini siklon hareketi ile süzük filtremizin çalışmasını ve görevini tam yapabilmesi amacı ile hidrosiklon kullanılması önem arz etmektedir. Hidrosiklon suyun debisine göre tekli olabilmesi gibi Çoklu olma ihtimalide mevcuttur. Hidrosiklon suyun sistem içinde siklon hareketi yapması mantığı ile çalışır.sistem devamına disk veya elek filtre konulması gerekir.<br />
İhtiyaca göre seçilen hidrosiklonlu sistemlerin ters yıkamalı manüel veya otomatik olması filtre sitemin verimliliği açısından önem teşkil etmektedir.</p>
<p><strong><br />
GÖL, DERE YATAGI, GÖLETLERDEN ALINAN SULARDA:</strong></p>
<p>Bu tip sulama sularında kum filtresi kullanılmalıdır. Diğer ismi ile gravel tank veya yosun tankıda denir. Bu tankların içindeki tutucu görevini çeşitli katmanlardan oluşmuş kuartz kumu yapmaktadır.sistem devamında disk veya elek filtre ile desteklenmelidir.<br />
Su kaynağından  gelen istenmeyen yosun yaprak böcek vs.. gibi malzemelerin tutulmasın da önemli bir işlevi olan kum filtreleri devamında  filtre ile desteklenmelidir.kum filtreleri için deki kuartz kumu gelen katı malzemeleri ve yosun partüküllerini tutma görevini yapar.<br />
Bu sistemler (bay-passlı) olmaları durumunda yardımcı vanalar ile ters yıkama işlemini manuel ya da otomasyonlu olarak gerçekleştirir.<br />
<strong>GÜBRE TANKI:</strong></p>
<p>Damla sulama verimliği artırmada önemli bir yer teşkil eden gübrelemede bitkinin besin maddesi sitemden verilerek damlatıcılar vasıtası ile ile karşılanır. Metal tanklar sayesinde sisteme gübreleme verilebileceği gibi dozajlama pompaları ilede bu sistem uygulanabilir. Gübreleme disk veya elek filtre önünde kurulu olmalıdır. Gübreyi direk damlama sistemine verilmesi erimemiş gübre partiküllerinin dripleri tıkamasına yol açabilir.<br />
GÜBRELEMEDE DİKKAT EDİLECEK KONULAR<br />
-Fazla kireçli(sert sularda) fosforlu gübreyi temel olarak doğrudan toprağa uygulamak daha doğrudur.<br />
—Gübre sulama sistemi tam basınca ulaşıp tüm hatlar su ile dolmadan verilmemelidir.<br />
—Damla sulama sisteminde kullanılacak gübreler gübre tankına konulmadan veya gübre tankının içinde hojen hale getirilmeden kullanılmamalı. Gübre suyla iyice karıştırılıp eriyik hale getirilmeli ve katı partükülerin çökmesi sağlanmalıdır. Potasyum nitrat için bu tür bir uygulamaya gerek yoktur.<br />
—Sistem içindeki gübrenin tamamen boşalıp toprağa verile bilmesi için sistem en az 20 25 dk çalıştırılmalı ve tankın içindeki gübrenin tam boşaldığından emin olunmalıdır.<br />
—Sulama mevsimi sonunda %0,05 likHNO3(nitrik asit) ile çalıştırılarak temizlik sağlanmalı, sistemdeki tıkanmaları önlemek içinde HCL(hidrolik asitveya H2SO4(sülfirik asit)kullanılmalıdır.<br />
<strong>ASİT KULANIMIDA:</strong><br />
-Öncelik ile asitli yapıların suyla reaksiyona gireceği unutulmamalı çıkan gazları direk solumamalıdır.<br />
-Tankın içine1\3 oranında su konulup asit gerekli oranda ilave edilip üzerine su konulmalıdır.(direk asit dökülüp üzerine su ilave edilmemelidir)<br />
-asit suyla reaksiyona gireceği için tankı azı belli oranda beklenip daha sonra kapatılmalıdır.<br />
-Sisteme verilen karışımdan sonra suyla yıkama en az 15 dakika devam ettirilip sistem ve tank içindeki kimyasal tamamen boşaltılmalıdır.<br />
-Damlama sulama fayda ve uygulaması<br />
Damla sulama yönteminde temel ilke, bitkide nem eksikliğinden kaynaklanan bir gerilim yaratmadan, her defasında az miktarda sulama suyunu sık aralıklarla yalnızca bitki köklerinin geliştiği ortama vermektir. Bu yöntemde bazen her gün, hatta günde birden fazla sulama yapılabilmektedir. Damla sulama yönteminde arındırılmış su, basınçlı bir boru ağıyla bitki yakınına yerleştirilen damlatıcılara kadar iletilir ve damlatıcılardan düşük basınç altında toprak yüzeyine verilir. Su buradan infiltrasyonla toprak içerisine girer, yerçekimi ve kapillar kuvvetlerin etkisi ile bitki köklerinin geliştiği toprak hacmi ıslatır. Başka bir deyişle, bu yöntemde genellikle alanın tamamı ıslatılmaz. Bitki sırası boyunca ıslak bir şerit elde edilir ve bitki sıraları arasında ıslatılmayan kuru bir alan kalır.</p>
<p>Böylece, mevcut sulama suyundan en üst düzeyde yararlanılır.<br />
<strong>1- Kullanılabilir toprak suyunun yararlılığı artar.<br />
2- Bitkiler daha iyi gelişir ve verimleri artar.<br />
3- Bitkilerin tuzdan zarar görmeleri azalır.<br />
4- Gübre verilmesi kolaylaşır ve etkinlikleri artar.<br />
5- Yabancı ot gelişimi azalır.<br />
6- işgücü gereksinimi azalır.<br />
7- Enerji ihtiyacı azalır.(yakıt ve elektrikten tasarruf)</strong><br />
…<br />
<strong>Damla Sulama Yöntemi</strong><br />
Damla sulama yönteminde temel ilke bitkide nem eksikliğinden kaynaklanan bir gerilim yaratmadan, her defasında az miktarda sulama suyunu basınçlı bir boru ve damlatıcılar yardımıyla sık aralıklarla yalnızca bitki köklerinin geliştiği ortama vermektir.<br />
Sistemin en önemli özelliği, alanın tamamı ıslatılmayıp, sadece bitki sırası boyunca ıslak bir şerit elde edilir ve bitki sıra arasında kuru bir alan kalır. Böylece mevcut sulama suyundan en üst düzeyde yararlanılır.<br />
Bunun dışında damla sulama yöntemin diğer sulama yöntemlerine olan üstünlükleri şöyle sıralanabilir.<br />
-Suyun kısıtlı ve maliyetin yüksek olması koşullarında arazinin tamamı ıslatılmadığından daha geniş alan sulanabilir.<br />
-Toprağın ıslatılan yüzeyi bitki tarafından gölgelendiğinden toprak yüzeyinden buharlaşma ve dolayısı ile bitki su tüketimi daha az olur.<br />
-Bitki kök bölgesinde ihtiyaç duyulan nem ortamı sağlandığından, bitki topraktan suyu fazla enerji harcamaksızın alır buda ürün artışını sağlayan önemli bir faktördür.<br />
-Bitki besin maddeleri bitkinin ihtiyaç duyduğu zamanda sulama suyu ile birlikte bitki kök bölgesine verildiğinden gübreden en üst düzeyde yararlanılır.<br />
-Bitki sıra araları ıslatılmadığından yabancı ot gelişimine olanak verilmez.<br />
-Toprak yüzeyi kuru tutulduğundan toprak işleme, ilaçlama, ürün hasadı ve taşınması daha kolaydır böylece tarımsal işlemler en aza indirilir.<br />
-Bitkinin toprak üstü organları ıslatılmadığından bitki hastalıklarının gelişmesi önlenir.<br />
-Bitki kök bölgesinde düzenli bir nem dağılımı sağlandığından toprak havalanması iyi olur.<br />
-Sulama suyu istenilen miktarda ve en iyi denetimle uygulanabilir, su uygulama randımanı çok yüksektir, işletilmesi kolaydır ve sulama işçiliği minimum düzeydedir.<br />
Damla sulama yönteminin bu üstünlüklerinin yanında, bu yöntemin uygulanmasını kısıtlayan bazı etmenler vardır. Bunlar şu şekilde sıralanabilir;<br />
-En önemli sorun damlatıcıların tıkanmasıdır. Bunun önlenebilmesi için sulama suyunun kontrol biriminde çok iyi süzülmesi ve sistemin belirli aralıklarla seyreltik asitle yıkanması gereklidir.<br />
-Damla sulama uygulanan alanlarda toprakta bir miktar tuz birikmesi olur. Bu tuzlar yıllık yağış ortalaması 300 mm den fazla olan yerlerde alt katlara yıkanır. Yağışı yetersiz alanlarda bitki kök bölgesinin altına yıkanması için destekleyici yüzey sulama yöntemlerini uygulamak gerekir.<br />
-Damla sulamada ilk tesis masrafı çok yüksektir. Ancak ekonomik değeri yüksek bitki tarımı yapılması koşullarında daha geniş alan sulanabildiğinden birim alandan daha fazla ürün alınarak genellikle ekonomik olur.<br />
Yukarıda açıklandığı gibi damla sulama yönteminin bu üstünlükleri dikkate alınarak, su kaynağının kısıtlı olduğu koşullarda, topraktaki nem eksikliğine duyarlı olan ve ekonomik değeri yüksek ürün elde edilen sebze ve meyve bahçeleri, bunun yanında örtü altı yetiştiriciliği ve süs bitkileri için son derece uygun bir yöntemdir.<br />
Damla Sulama Verimi Arttırıyor<br />
Tarım arazilerinin salma sulama yöntemi yerine, damlama sulama yöntemiyle sulanmasının üreticinin yararına olmaktadır. Damlama sulamanın yüzde 20-40&#8242;lara varan oranlarda verimi arttırmaktadır. Damlama sulama küçük ebatlı borular içerisine yerleştirilmiş damlatıcı düzenler ile çok az miktarda su, enerji ve işçilik harcanarak yapılan bir sulama şeklidir. Damlama sulama yöntemi bilindiği gibi ülkemizde son yıllarda yoğun bir şekilde kullanılmaya başlamıştır.<br />
İlk yatırım maliyeti yüksek olduğundan pazar değeri yüksek üretimin yapıldığı alanlarda yani seralarda kullanılan damlama sulama yönteminin günümüzde açık alanlarda da kullanımı artmıştır. Damlama sulama yöntemiyle sulanan kimi bitkilerde verim artışlarının yüzde 100&#8242;e ulaşmaktadır. Damlama sulama sisteminin kurulmuş olduğu bir düzende bitkiye verilecek olan su miktarı kontrol edilebildiği gibi yeterli su miktarı verilmesi de sağlanır. Böylece bitkide düzenli sulama, gübreleme sayesinde kaliteli mahsul yetiştirme imkânı sağlanır. Damlama sulama yönteminde yüksek düzeyde verim artışı, az su tüketimi, gübre tasarrufu sağlanır. Yabancı ot gelişimine imkân vermez. İyi bir toprak havalanması sağlar. Su kullanma randımanını yükseltir. Sulama işçiliğini en aza indirir.<br />
<strong>SONUÇ</strong><br />
Bitkiler normal gelişme evrelerini tamamlayabilmeleri için devamlı surette kılcal kökleri aracılığıyla topraktan su alırlar. Bu nedenle bitkilerin gelişme dönemleri boyunca bitkinin kök bölgesinde, bitkinin ihtiyaç duyduğu miktarda nemin bulundurulması son derece önemlidir. Çok az yada çok fazla nem bitki gelişimini ve verimi olumsuz yönde etkiler. Öncelikli olarak yağışlarla oluşan nem miktarı, yağış miktarına, dağılımına ve bitki su iihtiyacını karşılayabilecek durumda olması yönünden önemlidir. İşte, tarımsal sulama bu noktada önem kazanmakta, sulama; yağışlarla karşılanamayan bitki su ihtiyacının değişik yöntemlerle bitki kök bölgesine verilmesi tanımıyla karşımıza çıkmaktadır.<br />
Özellikle son yıllarda ülkemizde sulu tarım alanlarının açılmasıyla önem kazanmaya başlayan basınçlı sulama sistemleri (yağmurlama, damla, minispring vb.) gerek toprağın korunması, gerekse toprak- bitki- su arasındaki ilişkinin sağlanması, üründe verim artışı, yabancı ot kontrolü, işçilik gibi birçok olumlu etkiyi de beraberinde getirmiştir. Damla sulama sistemi de bu noktada daha da bir önem kazanmaktadır.<br />
Damla sulama sisteminde temel ilke; yetiştirilen bitkide topraktaki nem eksikliğinden kaynaklanan bir gerilim yaratmaksızın sulama suyunu az miktarda ve sık aralıklarla yeterli düzeyde bitki köklerinin gelişmesini sağlayacak ortama vermektir. Bu yöntemde genellikle bitkinin günlük yada birkaç günlük su ihtiyacı karşılanır.<br />
Genel hatlarıyla damla sulama sisteminin avantajlarına bakacak olursak; su randımanının yüksekliği (%90-95), kaliteli ürün, %25-80 arasında üründe verim artışı, yabancı ot mücadelesinin kolaylığı, rüzgarlı havalarda kullanılabilmesi, bitki hastalık ve zararlılarının önlenmesi, emek, zaman, işgücünden tasarruf, az debili sular, tuzlu ve atık suların kullanılabilmesi, bitkiyi strese sokmaması, eğimli arazilerde kullanılabilmesi, enerji tasarrufu, işçilik, gübre ve mücadele ilaçlarından tasarruf sağlaması&#8230;<br />
Dezavantajları: İlk tesis masrafının yüksekliği, damlatıcıların tıkanması, bitki köklerinin sınırlı bir bölgede yetişmesi ve ıslatılan şerit civarında kısmen tuz birikiminin olması.<br />
Yukarıda sayılan özellikle ürün artışı, enerji ve su tasarrufu, işçilikten kazanç gibi avantajları sayesinde sistemin dezavantajı gibi görünen ilk tesis masrafı çok hızlı bir şekilde geri kazandırmaktadır. Damlatıcı tıkanmasında ise sulama suyunun filitre edilmesi, asit uygulamaları ile boruların sonları açılarak basınçlı su ile yıkanması sorunu çözmeye yönelik önlemlerdir.<br />
Damla sulama sisteminin; su kaynağı, basınç kaynağı, filitrasyon ünitesi, gübre enjeksiyon ünitesi, ana, yan ve lateral borular temel üniteleri vardır.<br />
Damla sulama sistemi planlamasında; arazinin boyutları, eğimi, toprak yapısı, dikilecek bitkinin boyu, taç izdüşüm alanı, dikim aralık ve mesafesi, su kaynağının durumu ve uzaklığı, suyun kalitesi, malzeme kalitesi ve özellikleri, ekonomik şartlar göz önünde bulundurulmalıdır.<br />
Damla sulama sistemi ülkemizde, örtü altı sebze yetiştiriciliği, bağ ve meyve bahçelerinde sıraya ekilen bahçe ve tarla bitkilerinde (biber, patlıcan, domates, fasulye, çilek, kavun- karpuz, mısır, ayçiçeği vb.) sulanmasında kullanılmaktadır.<br />
Son yıllarda özellikle su kaynaklarının verimli kullanılması ve sağladığı birçok avantaj noktasında ilimizde de damla sulama sistemi kullanımı hızla yaygınlaşmakta olup, özellikle tam ve yarı bodur meyvecilikte daha da çok önem kazanmış, yeni kurulan bu tür meyve bahçelerinde damla sulama sistemi kullanımı artmaktadır. Esasen MM-106 gibi kök boğazı çürüklüğüne hassas anaçlarda salma sulama sistemi ile sulandığında kurumalar görülebilmektedir. Bu açıdan yeni kurulan meyve bahçelerinde damla sulama sisteminin kullanımı son derece önemlidir.</p>
<p align="right"><strong><a href="http://www.damlasulama.org" target="_blank">Kaynak </a></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mahmatlikoyu.com/damla-sulama-sistemi-ve-faydalari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Destanlarımız</title>
		<link>http://www.mahmatlikoyu.com/destanlarimiz/</link>
		<comments>http://www.mahmatlikoyu.com/destanlarimiz/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Jul 2009 00:04:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mahmatlikoyu.com/destanlarimiz/</guid>
		<description><![CDATA[Bütün dünya edebiyatlarında olduğu gibi Türk Edebiyatının da ilk örnekleri destanlardır. Türk edebiyat geleneği içinde &#8220;destan&#8221; terimi birden fazla nazım şekli ve türü için kullanılmış ve kullanılmaktadır. Eski Türk Edebiyatı nazım şekillerinden mesnevilerin bir bölümü ve manzum hikâyeler, Anonim edebiyatta ve Âşık edebiyatında koşma veya mâni dörtlükleri ile yazılan veya söylenen ferdî, sosyal, tarihi, acıklı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://i25.tinypic.com/e9ylpk.jpg" vspace="7" width="135" align="left" border="3" height="132" hspace="7" />Bütün dünya edebiyatlarında olduğu gibi Türk Edebiyatının da ilk örnekleri destanlardır. Türk edebiyat geleneği içinde &#8220;destan&#8221; terimi birden fazla nazım şekli ve türü için kullanılmış ve kullanılmaktadır.</p>
<p><span id="more-197"></span><!--more--></p>
<p>Eski Türk Edebiyatı nazım şekillerinden mesnevilerin bir bölümü ve manzum hikâyeler, Anonim edebiyatta ve Âşık edebiyatında koşma veya mâni dörtlükleri ile yazılan veya söylenen ferdî, sosyal, tarihi, acıklı veya gülünç olayları tahkiye tekniği ile çeşitli üsluplarla aktaran nazım türüne ve bu yazıda ele alınan kâinatın, insanlığın, milletlerin yaradılışını , gelişimini, hayatta kalma mücadelelerini ve çeşitli olay ve nesnelerle ilgili sebep açıklayan ve Batı Edebiyatında &#8220;epope&#8221; terimiyle anılan eserlerin tamamı da Türk edebiyatı geleneği içinde &#8220;destan&#8221; adı ile anılmaktadır. Bütün dünya edebiyatlarının başlangıç eserleri olan destanlar, çeşitli konularda yaradılış hikâyeleri yanında, milletlerin hayatında büyük yankılar uyandırmış bir kahramanın veya tarih olayının millet muhayyilesinde ortak sembol ve ifadelerle zenginleştirilmiş uzun manzum hikâyeleridir. Destanlar bütün bir milletin ortak mücadelesini ortak değerler, kurallar, anlamlar bütünlüğü içinde yorumladığı ve yaşatıldığı toplumun geçmişini ve geleceğini temsil ettiği için dünya edebiyatının en ülkücü eserleri olarak kabul edilirler. Destanlar her zaman tarihî gerçekleri doğru biçimde nakletmezler. Destanlarda tarihi olay ve kahramanlar milletin ortak bilinçaltının, vicdanının istek, beklenti, doğruları ve değerleri ile idealleştirilir, eski hatıralarla birleştirilerek tarihî gerçekmiş gibi anlatılırlar.Her milletin millî kimlik ve nitelikleri, ortak dünya görüşü , hatıra ve beklentileri yanında kusurları ve yanlışları da destanlarına yansır. Cihangirlik tutkusu, kuvvet, binicilik ve savaşçılık yanında verdiği sözde durma , acizlere ve mağluplara hoşgörü ile yaklaşma, yardımcı olma Türk destanlarında dile getirilen ortak değer ve kabullerdir. Türk destanları, kâinatın, insanın, kadının ve erkeğin yaradılışı, Türk milletinin doğuşu, çeşitli Türk devletlerinin kuruluş gelişme, çöküşleri, zafer ve yenilgileri gibi konularla beraber pek çok sebep açıklayıcı efsaneyi de içinde barındırır. ilk örneklerinin manzum olduğu kabul edilen Türk destanlarından Kırgız Türkleri arasında yaşayan Manas destanı dışında bütünüyle günümüze gelebilen örnek bulunmamaktadır. Diğer Türk destanları çeşitli kaynaklarda özet, epizot, hatıra, kısaltılmış seçme metinler halinde bulunmaktadır.<br />
Türk tarihine ana hatlarıyla bakıldığında Türk hayatı fetihlerle başlamış ve yeni toprakları yurt edinerek gelişmiştir. ilk anayurt olan Orta Asya hiç bir zaman terk edilmemiştir. Türk halkları ilk anayurt olan Orta Asya&#8217;dan itibaren dünya coğrafyası üzerinde geniş alana yayılmış ve bugün yedi Türk cumhuriyetinde, pek çok özerk toplulukta ve çeşitli devletlerin idaresinde azınlık halinde yaşamaktadır. Türk kültürü de tarih ve coğrafyadaki çok boyutluluğa paralel olarak çeşitlenmiş farklı seviye ve birikimlerle zenginleşerek ve farklılaşarak ancak ilk kaynaktan gelen ortaklıklarını sürdürerek günümüze ulaşmıştır. Bu sebeple Türk destanları da tarihî ve coğrafî çok boyutluluğun getirdiği dil ve kültür dairelerine paralel olarak çeşitlenmiştir. Türk destanları, ana hatlarıyla kültür dairelerine, kronolojik ve içinde teşekkül ettikleri veya muhafaza edildikleri siyasî birliklere göre şöyle sınıflandırılmaktadırlar:</p>
<p><strong>İlk Türk Destanları</strong></p>
<p>1.Altay &#8211; Yakut<br />
<strong>Yaradılış Destanı</strong><br />
2.Sakalar Dönemi<br />
<strong>a.Alp Er Tunga Destanı<br />
b.Şu Destanı</strong><br />
3.Hun Dönemi<br />
<strong>Oğuz Kağan Destanı</strong><br />
4.Köktürk Dönemi<br />
<strong>a.Bozkurt Destanı<br />
b.Ergenekon Destanı</strong><br />
5.Uygur Dönemi<br />
<strong>a. Türeyiş Destanı<br />
b. Göç Destanı</strong></p>
<p><strong>İslamiyet’in Kabulünden Sonraki Türk Destanları :</strong></p>
<p>1.Karahanlı Dönemi<br />
<strong>Satuk Buğra Han Destanı</strong></p>
<p>2.Kazak-Kırgız Kültür Dairesi<br />
<strong>Manas Destanı</strong></p>
<p>3.Türk-Moğol Kültür Dairesi<br />
<strong>Cengiz-name</strong></p>
<p>4.Tatar-Kırım<br />
<strong>Timur ve Edige Destanları</strong></p>
<p>5.Selçuklu-Beylikler ve Osmanlı Dönemleri<br />
<strong>a. Seyid Battal Gazi Destanı<br />
b. Danişmend Gazi Destanı<br />
c.Köroğlu Destanı</strong></p>
<p><strong>Türk Kozmogonisi-Yaradılış Destanı:</strong><br />
Altaylardan Verbitskiy&#8217;in derlediği yaradılış destanı özetle şöyledir: Yer gök hiç bir şey yokken dünya uçsuz bucaksız sulardan ibaretti. Tanrı Ülgen bu uçsuz bucaksız dünyada durmadan uçuyordu. Göklerden gelen bir ses Tanrı Ülgen&#8217;e denizden çıkan taşı tutmasını söyledi. Göğün emri ile oturacak yer bulan Tanrı Ülgen artık yaratma zamanı geldi diye düşünerek şöyle dedi :</p>
<p>Bir dünya istiyorum, bir soyla yaratayım<br />
Bu dünya nasıl olsun, ne boyla yaratayım<br />
Bunun çaresi nedir, ne yolla yaratayım<br />
Su içinde yaşayan Ak Ana, su yüzünde göründü ve Tanrı Ülgen&#8217;e şöyle dedi :<br />
Yaratmak istiyorsan Ülgen, Yaratıcı olarak şu kutsal sözü öğren :<br />
De ki hep,&#8221; yaptım oldu &#8221; başka bir şey söyleme.<br />
Hele yaratır iken,&#8221;yaptım olmadı&#8221; deme.<br />
Ak Ana bunları söyledi ve kayboldu. Tanrı Ülgen&#8217;in kulağından bu buyruk hiç gitmedi . insana da bu öğüdü iletmekten bıkmadı : &#8221; Dinleyin ey insanlar, varı yok demeyin. Varlığa yok deyip de, yok olup da gitmeyiniz.&#8221; Tanrı Ülgen yere bakarak : &#8221; Yaratılsın yer!&#8221; Göğe bakarak &#8220;Yaratılsın Gök!&#8221; Bu buyruklar verilince yer ve gök yaratılmış. Tanrı Ülgen çok büyük üç balık yaratmış ve dünya bu balıkların üzerine konmuş. Böylece dünya gezer olmamış bir yerde sabit olmuş. Tanrı Ülgen balıkların kımıldadıklarında dünyaya su kaplamasın diye Mandı şire&#8217;ye balıkları denetleme görevi vermiş. Tanrı Ülgen, dünyayı yarattıktan sonra tepesi aya güneşe değen etekleri dünyaya değmeğen büyük Altın Dağın başına geçip oturmuş.Dünya altı günde yaratılmıştı, yedinci günde ise Tanrı Ülgen uyumuş kalmıştı. Uyandığında neler yarattım diye baktı: Ayla güneşden başka fazladan dokuz dünya birer cehennem ile bir de yer yaratmıştı. Günlerden bir gün Tanrı Ülgen denizde yüzen bir toprak parçacığı üzerinde bir parça kil gördü&#8221; insanoğlu bu olsun, insana olsun baba.&#8221; dedi ve toprak üstündeki kil birden insan oldu. Tanrı Ülgen bu ilk insana &#8220;Erlik&#8221; adını verdi ve onu kardeşi kabul etti. Ancak Erlik&#8217;in yüreği kıskançlık ve hırsla doluydu. Tanrı Ülgen gibi güçlü ve yaratıcı olmadığı için öfkelendi.<br />
Tanrı Ülgen, kemikleri kamıştan, etleri topraktan yedi insan yarattı. Erlik&#8217;in yarattığı dünyaya zarar vereceğini düşünerek insanı korumak üzere Mandışire adlı bir kahraman yarattıktan sonra yedi insanın kulaklarından üfleyerek can, burunlarından üfleyerek başlarına akıl verdi. Tanrı Ülgen insanları idare etmek üzere May-Tere&#8217;yi yarattı ve onu insanoğlunun başına han yaptı. Yakut&#8217;lardan (Saka) derlenen yaradılış efsaneleri de Altay yaradılış destanının yakın varyantı niteliğindedir. XIX. yüzyıl’da derlenen bu efsanelerin çeşitli din ve kültürlerin etkilerini taşıdıkları düşünülmektedir.</p>
<p><strong>Alp Er Tunga</strong><br />
Sakalar dönemine âit Alp Er Tunga ve şu olmak üzere iki destan tespit edilmiştir. Alp Er Tunga, M.Ö. VII. yüzyılda yaşamış kahraman ve çok sevilen bir Saka hükümdarıdır. Alp Er Tunga Orta Asya&#8217;daki bütün Türk boylarını birleştirerek hâkimiyeti altına almış daha sonra Kafkasları aşarak Anadolu Suriye ve Mısır&#8217;ı fethetmiş ve Saka devletini kurmuştur. Alp Er Tunga&#8217;nın hayatı savaşlarla geçmiştir. Uzun süre mücadele ettiği İranlı Medlerin hükümdarı Keyhusrev &#8216;in davetinde hile ile öldürülmüştür. Alp Er Tunga ile İranlı Med hükümdarları arasındaki bu mücadelelerin hatıraları uzun asırlar hem Türkler hem İranlılar arasında yaşatılmıştır. Alp Er Tunga, Asur kaynaklarında Maduva, Heredot&#8217;ta Madyes, İran ve İslam kaynaklarında Efrasyab adlarıyla anılmaktadır.<br />
Orhun Yazıtlarında &#8220;Dokuz Oğuzlar&#8221; arasında &#8220;Er Tunga&#8221; adına yapılan &#8220;yuğ&#8221; merasiminden söz edilmektedir. Turfan şehrinin batısında bulunan &#8220;Bezegelik&#8221; mabedinin duvarında da Alp Er Tunga&#8217;nın kanlı resmi bulunmaktadır. &#8220;Divan ü Lügat-it Türk&#8221; ün yazarı Kaşgarlı Mahmud&#8217;a ve &#8221; Kutadgu Bilig&#8221; yazarı Yusuf Has Hacip&#8217;e göre &#8220;Alp Er Tunga&#8221; iran destanı &#8220;şehname&#8221; deki büyük ve efsanevî Turan hükümdarı &#8220;Efrasiyab&#8221;dır. Divan ü Lûgat-it Türk&#8217;de Turan hükümdarlığının merkezi olarak &#8220;Kaşgar&#8221; şehri gösterilmektedir. islâmiyeti kabul etmiş olan Karahanlı devleti hükümdarları da kendilerinin &#8220;Efrasyap&#8221; sülalesinden geldiklerine inanmışlar ve bunu ifade etmişlerdir. Moğol tarihçisi Cüveyni de Uygur devletinin hükümdarlarının da Efrasyap soyundan olduğunu yazmaktadır. Şecere-i Terakime&#8217;ye göre Selçuklu Sultanları kendilerini Efrasyab soyundan kabul ederlerdi. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin dağılmasından sonra iletişim kurmak imkânı bulduğumuz ve Rusların Yakut adını verdiği Türk gurup aslında kendilerine Saka dediklerini söylemişlerdir. Tarih içinde kaybolduğunu düşündüğümüz Saka Türklerinin az da olsa bir bölümünün bugün hayatiyetlerini sürdürmeleri pek çok meselenin yeniden araştırılarak doğruların ortaya çıkmasına yardımcı olabilecektir. Tarihçi Mesudî de M.S. 7. yüzyılın başındaki Köktürk hakanının &#8220;Efrasyab&#8221; soyundan olduğunu yazmaktadır. Bütün bu bilgilerden hareketle &#8220;Tunga Alp&#8221; le ilgili efsanelerin Kök Türklerden önce doğu ve orta Tiyanşan alanında yaşayan Türkler arasında meydana geldiğini ve bu destanın daha sonraları Kök Türk ve Uygurlar arasında yaşayarak devam ettiğini göstermektedir. Alp Er Tunga destanının metni bu güne ulaşamamıştır. Bir kısmından yukarıda bahsettiğimiz kaynaklarda bu değerli Saka hükümdarı ve kahramanı hakkında bilgiler ve bir de sagu (ağıt) tespit edilmiştir:</p>
<p><strong>Alp Er Tunga Öldü mü<br />
Dünya sahipsiz kaldı mı<br />
Korkak öcünü aldı mı<br />
şimdi yürek yırtılır</strong></p>
<p><strong>Felek yarar gözetti<br />
Gizli tuzak uzattı<br />
Beğlerbeyini kaptı<br />
Kaçsa nasıl kurtulur</strong></p>
<p><strong>Erler kurt gibi uludular<br />
Hıçkırıp yaka yırttılar<br />
Acı seslerle bağırdılar<br />
Ağlamaktan gözleri kapandı</strong></p>
<p><strong>Beğler atlarını yordular<br />
Kaygı onları durdurdu<br />
Benizleri yüzleri sarardı<br />
Safran sürülmüş gibi oldular</strong><br />
Kutadgu Bilig&#8217;de &#8220;Alp Er Tunga&#8221; hakkında şu bilgi verilmektedir: &#8221; Eğer dikkat edersen görürsün ki dünya beyleri arasında en iyileri Türk beyleridir. Bu Türk beyleri arasında adı meşhur ikbali açık olanı Tonga Alp Er idi. O yüksek bilgiye ve çok faziletlere sahip idi. Ne seçkin, ne yüksek, ne yiğit adam idi ; zaten âlemde ferasetli insan bu dünyaya hâkim olur. İranlılar ona Efrasiyap derler; bu Efrasiyap akınlar hazırlayıp ülkeler zapt etmiştir. Dünyaya hâkim olmak ve onu idare etmek için pek çok fazilet, akıl ve bilgi lâzımdır. İranlılar bunu kitaba geçirmişlerdir. Kitapta olmasa onu kim tanırdı.&#8221; Bugünkü bilgilerimize göre Alp Er Tunga ile ilgili en geniş bilgi iran destanı şehname&#8217;de tespit edilmiştir. Şehname’nin başlıca konularından biri iran -Turan savaşlarıdır. Bu destana göre en büyük Turan kahramanı önce şehzade sonra hükümdar olan Efrasyap’tır. Şehname’deki Alp Er Tunga ile ilgili bilgiler şöyle özetlenebilir:<br />
&#8220;Turan şehzadesi Efrasyap babasının isteği üzerine İran&#8217;a harp açtı. iki ordu Dihistan&#8217;da karşılaştılar. Boyu servi, göğsü ve kolları arslan gibi ve fil kadar kuvvetli olan Efrasyap, İranlı’ları yendi. iran padişahı Efrasyap&#8217;a esir düştü. İran’ın ilk intikamını o zaman İran’a bağlı olan Kabil Padişahı Zal aldı. Zal başarılı olmasına rağmen İran şahının öldürülmesini engelleyemedi. Efrasyab iran&#8217;ı ele geçirmek için yeni bir savaş açtı. İran’ın yetiştirdiği en büyük kahramanlardan Zal oğlu Rüstem Efrasyab&#8217;ın üzerine yürüdü.. Efrasyab ile Zal oğlu Rüstem arasında bitmez tükenmez savaşlar yapıldı. iran tahtında bulunan Keykavus, hem oğlu Siyavuş&#8217;u hem de Zal oğlu Rüstem&#8217;i darılttı. Siyavuş Efrasyap&#8217;a sığındı. Siyavuş&#8217;un Turan&#8217;da bulunduğu sırada evlendiği Türk beyi Piran&#8217;ın kızından bir oğlu oldu. Siyavuş oğluna babası Keyhusrev&#8217;in adını verdi. Efrasyab uzun yıllar Turan&#8217;da hükümdarlık etti. İran’lılar Siyavuş&#8217;un oğlu Keyhusrev&#8217;i kaçırarak İran tahtına oturttular. Keyhusrev,  Zaloğlu Rüstem&#8217;le işbirliği yaptı ve Turan ordularını yendi. Keyhusrev ile Efrasyap defalarca savaştılar. Sonunda ordusuz kalan Efrasyap Keyhusrev&#8217;in adamları tarafından öldürüldü. Şehname’de Efrasyap adıyla anılan Turan hükümdarı Alp Er Tunga&#8217;nın iran hükümdarlarına sık sık yenildiği anlatılmaktadır. Ancak İran Turan savaşlarında iran hükümdarları sürekli değişmiş 140 yıl yaşadığı rivayet edilen Alp Er Tunga ise mücadeleye devam etmiştir. Bu durum Efrasyap&#8217;ın başarısız olmadığını gösterir. Gerçek destan metni bulunduğu takdirde bu destanla ilgili daha sağlıklı değerlendirmeler yapılabilir görüşündeyim.</p>
<p><strong>Şu Destanı :</strong><br />
Şu destanı M.Ö. 330–327 yıllarındaki olaylarla bağlantılıdır. Bu tarihlerde Makedonyalı İskender, İran&#8217;ı ve Türkistan&#8217;ı istilâ etmişti. Bu dönemde Saka hükümdarının adı şu idi. Bu Destan Türklerin İskender&#8217;le mücadelelerini ve geriye çekilmeleri anlatılmaktadır. Doğuya çekilmeyen 22 ailenin Türkmen adıyla anılmaları ile ilgili sebep açıklayıcı bir efsane de bu destan içinde yer almaktadır. Kaşgarlı Mahmud Divan ü Lügat-it Türk&#8217;de İskender&#8217;den Zülkarneyn olarak bahsetmektedir. Destanın tesbit edilebilen kısa metni şöyle özetlenebilir: İskender, Türk memleketlerini almak üzere harekete geçtiğinde Türkistan&#8217;da hükümdar şu isminde bir gençti. İskender&#8217;in gelip geçici bir akın düzenlediğine inanıyordu. Bu sebeple de İskender&#8217;le savaşmak yerine doğuya çekilmeği uygun bulmuştu. İskender&#8217;in yaklaştığı haberi gelince kendisi önde halkı da onu izleyerek doğuya doğru yol aldılar. Yirmi iki aile yurtlarını bırakmak istemedikleri için doğuya gidenlere katılmadılar. Giden gurubun izlerini takip ederek onlara katılmaya çalışan iki kişi bu 22 kişiye rastladı. Bunlar birbirleriyle görüşüp tartıştılar. 22 kişi bu iki kişiye: &#8220;Erler İskender gelip geçici bir kişidir. Nasıl olsa gelip geçer, o sürekli bir yerde kalamaz. Kal aç&#8221; dediler. Bekle, eğlen, dur anlamına gelen &#8220;Kalaç&#8221; bu iki kişinin soyundan gelen Türk boyunun adı oldu. iskender Türk yurtlarına geldiğinde bu 22 kişiyi gördü ve Türk&#8217;e benziyor anlamında &#8221; Türk maned &#8221; dedi. Türkmenlerin ataları bu 22 kişidir ve isimleri de İskender&#8217;in yukarıdaki sözünden kaynaklanmıştır. Aslında Türkmenler, Kalaçlarla birlikte 24 boydur ama Kalaçlar kendilerini ayrı kabul ederler. Hükümdar Şu Uygurların yanına gitti. Uygurlar gece baskını yaparak İskender&#8217;in öncülerini bozguna uğrattılar. Sonra İskender ile Şu barıştılar. İskender Uygur şehirlerini yaptırdı ve geri döndü. Hükümdar şu da Balasagun&#8217;a dönerek bugün şu adıyla anılan şehri yaptırdı ve buraya bir tılsım koydurttu. Bugün de leylekler bu şehrin karşısına kadar gelir, fakat şehri geçip gidemezler. Bu tılsımın etkisi hâlâ sürmektedir.<br />
Bu destana göre İskender Türkistan&#8217;a geldiğinde Türkmenlerin dışındaki Türkler doğuya çekilmişlerdi. İskender, Türkistan&#8217;da mukavemetle karşılaşmamış bu sebeple de ilerlememiştir. Büyük ölçüde çadırlarda yaşayan Türkler, İskender&#8217;in seferinden sonra şehirler kurmuş ve yerleşik hayatı geliştirmişlerdir.</p>
<p><strong>Hun &#8211; Oğuz Destanı :</strong><br />
Oğuz Kağan destanı M.Ö. 209–174 tarihleri arasında hükümdarlık yapmış olan Hun hükümdarı Mete&#8217;nin hayatı etrafında şekillenmiştir. Bütün Türk destanlarında olduğu gibi bu destanın da ilk şekli günümüze ulaşmamıştır. Bugün, elimizde Oğuz destanının üç varyantı bulunmaktadır. XIII ile XVI yüzyıllar arasında Uygur harfleriyle yazılmış ve İslâmiyet’ten önceki inancı yansıtan varyantın ilk örneği temsil ettiği kabul edilebilir. XIV. yüzyıl başında yazıldığı bilinen Reşîdeddîn&#8217;in Câmiüt-Tevârih adlı eserinde yer alan Farsça Oğuz Kağan Destanı İslâmî varyantların ilkini temsil etmektedir. Oğuz Kağan Destanının üçüncü varyantı ise XVII. yüzyılda Ebü&#8217;l-Gazi Bahadır Han tarafından Türkmenler arasındaki sözlü rivayetlerden ve önceki yazmalardan faydalanarak yazılmıştır.<br />
Oğuz Kağan Destanının İslâmiyet Öncesi Rivayeti Ay Kağan&#8217;ın yüzü gök, ağzı ateş, gözleri elâ, saçları ve kaşları kara perilerden daha güzel bir oğlu oldu. Bu çocuk annesinden ilk sütü emdikten sonra konuştu ve çiğ et, çorba ve şarap istedi. Kırk gün sonra büyüdü ve yürüdü. Ayakları öküz ayağı, beli kurt beli, omuzları samur omzu, göğsü ayı göğsü gibiydi. Vücudu baştan aşağı tüylüydü. At sürüleri güder ve avlanırdı. Oğuz&#8217;un yaşadığı yerde çok büyük bir orman vardı. Bu ormanda çok büyük ve güçlü bir gergedan yaşıyordu. Bir canavar gibi olan bu gergedan at sürülerini ve insanları yiyordu. Oğuz cesur bir adamdı. Günlerden bir gün bu gergedanı avlamağa karar verdi. Kargı, yay, ok, kılıç ve kalkanını aldı ve ormana gitti. Bir geyik avladı ve onu söğüt dalı ile ağaca bağladı ve gitti. Tan ağarırken geldiğinde gergedanın geyiği almış olduğunu gördü. Daha sonra Oğuz, avladığı bir ayıyı altın kuşağı ile ağaca bağladı ve gitti. Tan ağarırken geldiğinde gergedanın ayıyı da aldığını gördü. Bu sefer kendisi ağacın altında bekledi. Gergedan geldi ve başı ile Oğuz&#8217;un kalkanına vurdu. Oğuz kargı ile gergedanı öldürdü. Kılıcı ile başını kesti. Gergedanın bağırsaklarını yiyen ala doğanı da oku ile öldürdü ve başını kesti. Günlerden bir gün Oğuz Kağan Tanrıya yalvarırken karanlık bastı. Gökten bir gök ışık indi. Güneşten ve aydan daha parlaktı. Bu ışığın içinde alnında kutup yıldızı gibi parlak bir ben bulunan çok güzel bir kız duruyordu. Bu kız gülünce gök tanrı da gülüyor, kız ağlayınca gök tanrı da ağlıyordu. Oğuz bu kızı sevdi ve bu kızla evlendi. Günler ve gecelerden sonra bu kız üç oğlan çocuk doğurdu. Çocuklara Gün, Ay ve Yıldız isimlerini verdiler. Oğuz ormanda ava çıktığı günlerden birinde göl ortasında bir ağaç gördü. Ağacın kovuğunda gözü gökten daha gök, saçı ırmak gibi dalgalı, inci gibi dişli bir kız oturuyordu. Yeryüzü halkı bu kızın güzelliğini görse dayanamaz ölüyoruz derlerdi. Oğuz bu kızı sevdi ve onunla evlendi. Günlerden gecelerden sonra Oğuz&#8217;un bu kızdan da üç oğlu oldu. Bu çocuklara Gök, Dağ ve Deniz isimlerini koydular.<br />
Oğuz Kağan büyük bir toy(şenlik) verdi. Kırk masa ve kırk sıra yaptırdı. Çeşit çeşit yemekler, şaraplar, tatlılar, kımızlar yediler ve içtiler. Toydan sonra Beylere ve halka Oğuz Kağan şunları söyledi:</p>
<p><strong>Ben sizlere kağan oldum<br />
Alalım yay ile kalkan<br />
Nişan olsun bize buyan<br />
Bozkurt olsun bize uran<br />
Av yerinde yürüsün kulan<br />
Dana deniz, daha müren<br />
Güneş bayrak gök kurıkan</strong><br />
Oğuz Kağan bu toydan sonra dünyanın dört bir tarafına elçilerle şu mektubu gönderdi:&#8221; Ben Uygurların kağanıyım ve yeryüzünün dört köşesinin kağanı olmam gerekir. Sizden itaat dilerim. Kim benim emirlerime baş eğerse, hediyelerini kabul eder ve onu dost edinirim. Kim baş eğmezse, gazaba gelirim. Onu düşman sayarım. Onunla savaşır ve yok ettiririm&#8221;. Yine o zamanlarda sağ yanda bulunan Altun Kağan, Oğuz Kağan&#8217;a pek çok altın gümüş ve değerli taşlar hediye etti ve ona itaat ederek dostluk kurdu. Oğuz Kağanın sol yanında ise askerleri ve şehirleri çok olan Urum Kağan vardı. Urum Kağan Oğuz Kağanı dinlemezdi. Oğuz Kağan&#8217;ın isteklerini gene kabul etmedi. Oğuz Kağan gazaba geldi, bayrağını açtı ve askerleriyle birlikte Urum Kağana doğru yürüdü. Kırk gün sonra Buz Dağ&#8217;ın eteklerine geldi. Çadırını kurdurdu ve sessizce uyudu. Tan ağarınca Oğuz Kağanın çadırına güneş gibi bir ışık girdi. O ışıktan gök tüylü gök yeleli büyük bir erkek kurt çıktı. Kurt: &#8221; Ey Oğuz, sen Urum üzerine yürümek istiyorsun; Ey Oğuz ben senin önünde yürüyeceğim.&#8221;dedi. Bunun üzerine Oğuz çadırını toplattırdı ve ordusuyla birlikte kurdu izlediler. Gök tüylü gök yeleli büyük erkek kurt itil Müren denizi yakınındaki Kara dağın eteğinde durdu. Urum Hanın ordusu ile Oğuz Kağanın ordusu arasında büyük savaş oldu. Oğuz Kağan savaşı kazandı, Urum Hanın hanlığını ve halkını aldı. Oğuz Kağan ve askerleri Gök tüylü ve gök yeleli kurdu izleyerek itil ırmağına geldiler. Oğuz Kağan&#8217;ın beylerinden Uluğ Ordu Bey, itil ırmağını geçmek için ağaçlardan sal yaptı ve böylece karşıya geçtiler. Oğuz&#8217;un bu buluş hoşuna gittiği için bu Uluğ Ordu Bey&#8217;e &#8220;Kıpçak&#8221; adını verdi. Gök tüylü gök yeleli kurdu izleyerek yeniden yola devam ettiler. Oğuz Kağan&#8217;ın çok sevdiği alaca atı Buz Dağa kaçtı. Oğuz Kağanın çok üzüldüğünü gören kahraman beylerinden biri Buz Dağa çıktı ve dokuz gün sonra alaca atı bularak geri döndü. Oğuz Kağan atını ve karlarla örtünmüş kahraman beyi görünce çok sevindi. Atını getiren bu beye: &#8221; Sen buradaki beylere baş ol. Senin adın ebediyen Karluk olsun.&#8221; dedi. Bir süre ilerledikten sonra gök tüylü ve gök yeleli erkek kurt durdu. Çürçet yurdu adı verilen bu yerde Çürçetlerin kağanı ve halkı Oğuz Kağana boyun eğmeyince büyük savaş oldu. Oğuz Kağan, Çürçet Kağanını yendi ve halkını kendisine bağladı. Oğuz Kağan, ordusunun önünde yürüyen bu gök tüylü gök yeleli erkek kurtla Hint, Tangut, Suriye, güneyde Barkan gibi pek çok yeri savaşarak kazandı ve yurduna kattı. Düşmanları üzüldü, dostları sevindi. Pek çok ganimet ve atla evine döndü. Günlerden bir gün Oğuz Kağanın tecrübeli bilge veziri Uluğ Bey rüyasında bir altın yay ve üç gümüş ok gördü. Altın yay gün doğusundan gün batısına kadar uzanıyordu. Üç gümüş ok da kuzeye doğru gidiyordu. Oğuz Kağan bu rüyayı dinleyince yurdunu oğulları arasında paylaştırdı.</p>
<p><strong>Köktürk Destanı</strong><br />
Köktürklerle ilgili tesbit edilen destanın iki farklı rivayeti bulunmaktadır. Çin kaynaklarında tespit edilen varyant &#8220;Bozkurt&#8221;, Ebü&#8217;l-Gâzi Bahadır Han tarafından tesbit edilen varyant şecere-i Türk&#8217;te ise &#8220;Ergenekon&#8221; adıyla verilmiştir.</p>
<p><strong>Ergenekon Destanı</strong><br />
Moğol ilinde Oğuz Han soyundan il Han&#8217;ın hükümdarlığı sırasında Tatarların hükümdarı Sevinç Han Moğol ülkesine savaş açtı. İlhan’ın idaresindeki orduyu Kırgızlar ve diğer boylardan da yardım alarak yendi. İlhanın ülkesindeki herkesi öldürdüler. Yalnız il Han&#8217;ın küçük oğlu Kıyan ve eşi ile yeğeni Nüküz ile eşi kaçıp kurtulmayı başardılar. Düşmanın, onları bulamayacağı bir yere gitmeğe karar verdiler. Yabanî koyunların yürüdüğü bir yolu izleyerek yüksek bir dağda dar bir geçite vardılar. Bu geçitten geçerek içinde akarsular, pınarlar, çeşitli bitkiler, çayırlar, meyve ağaçları, çeşitli avların bulunduğu bir yere gelince Tanrıya şükrettiler ve burada kalmağa karar verdiler. Dağın doruğu olan bu yere dağ kemeri anlamında &#8220;Ergene&#8221; kelimesiyle &#8220;dik&#8221; anlamındaki &#8220;Kon&#8221; kelimesini birleştirerek &#8220;Ergenekon&#8221; adını verdiler. Kıyan ve Nüküz&#8217;ün oğulları çoğaldı. Dört yüz yıl sonra kendileri ve sürüleri o kadar çoğaldılar ki, Ergenekon&#8217;a sığamadılar. Atalarının buraya geldiği geçitin yeri unutulmuştu. Ergenekon’un çevresindeki dağlarda geçit aradılar. Bir demirci, dağın demir kısmı eritirlerse yol açılabileceğini söyledi. Demirin bulunduğu yere bir sıra odun, bir sıra kömür dizdiler ve ateşi yaktılar. Yetmiş yere koydukları yetmiş körükle hep birden körüklediler. Demir eridi, yüklü bir deve geçecek kadar yer açıldı. İlhan’ın soyundan gelen Türkler yeniden güçlenmiş olarak eski yurtlarına döndüler, atalarının intikamını aldılar. Egenekondan çıktıkları gün olan 21 Martta her yıl bayram yaptılar. Bu bayramda bir demir parçasını kızdırırlar, demir kıpkırmızı olunca önce Hakan daha sonra beyler demiri örsün üstüne koyarak döverler. Bugün hem yeniden özgür hem de bahar bayramı olarak hala kutlanmaktadır.</p>
<p><strong>Uygur Destanları</strong><br />
Uygurlara ait Türeyiş ve Göç isimli iki destan parçası tespit edilmiştir. Türeyiş parçası Çin kaynaklarından Göç ise hem Çin hem İran kaynaklarında bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Türeyiş Destanı</strong><br />
Eski Hun beylerinden birinin çok güzel iki kızı vardı. Bu bey kızları ile ancak Tanrıların evlenebileceğini düşünüyordu. Bu sebeple ülkesinin kuzey tarafında yüksek bir kule yaptırarak iki güzel kızını Tanrılarla evlenmek üzere buraya yerleştirdi. Bir süre sonra kuleye gelen bir kurdun Tanrı olduğu düşüncesiyle kızlar bu kurtla evlendiler. Bu evlenmeden doğan Dokuz Oğuzların sesi kurt sesine benzerdi.</p>
<p><strong>Göç Destanı</strong><br />
Uygurların yurdunda &#8220;Hulin&#8221; isimli bir dağ vardı. Bu dağdan Tuğla ve Selenge isimli iki ırmak çıkardı. Bir gece oradaki bir ağacın üzerine gökten ilâhi bir ışık indi. iki ırmak arasında yaşayan halk bunu dikkatle izlediler. Ağacın gövdesinde şişkinlik oluştu, ilâhi ışık dokuz ay on gün şişkinlik üzerinde durdu. Ağacın gövdesi yarıldı ve içinden beş çocuk göründü. Bu ülkenin halkı bu çocukları büyüttü. En küçükleri olan Buğu Han büyüyünce hükümdar oldu. Ülke zengin, halk mutlu oldu. Çok zaman geçti. Yuluğ Tiğin isimli bir prens hükümdar oldu. Çinlilerle çok savaştı. Bu savaşlara son vermek için Oğlu Gali Tigin’i bir Çin prensesi ile evlendirmeğe karar verdi. Çinliler, prensese karşılık hükümdardan Tanrı dağının eteğindeki Kutlu Dağ adını taşıyan kayayı istediler. Gali Tigin kayayı verdi. Çinliler kayayı götürmek için kayanın etrafında ateş yaktılar, kaya kızınca üzerine sirke döktüler. Ufak parçalara ayrılan kayayı arabalara koyarak Çin&#8217;e taşıdılar. Memleketteki bütün kuşlar, hayvanlar kendi dilleriyle bu kayanın gidişine ağladılar. Bundan yedi gün sonra da Gali Tigin öldü. Kıtlık ve kuraklık oldu. Yurtlarını bırakarak göç etmek zorunda kaldılar.<br />
Buraya kadar kısaca tanıtmağa çalıştığımız Türklerin ilk dönem edebî eserleri olan Yaratılış, Alp Er Tunga, şu, Oğuz Kağan, Ergenekon, Türeyiş ve Göç destanları bugünkü bütün Türk Cumhuriyet ve Topluluklarının ortak destanları olarak kabul edilmektedir. Büyük bir ihtimalle XV. yüzyılda yazıya geçirildiği kabul edilen &#8220;Dede Korkut Hikâyeleri&#8221; nin Hun-Oğuz Destan dairesinden ayrılmış destan parçası olduğu görüşü oldukça yaygındır. Dede Korkut Hikâyeleri ve bu hikâyelerin hem anlatıcısı hem de kahramanlarından biri olan Dede Korkut bütün Türk dünyasında ortak olarak tanınan sözlü ve yazılı gelenekte yaşatılan önemli eserlerden biridir. Türklerin X. yüzyılda büyük kitleler halinde İslâmiyet’i kabul etmelerinden ve Oğuzların büyük bir bölümünün batıya bugünkü Anadolu topraklarına göçmelerinden sonra gerek Orta Asya’da gerek Anadolu, Balkanlar ve Orta Doğuda, Türkler farklı siyasî birlikler içinde yaşamışlardır. X. yüzyıldan sonra teşekkül eden destanlardan Köroğlu dışındakiler Türk topluluk ve guruplarının iletişimleri ölçüsünde yaygınlaşmıştır. Köroğlu destanı XVI. yüzyılda Anadolu&#8217;da teşekkül etmiş ve hemen hemen bütün Türk dünyası tarafından benimsenmiş ve çeşitlenerek yaşatılmaktadır.<br />
İslâmiyet’in Kabulünden Sonraki Türk Destanları Karahanlı hükümdarı Satuk Buğra Han X. yüzyılda İslâmiyet’i resmen devlet dini olarak kabul etmiştir. İslâmiyet’ten sonra ilk teşekkül eden destan da bu hükümdarın İslâmiyet’i kabul ve yaymak için yaptığı mücadelelerin efsanelerle zenginleştirilerek anlatımıyla doğmuştur. Bu destanın bir el yazmasında bulunan metni kısaca şöyle özetlenebilir :</p>
<p><strong>Satuk Buğra Han Destanı</strong><br />
Hz. Muhammed kanatlı atı Burak&#8217;ın sırtında göklere yükseldiği &#8220;Mirâç Gecesinde&#8221; gök katlarında kendinden önceki peygamberleri görür. Bunlar arasında birini tanıyamaz ve Cebrail&#8217;e bunun kim olduğunu sorar.</p>
<p>Cebrail:<br />
&#8221; Bu peygamber değildir. Bu sizin ölümünüzden üç asır sonra dünyaya inecek olan bir ruhtur. Türkistan&#8217;da sizin dininizi yayacak olan bu ruh &#8221; Abdülkerim Satuk Buğra Han&#8221; adını alacaktır.&#8221; Hz. Muhammed yeryüzüne döndükten sonra her gün İslâmiyet’i Türk ülkesine yayacak olan bu insan için dua etti. Hz. Muhammed&#8217;in arkadaşları da bu ruhu görmek istediler. Hz. Muhammed dua etti. Başlarında Türk başlıkları bulunan silâhlı, kırk atlı göründü. Satuk Buğra Han ve arkadaşları selâm verip uzaklaştılar. Bu olaydan üç asır sonra Satuk Buğra Han, Kaşgar Sultanının oğlu olarak dünyaya geldi. Satuk Buğra Hanın doğduğu gün yer sarsılmış, mevsim kış olduğu halde bahçeler, çayırlar çiçeklerle örtülmüştü. Falcılar bu çocuğun büyüyünce Müslüman olacağını söyleyerek öldürülmesini isterler. Satuk Buğra Hanı, annesi : &#8221; Müslüman olduğu zaman öldürürsünüz.&#8221; diyerek ölümden kurtarır.<br />
Satuk Buğra Han 2 yaşında arkadaşlarıyla birlikte ava çıkmağa başlar. Avda oldukları günlerden birinde kaçan bir tavşanın arkasından hızla koşarken arkadaşlarından uzaklaşır. Kaçan tavşan durur ve bir ihtiyar insan görünümü kazanır. Satuk Buğra Han&#8217;ın sonradan Hızır olduğunu anladığı bu yaşlı kişi ona Müslüman olmasını öğütler ve İslâmiyet’i anlatır. Satuk Buğra, Kaşgar hükümdarı olan amcasından İslâmiyet’i kabul etmesini ister. Kaşgar Hanı, Müslüman olmayacağını söyler. Satuk Buğra Han&#8217;ın işaretiyle yer yarılır ve hükümdar toprağa gömülür. Satuk Buğra Han hükümdar olur ve bütün Türk ülkeleri onun idaresinde İslâmiyet’i kabul ederler. Satuk Buğra Han, ömrünü Müslümanlığı yaymak için mücadele ile geçirmiştir. Menkıbelere göre Satuk Buğra Han&#8217;ın düşmana uzatıldığında kırk adım uzayan bir kılıcı varmış ve savaşırken etrafına ateşler saçıyormuş. 96 yaşında Tanrıdan davet almış bu sebeple Kaşgar&#8217;a dönmüş ve hastalanarak burada ölmüştür.</p>
<p><strong>Manas Destanı</strong><br />
Kırgız Türkleri arasında doğan Manas destanı Kazak-Kırgız Türk kültür dairesi içinde bugün de bütün canlılığı ile yaşamaktadır. Bu destanın XI ile XII. yüzyıllarda meydana geldiği düşünülmektedir. Destanın kahramanı Manas da, Oğuz Kağan destanının İslâmî rivayetindeki ve Satuk Buğra Han gibi İslâmiyet’i yaymak için mücadele eden bir kahramandır. Böyle olmakla beraber Manas destanında İslâmiyet öncesi Türk kültür, inanç ve kabullerinin tamamını görmek mümkündür. Bazı varyantları 4oo.ooo mısra olan Manas destanı Türk-Bozkır medeniyetinin Kazak -Kırgız dairesinin kültür belgeseli niteliğindedir.</p>
<p><strong>Cengiz-nâme</strong><br />
Orta Asya&#8217;da yaşayan Türk boyları arasında XIII. yüzyılda doğup gelişmiştir. Cengiznâme Moğol hükümdarı Cengiz&#8217;in hayatı, kişiliği ve fetihleri ile ilgili olarak Cengiz&#8217;in oğulları tarafından idare edilen Türkler tarafından meydana getirilmiştir. Orta Asya&#8217;da yaşayan Türkler özellikle de Başkurd, Kazak ve Kırgız Türkleri, Cengiz destanını çok severek günümüze kadar yaşatmışlardır. Cengiz-nâme&#8217;de, Cengiz bir Türk kahramanı olarak kabul edilmekte ve hikâye Türk tarihi gibi anlatılmaktadır. Cengiz, Uygur Türeyiş destanının kahramanları gibi gün ışığı ile Kurt-Tanrı&#8217;nın çocuğu olarak doğar. Cengiz-nâme, Moğol Hanlarının destanî tarihi olarak kabul edildiğinden tarih araştırıcılarının da dikkatini çekmiştir. XVII. yüzyılda Orta Asya Türkçesinin değerli yazarı Ebü&#8217;l Gâzi Bahadır Han, &#8220;şecere-i Türk&#8221; adlı eserinde &#8220;Cengiz-Nâme&#8221;nin ı7 varyantını tesbit ettiğini söylemektedir. Bu bilgi, bu destanın, Orta Asya&#8217;daki Türkler arasındaki yaygınlığını göstermektedir. Orta Asya Türkleri, Cengiz&#8217;i İslâm kahramanı olarak da görmüşler ve ona kutsallık atfetmişlerdir. Batıdaki Türkler tarafından ise Cengiz hiç sevilmemiştir. Arap tarihçilerinin, bu hükümdarı İslâm düşmanı olarak göstermeleri ve tarihî olaylar onun sevilmemesinde etkili olmuştur. Moğolların Anadolu’ya saldırgan biçimde gelip ortalığı yakıp yıkmaları, Bağdat&#8217;ın önce Hülâgu daha sonra Timurlenk tarafından yakılıp yıkılması, Timurlenk&#8217;in Yıldırım Beyazıd&#8217;la sebepsiz savaşı gibi tarihi gerçekler, Cengiz&#8217;in de diğer Moğollar gibi sevilmemesine sebeb olmuştur. Cengiz-Nâme batıda yaşayan Türklerin hafıza ve gönüllerinde yer almamıştır. &#8220;Cengiz-Nâme&#8221;nin Orta Asya Türkleri arasında bir diğer adı da &#8221; Dâstân-ı Nesl-i Cengiz Han&#8221;dır.</p>
<p><strong>Edige</strong><br />
Bu destanda XIII yüzyılda Hazar denizi kıyısında kurulan Altınordu Hanlığının XV. yüzyılda Timurlular tarafından yıkılışı anlatılmaktadır. Destanın adı, Altınordu Hanı ve bu destanın kahramanı Edige Mirza Bahadır&#8217;a atfen verilmiştir. Edige Mirza Bahadır&#8217;ın devletini ayakta tutabilmek için yaptığı büyük mücadeleler, ölümünden sonra XV. yüzyılda destan haline getirilmiştir. 1820&#8242;yılından itibaren yazıya geçirilen Edige destanının Kazak-Kırgız, Kırım, Nogay, Türkmen, Kara Kalpak, Başkurt olmak üzere altı rivâyeti tespit edilmiştir Çeşitli Türk gruplar arasında Alp Er Tunga ve Oğuz Kağan gibi ilk Türk destanlarının izlerini taşıyan Türk kahramanlık dünya görüşünü temsil eden burada bahsi geçenler kadar yaygınlaşmamış ortak edebiyat geleneği içinde yer almamış pek çok başka destan örneği bulunmaktadır. Osmanlı sahasında destandan hikâyeye geçişte ara türler olarak da nitelendirilen çok tanınmış ve birçok Türk topluluklarınca da bilinen Köroğlu örneği yanında daha sınırlı alanlarda tespit edilen Danişmendname, Battalname gibi ilgi çekici örnekler de bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Battal-Nâme</strong><br />
Bu destanın kahramanı Türkler arasında Battal Gâzi adıyla benimsenmiş bir Arap savaşçısıdır. Asıl destan, VIII. yüzyılda, Emevî&#8217;lerin Hıristiyanlarla yaptıkları savaşlarda büyük kahramanlıklar göstermiş Abdullah isimli bir kişiyle ilgili olarak doğmuştur. Battal arapça kahraman demektir, Battal Gâzi, Arap kahramanına verilen unvanlardır. Türklerin müslüman olmalarından sonra Battal Gâzi destan tipi Türkleştirilmiş önceki destan epizotlarıyla zenginleştirilmiş ve anlatım geleneği içine alınmıştır. XII ve XIII yüzyıllarda Battal-Nâme adı ile ve nesir biçimi yazıya geçirilmiştir. Hikâyeci âşıkların repertuarlarında da yer almıştır.Seyyid Battal adıyla da anılan bu kahraman hem çok bilgili, çok dindar ve cömerttir. Müslümanlığı yaymak için yaptığı mücadelelerde insanların yanında büyücü, cadı ve dev gibi olağanüstü güçlerle de savaşır. &#8221; Aşkar Devzâde&#8221; isimli atı da kendisi gibi kahramandır. Arap, Fars ve Türklerin X-XX. yüzyıllar arasında oluşturdukları ortak islâm kültür dairesinin ürünlerinden biri olmakla beraber Orta Asya&#8217;da yaşayan Türk guruplar arasına da yayılarak Türk kabul ve değerleriyle kaynaşmıştır.</p>
<p><strong>Danişmendname</strong><br />
Anadolu&#8217;nun fethini ve bu mücadelenin kahramanlarını anlatan, X11. Yüzyılda sözlü olarak şekillenen X111. Yüzyılda yazıya geçirilen İslâmî Türk destanlarındandır. Danişmendnâme&#8217;de hikâye edilen olayların tarihi gerçeklere uygunluğu, kahramanlarının yaşamış Türk beyleri olmalarından, Anadolu coğrafyasının gerçek isimleriyle anılmasından dolayı uzun süre tarih kitabı olarak nitelendirilmiştir. Köroğlu metni destan adıyla anılmakla ve bazı destanî niteliklere de sahip olmakla birlikte XX. yüzyılda Anadolu&#8217;dan derlenen örnekleri daha çok halk hikâyesi geleneğine yakındır. Anadolu&#8217;da hikâyeci âşıklar tarafından 24 kol halinde anlatılan hikâyesinin özeti kısaca şöyledir :</p>
<p><strong>Köroğlu Destanı</strong><br />
Bolu beyi, güvendiği seyislerinden biri olan Yusuf&#8217;a : &#8221; Çok hünerli ve değerli bir at bul .&#8221; emrini verir. Seyis Yusuf, uzun süre Bolu beyinin isteğine uygun bir at arar. Büyüdüklerinde istenen niteliklere sahip olacağına inandığı iki tay bulur ve bunları satın alır. Bolu beyi bu zayıf tayları görünce çok kızar ve seyis Yusuf&#8217;un gözlerine mil çekilmesini emreder. Gözleri kör edilen ve işinden kovulan Yusuf, sıska taylarla birlikte evine döner. Oğlu Ruşen Ali&#8217;ye verdiği talimatlarla tayları büyütür. Babası kör olduğu için Köroğlu takma adıyla anılan Ruşen Ali, babasının isteğine göre atları yetiştirir. Taylardan biri olağanüstü bir at haline gelir ve Kırat adı verilir. Kırat da destan kahramanı Köroğlu kadar ünlenir. Seyis Yusuf, Bolu beyinden intikam almak için gözlerini açacak ve onu güçlü kılacak üç sihirli köpüğü içmek üzere oğlu ile birlikte pınara gider. Ancak, Köroğlu babasına getirmesi gereken bu köpükleri kendisi içer, yiğitlik, şairlik ve sonsuz güç kazanır. Babası kaderine rıza gösterir ancak oğluna mutlaka intikamını almasını söyler. Köroğlu Çamlıbel&#8217;e yerleşir, çevresine yiğitler toplar ve babasının intikamını alır. Hayatını yoksul ve çaresizlere yardım ederek geçirir. Halk inancına göre silâh icat edilince mertlik bozuldu demiş kırklara karışmıştır. Çeşitli dönemlere ve farklı siyasî birlikler sahip Türk gurupları arasında tespit edilen Türk destanlarının kısaca tanıtımı ve özeti bu kadardır. Bu destan metinleri incelendiğinde hepsinde ilk Türk destanı Oğuz Kağan destanının izleri bulunduğu görülür. Bu destan parçaları Türk dünyasının ortak tarihî dönem hatıralarını aksettiren ilk edebî ürünler olarak da önem ve değer taşırlar. Bir gün bu parçalardan hareketle Fin destanı Kalavala gibi değerli mükemmel bir Türk destanını yazılmalıdır.</p>
<p><center><object width="450" height="370"></object><param name="movie" value="http://d.yimg.com/static.video.yahoo.com/yep/YV_YEP.swf?ver=2.2.40"></param><param name="allowFullScreen" value="true"></param><param name="AllowScriptAccess" value="always"></param><param name="bgcolor" value="#000000"></param><param name="flashVars" value="id=12727451&amp;vid=4767361&amp;lang=en-us&amp;intl=us&amp;thumbUrl=http%3A//l.yimg.com/a/p/i/bcst/videosearch/8086/82743741.jpeg&amp;embed=1"></param><embed src="http://d.yimg.com/static.video.yahoo.com/yep/YV_YEP.swf?ver=2.2.40" type="application/x-shockwave-flash" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" bgcolor="#000000" flashvars="id=12727451&amp;vid=4767361&amp;lang=en-us&amp;intl=us&amp;thumbUrl=http%3A//l.yimg.com/a/p/i/bcst/videosearch/8086/82743741.jpeg&amp;embed=1" width="450" height="370"></embed><a href="http://video.yahoo.com/watch/4767361/12727451">TURK</a> @ <a href="http://video.yahoo.com">Yahoo! Video</a></center></p>
<p><center><object classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" width="350" height="270"><param name="movie" value="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000001001594&amp;mode=e"></param><param name="AllowScriptAccess" value="always"></param><param name="FlashVars" value="config=41000000001001594"></param><param name="FlashVars" value="type=A"></param><param name="wmode" value="transparent"></param><embed src="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000001001594&amp;mode=e" flashvars="config=41000000001001594" type="application/x-shockwave-flash" width="350" height="270"></embed></object></center></p>
<p>Anonim<br />
Anadolu Üniversitesi “Türk Destanları”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mahmatlikoyu.com/destanlarimiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yaşasın 23 Nisan&#8230;</title>
		<link>http://www.mahmatlikoyu.com/yasasin-23-nisan/</link>
		<comments>http://www.mahmatlikoyu.com/yasasin-23-nisan/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 23 Apr 2009 23:42:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mahmatlikoyu.com/yasasin-23-nisan/</guid>
		<description><![CDATA[23 Nisan 1920, Türk milletinin iradesini temsil eden, yeni Türk Devletinin kuruluşunun ifadesi, Birinci Büyük Millet Meclisi’nin açıldığı ve Türk Milletinin bağımsızlığını ilân ettiği tarihtir. Tüm çocuklar için sevincin coşkunun paylaşıldığı bir bayram günüdür. Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nin Kuruluşunun 89. yıldönümünü büyük bir gurur ve coşkuyla kutladığımız bugünde Türk Milletinin geleceğinin teminatı olan sevgili çocuklarımıza [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://i42.tinypic.com/ajnnzl.jpg" alt="23 NİSAN" class="alignleft" style="border: 3px solid black; margin: 9px" title="23 NİSAN" vspace="9" width="137" align="left" border="3" height="113" hspace="9" />23 Nisan 1920, Türk milletinin iradesini temsil eden, yeni Türk Devletinin kuruluşunun ifadesi, Birinci Büyük Millet Meclisi’nin açıldığı ve Türk Milletinin bağımsızlığını ilân ettiği tarihtir. Tüm çocuklar için sevincin coşkunun paylaşıldığı bir bayram günüdür.</p>
<p><span id="more-180"></span>Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nin Kuruluşunun 89. yıldönümünü büyük bir gurur ve coşkuyla kutladığımız bugünde Türk Milletinin geleceğinin teminatı olan sevgili çocuklarımıza sevgilerimizi sunuyoruz.</p>
<p><strong>Bayramınız kutlu olsun Çocuklar&#8230;</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mahmatlikoyu.com/yasasin-23-nisan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İyilikler, Mutlaka Geri Döner&#8230;</title>
		<link>http://www.mahmatlikoyu.com/iyilikler-mutlaka-geri-doner/</link>
		<comments>http://www.mahmatlikoyu.com/iyilikler-mutlaka-geri-doner/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 23 Apr 2009 22:42:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mahmatlikoyu.com/iyilikler-mutlaka-geri-doner/</guid>
		<description><![CDATA[İyilik, insanların yaradılışında ve doğallığı ile anlamlı olan başkalarına karşılıksız yardım etmektir. Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki; iyilik etmekten korkar hale gelindi. Yapılan iyilikerin arkasında bile anlam aranır oldu. Biz böyle değildik. Yaptıklarımızı Allah için yapar ve iyiliklerimizi unuturduk. Çok zaman yaptığımız iyilikleri birileri bize hatırlatır ve mahcup oluruz. Bizi insanların gözünde kıymetli yapan, Allah’ın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://i43.tinypic.com/9as4zl.jpg" alt="İYİLİKLER MUTLAKA GERİ DÖNER..." class="alignleft" style="border: 3px solid black; margin: 9px" title="İYİLİKLER MUTLAKA GERİ DÖNER..." vspace="9" width="129" align="left" border="3" height="109" hspace="9" />İyilik, insanların yaradılışında ve doğallığı ile anlamlı olan başkalarına karşılıksız yardım etmektir. Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki; iyilik etmekten korkar hale gelindi. Yapılan iyilikerin arkasında bile anlam aranır oldu.</p>
<p><span id="more-178"></span>Biz böyle değildik. Yaptıklarımızı Allah için yapar ve iyiliklerimizi unuturduk. Çok  zaman yaptığımız iyilikleri birileri bize hatırlatır ve mahcup oluruz. Bizi insanların gözünde kıymetli yapan, Allah’ın hoşnut olduğu işler değil midir?</p>
<p>Cenab-ı Hak, Nisa Suresi 36.Ayette <strong>&#8220;Allah’a kulluk edin, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabalara, yetimlere, düşkünlere, yakın ve uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve size hizmet eden kimselere iyilik edin. Allah, kendini beğenip öğünenleri elbette sevmez&#8221;</strong> buyuruyor.</p>
<p>Hayat ölçümüzü ortaya koyan bu ayete yakışan bir ömrü sürme gayreti hepimiz için büyük önem taşımaktadır. O halde yaptığımız iyilikleri <strong>“Yap iyiliği at denize; balık bilmezse, Halık bilir…” </strong>anlayışı ile yapmalıyız.</p>
<p>Sonuç olarak, iyilikte ısrar etmeli ve iyiliğe teşvik etmeliyiz.<br />
<strong>Unutmayınız ki, iyilikler mutlaka size geri döner…</strong><br />
Ne mutlu iyilere ve iyiliği nefsi için kullanmayanlara…</p>
<p>Alttaki videoyu izleyiniz ve izlettiriniz.</p>
<p>Saygıyla</p>
<p style="width: 465px"><embed src="http://www.izlesene.com/player2.swf?video=162656" wmode="window" bgcolor="#000000" allowfullscreen="true" scale="noScale" type="application/x-shockwave-flash" width="100%" height="355"></embed></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mahmatlikoyu.com/iyilikler-mutlaka-geri-doner/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çanakkale Şehitlerini Unutma!</title>
		<link>http://www.mahmatlikoyu.com/canakkale-sehitlerini-unutma/</link>
		<comments>http://www.mahmatlikoyu.com/canakkale-sehitlerini-unutma/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Mar 2009 17:56:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilgilendirme]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mahmatlikoyu.com/canakkale-sehitlerini-unutma/</guid>
		<description><![CDATA[Çanakkale, Milliyetçi Duruş Örneğimizdir. 94 Yıl sonra yeniden… Memleketler dara düşer, belli dönemlerde milletçe sıkıntılar çekerler. Dünyamızda milletlerin tarihine bakıldığında darlığın ve sıkıntıların nedeni dış mihraklar olduğu gibi, ülke toprakları içinde yaşayan işbirlikçi azınlıklar hatta kendi yöneticileri dahi olmaktadır. Köklü milletler bu sınavların içinden hırpalanarak ta olsa çıkmayı başarırken, birçok millet tarihin derinliklerinde unutulup giderler. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><img src="http://i41.tinypic.com/16k16qh.jpg" alt="ÇANAKALE MİLLİYETÇİ DURUŞUMUZDUR" class="alignleft" style="border: 2px solid black; margin: 7px" title="ÇANAKALE MİLLİYETÇİ DURUŞUMUZDUR" vspace="9" width="168" align="left" border="3" height="131" hspace="9" />Çanakkale, Milliyetçi Duruş Örneğimizdir.</strong></p>
<p><strong>94 Yıl sonra yeniden…</strong></p>
<p>Memleketler dara düşer, belli dönemlerde milletçe sıkıntılar çekerler. Dünyamızda milletlerin tarihine bakıldığında darlığın ve sıkıntıların nedeni dış mihraklar olduğu gibi, ülke toprakları içinde yaşayan işbirlikçi azınlıklar hatta kendi yöneticileri dahi olmaktadır.</p>
<p><span id="more-164"></span></p>
<p><strong>Köklü milletler bu sınavların içinden hırpalanarak ta olsa çıkmayı başarırken, birçok millet tarihin derinliklerinde unutulup giderler. Dayatma, piyon, üs devletlerin hangisi hatırlanmaktadır? Bugün var, yarın yokturlar. </strong></p>
<p>Bizim ülkemizde de bugün oynanan topraklarımızı parçalama oyunun piyonları da unutulup gideceklerdir. Çünkü Türk Milleti köklü ve geçmişe bıraktığı izler ile her türlü vurdumduymazlığa rağmen, kendi yolunu izini bulacak bir ruha sahiptir.<br />
Sıkıntılar zirvede yerini aldığında, memleketimiz tehlike ve tehdit altına girdiğinde her Türk’ün içinde saklı olan cevher ortaya çıkacak ve gereğini mensubiyet duygusu ile yerine getirecektir.</p>
<p>İşte bugün bizim için tarihin dönüm noktası olan 18 Mart’tayız.<br />
Çanakkale’deyiz…<br />
<strong>94 yıl sonra Çanakkale’deyiz!</strong></p>
<p><strong>Saklı cevherin ortaya çıktığı zamanların zirvesiydi Çanakkale!<br />
Düşmanın tüm varlığı ile Topraklarımıza gelmesiydi!<br />
Bizim yokluğumuza bakıp, gelmemiş zafer müjdesine sevinmesiydi!<br />
Bataryalardan çelik yığınlarına atılan mermilerle düşmanın sularımıza gömülmesiydi!<br />
Bir milletin 14 yaşındaki çocuklarına kadar direnmesiydi!<br />
Metrekareye 6000 merminin düşmesiydi!<br />
Katar katar cepheye gelenlerin, bir daha geri dönmemesiydi!<br />
Tüm okumuşlarını cephede şehit vermesiydi!<br />
Aç kalırım, yoksul kalırım ama vatansız kalamam diyenlerin gürlemesiydi!</strong></p>
<p><strong>İşte buydu Çanakkale!</strong></p>
<p>Allah bu yüce Millete bir daha böyle zamanlar göstermesin diye temennide bulunmak istiyorum ama yutkunuyorum.<strong> Beynimin içinde 94 yıllık zamanın içinde yaşananlar şimşek gibi çakıyor ve bugünlere bakınca da, erlikle, yiğitlikle teslim alınamayan milletin, muhtaç hale getirilerek teslim alındığını seyrediyorum.</strong> Una, yağa, şekere, kömüre teslim olacak kadar içten içe ekonomik darlığa sürüklendiğini ve emperyalizmin acımaz oyununu ekmeğimizle gerçekleştirdiğini görüyorum.</p>
<p><strong>Öyle garip bir tecelli ki, geleceğimizle ilgili projelerin göz ardı edildiği ve sadece yardım yapılacak mı diye soruların arasına sıkışmış bir seçim kampanyası yürütüldüğünü ibretle izliyorum.</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000"><strong>Bir aday 50 yıl sonrası, vizyon diyorken;  her gün millete yazılar yazıp, haberler yapan basın mensupları, o olmaz bu olmaz diyerek bugünün içinde kaldıklarını ve geleceği okuyamadıklarını göstermelerini acı ile takip ediyorum. </strong><span style="color: #000000"><strong>Olması gereken 50 yıl hatta 100 yıl sonrasını planlamak değil midir?</strong></span></span></p>
<p><strong>Çanakkale, bizim için ne anlam ifade ediyor?<br />
Sadece belediyelerin gezi alanı ve duygusal sömürü fırsatı mı?</strong><br />
Kim Çanakkaleler bir daha yaşanmasın diye çocuklarının üzerine eğiliyor?<br />
Yüz insan bir araya gelsin, ancak yüzde onu duyarlı davranıyor, gerisi bitmiş ve yarını yok…</p>
<p>Düşman adım adı sessizce girmiş yurduma ve beni benden çalıyor, geleceğimi çalıyor, yıllarımı çalıyor…</p>
<p>Ve ben bu hırsızlığa dur diyemiyorum(!)</p>
<p>Çanakkale’de toprağı şereflendiren ve 94 yıl önce bize bugünleri emanet eden şehitlerimizin yüzüne yarın nasıl bakacağız? Hala bir adım atmak yerine, çelme takmayı devlet yönetmek zanneden insanların iktidar talepleri karşısında tüm millet ezilirken; korkmadan, gerilmeden yarını inşa etmek için mesai harcayacağımız günler ne zaman gelecek?</p>
<p>Seni unutmadım Çanakkale!</p>
<p>NE DOSTU NE DE DÜŞMANI UNUTMAYACAĞIM VE ÖLENE KADAR DA MÜCADELE EDECEĞİM EMANETİN İÇİN…</p>
<p>İsmail KANDEMİR</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mahmatlikoyu.com/canakkale-sehitlerini-unutma/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hatice Kılıç Akademik Doktora Ünvanı Aldı.</title>
		<link>http://www.mahmatlikoyu.com/hatice-kilic-akademik-doktor-unvani-aldi/</link>
		<comments>http://www.mahmatlikoyu.com/hatice-kilic-akademik-doktor-unvani-aldi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2009 19:12:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilgilendirme]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mahmatlikoyu.com/hatice-kilic-akademik-doktor-unvani-aldi/</guid>
		<description><![CDATA[Hatice Kılıç Gündoğan, Akademik Doktora Unvanına sahip oldu. Köyümüzün yetiştirdiği kıymetlerden olan, rahmetli Hacı Sabri KILIÇ’ın kızı Hatice hoca, başlattığı zorlu süreçte, büyük emekler vererek, Akademik Doktorasına kavuşmuştur. Milli Eğitim Bakanlığına bağlı liselerde Edebiyat öğretmeni olarak görev yapan Hatice Kılıç Gündoğan, köyümüzden yetişen insanlar arasında, akademik bir unvana kavuşan ilk kişi olmuştur. Kendisini bu başarısından [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.gerceklerimiz.com/" target="_blank"><img src="http://i41.tinypic.com/2lw6bgj.jpg" vspace="9" width="139" align="left" border="3" height="139" hspace="9" /></a>Hatice Kılıç Gündoğan, Akademik Doktora Unvanına sahip oldu. Köyümüzün yetiştirdiği kıymetlerden olan, rahmetli Hacı Sabri KILIÇ’ın kızı Hatice hoca, başlattığı zorlu süreçte, büyük emekler vererek, Akademik Doktorasına kavuşmuştur. Milli Eğitim Bakanlığına bağlı liselerde Edebiyat öğretmeni olarak görev yapan <strong>Hatice Kılıç Gündoğan, köyümüzden yetişen insanlar arasında, akademik bir unvana kavuşan ilk kişi olmuştur.  </strong></p>
<p><span id="more-162"></span></p>
<p>Kendisini bu başarısından dolayı kutluyor ve kariyer basamaklarında hızla yükselerek layık olduğu yere ulaşmasını diliyoruz.</p>
<p>Hatice hocanın başarısının da, köyümüzden yetişmekte olan yeni nesillere örnek olmasını temenni ediyoruz.</p>
<p>Mahmatlı&#8217;da ilkleri yaşadığımız şu günlerde senin başarını kendi başarımız kabul ederek, seninle gurur duyuyoruz Hatice Hocam&#8230;</p>
<p>Site Yönetimi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mahmatlikoyu.com/hatice-kilic-akademik-doktor-unvani-aldi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>9 Gün Bayram Tatili</title>
		<link>http://www.mahmatlikoyu.com/9-gun-bayram-tatili/</link>
		<comments>http://www.mahmatlikoyu.com/9-gun-bayram-tatili/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Sep 2008 20:20:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilgilendirme]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mahmatlikoyu.com/9-gun-bayram-tatili/</guid>
		<description><![CDATA[Bakanlar kurulu toplantısının ardından, hafta sonu ile birleşen arefe günü dikkate alınarak bayram tatilinin 9 güne çıkarılmasına karar verildi. Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Bakanlar Kurulu toplantısının ardından yaptığı açıklamada, Ramazan Bayramı tatilinin 9 güne çıkarıldığını bildirdi. Okullarda müfredatın zamanında uygulanması ve yetiştirilmesi konusunda çekilen sıkıntılar, mutlaka tartışılmış ve bu da düşünülerek bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="post-content"><img src="http://img502.imageshack.us/img502/171/bayramtatilicopywk8.jpg" vspace="11" width="135" align="left" height="116" hspace="11" />Bakanlar kurulu toplantısının ardından, hafta sonu ile birleşen arefe günü dikkate alınarak bayram tatilinin 9 güne çıkarılmasına karar verildi. Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Bakanlar Kurulu toplantısının ardından yaptığı açıklamada, Ramazan Bayramı tatilinin 9 güne çıkarıldığını bildirdi.</p>
<p><span id="more-113"></span> Okullarda müfredatın zamanında uygulanması ve yetiştirilmesi konusunda çekilen sıkıntılar, mutlaka tartışılmış ve bu da düşünülerek bu karar alınmıştır diye düşünüyorum.</p>
<p>Avrupadaki okullarda uygulanan tatillere bakılırsa, Türkiye’de uygulanandan daha fazla tatil günleri var. Ama çok fazla oynanan bir eğitim sistemleri yok. Bu yüzden bu tatiller, öğrencileri olumsuz yönde etkilemiyor, aksine motive ediyor.<br />
Darısı başımıza…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mahmatlikoyu.com/9-gun-bayram-tatili/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Üç Hikaye ve Üç ders!</title>
		<link>http://www.mahmatlikoyu.com/uc-hikaye-ve-uc-ders/</link>
		<comments>http://www.mahmatlikoyu.com/uc-hikaye-ve-uc-ders/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Sep 2008 21:29:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mahmatlikoyu.com/uc-hikaye-ve-uc-ders/</guid>
		<description><![CDATA[Üç hikaye ve bu hikayelerden alacağımız dersleri sizinle paylaşmak istiyorum. Hayatımızın her anında yeni gelişme ve olaylara şahit oluyoruz. Ders almamız gereken yerlerde vurdum duymaz davranıyoruz. Ben paylaşıyorum, çünkü; benimle paylaşıldı. Biliyorum ki, ne kadar yazarsak yazalım; her insan anlayacağı kadarını alacaktır. …… 1.Hikâye Kavak Ağacı ile Kabak Ulu bir kavak ağacının yanında bir kabak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://img359.imageshack.us/img359/9569/emekfr3.jpg" vspace="11" width="101" align="left" height="107" hspace="11" />Üç hikaye ve bu hikayelerden alacağımız dersleri sizinle paylaşmak istiyorum. Hayatımızın her anında yeni gelişme ve olaylara şahit oluyoruz. Ders almamız gereken yerlerde vurdum duymaz davranıyoruz. Ben paylaşıyorum, çünkü; benimle paylaşıldı. Biliyorum ki, ne kadar yazarsak yazalım; her insan anlayacağı kadarını alacaktır.</p>
<p><span id="more-111"></span> ……</p>
<p><strong>1.Hikâye</strong></p>
<p><strong><br />
Kavak Ağacı ile Kabak</strong></p>
<p>Ulu bir kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş. Bahar ilerledikçe bitki kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlamış. Yağmurların ve güneşin etkisiyle müthiş bir hızla büyümüş ve neredeyse kavak ağacı ile aynı boya gelmiş. Bir gün dayanamayıp sormuş kavağa:</p>
<p>-Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç?</p>
<p>-On yılda, demiş kavak.</p>
<p>-On yılda mı? Diye gülmüş ve çiçeklerini sallamış kabak.</p>
<p>-Ben neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim bak!</p>
<p>-Doğru, demiş kavak.</p>
<p>Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgârları başladığında kabak üşümeye sonra yapraklarını düşürmeye, soğuklar arttıkça da aşağıya doğru inmeye başlamış. Sormuş endişeyle kavağa:</p>
<p>-Neler oluyor bana ağaç?</p>
<p>-Ölüyorsun, demiş kavak.</p>
<p>-Niçin?</p>
<p>-Benim on yılda geldiğim yere, iki ayda gelmeye çalıştığın için.</p>
<p><strong>1.Ders: Çalışmadan emek harcamadan gelinen nokta başarı sayılmaz. Kolay kazanılan, kolay kaybedilir. Her işte alın teri ve emek şarttır.</strong></p>
<p>……</p>
<p><strong>2. Hikâye</strong></p>
<p><strong><br />
En iyi Buğday</strong></p>
<p>Her yıl yapılan ‘en iyi buğday’ yarışmasını yine aynı çiftçi kazanmıştı. Çiftçiye bu işin sırrı soruldu. Çiftçi:</p>
<p>-Benim sırrımın cevabı, kendi buğday tohumlarımı komşularımla paylaşmakta yatıyor, dedi.</p>
<p>-Elinizdeki kaliteli tohumları rakiplerinizle mi paylaşıyorsunuz? Ama neden böyle bir şeye ihtiyaç duyuyorsunuz? diye sorulduğunda,</p>
<p>-Neden olmasın, dedi çiftçi.</p>
<p>-Bilmediğiniz bir şey var; rüzgâr olgunlaşmakta olan buğdaydan poleni alır ve tarladan tarlaya taşır. Bu nedenle, komşularımın kötü buğday yetiştirmesi demek, benim ürünümün kalitesinin de düşük olması demektir. Eğer en iyi buğdayı yetiştirmek istiyorsam, komşularımın da iyi buğdaylar yetiştirmesine yardımcı olmam gerekiyor.</p>
<p><strong>2. Ders: Sevgi ve paylaşmak en yakınınızdan başlar. Sonra yayılarak devam eder. Kin, cimrilik, nefret kimsenin hoşlanacağı davranışlar değildir.</strong></p>
<p>……</p>
<p><strong>3. Hikâye</strong></p>
<p><strong><br />
Geleceğini biliyordum…</strong></p>
<p>Savaşın en kanlı günlerinden biriydi. Asker, en iyi arkadaşının az ilerde kanlar içinde yere düştüğünü gördü. İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş yağmuru altındaydılar. Tam siperden dışarı doğru bir hamle yapacağı sırada, başka bir arkadaşı onu omzundan tutarak tekrar içeri çekti,</p>
<p>-Delirdin mi sen? Gitmeye değer mi? Baksana delik deşik olmuş. Büyük bir ihtimalle ölmüştür. Artık onun için yapabileceğin bir şey yok. Boşuna kendi hayatını tehlikeye atma.</p>
<p>Fakat asker onu dinlemedi ve kendisini siperden dışarıya attı. İnanılması güç bir mucize gerçekleşti, asker o korkunç ateş yağmuru altında arkadaşına ulaştı. Onu sırtına aldı ve koşa koşa geri döndü. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. Fakat cesur asker yaralı arkadaşını kurtaramamıştı. Siperdeki diğer arkadaşı;</p>
<p>-Sana değmez demiştim. Hayatını boşu boşuna tehlikeye attın.</p>
<p>-Değdi, dedi, gözleri dolarak, -değdi…</p>
<p>-Nasıl değdi? Bu adam ölmüş görmüyor musun?</p>
<p>-Yine de değdi. Çünkü yanına ulaştığımda henüz sağdı. Onun son sözlerini duymak, dünyalara bedeldi benim içim.</p>
<p>Ve hıçkırarak arkadaşının son sözlerini tekrarladı:</p>
<p>-Geleceğini biliyordum… Geleceğini biliyordum…</p>
<p><strong>3. Ders:</strong> <strong>Güven vermek önemlidir. Güven duymak önemlidir. Duyulan güveni boşa çıkarmamak daha da önemlidir.</strong></p>
<p>………………………………………….</p>
<p><strong>‘Her sabah Afrika’da bir ceylan uyanır. En hızlı aslandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir, yoksa öldürülecektir.</strong></p>
<p><strong>Her sabah Afrika’da bir aslan uyanır. En hızlı ceylandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir, yoksa aç kalacaktır.</strong></p>
<p><strong>Aslan veya ceylan olmanız fark etmez. Güneş doğduğunda koşmaya başlasanız iyi olur.’</strong></p>
<p><strong>Afrika Atasözü</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mahmatlikoyu.com/uc-hikaye-ve-uc-ders/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

