Bugün, hasretin, umudun, geleceğin mayası annelerimizin günü…
Annelerin sevgisini dar bir zamana sığdırmak değil niyetimiz. Özlemlerini yüzlerce günün birinde hissetmek değil…

Annelerimizi vatan, annelerimizi toprak gibi temiz ve kutsal değerlerin arasında, dertlerimizin dermanında, yalnızlıkların paylaşılmasında ve kendimizle baş başa kaldığımız zamanlarda daha iyi anladık. İşte o zamanların kıskacında annece ve annelerimizle yaşadık.

Zamanın bir yerlerinde, kader kavşağında buluştuğumuz, yükümüze hamal, emaneti sahibine tertemiz teslim etmeye hükümlü, mübarek emanetçiler değil mi hayatımızda annelerimiz?
Hatırlamak ne kelime… Kendi anneliğinizin deminde, her anın resminde saklanması ve hissedilmesi gereken varlıklar değil mi, annelerimiz?

Kılavuzumuz, örneğimiz, öğretmenimiz, bir öğütle acılarımızı savuşturan, sırlarla dolu bilgelerimiz değil mi annelerimiz?
Ömür rüzgârında savrulan yaprak misali yıllarda hissettiğimiz yaşlarımızın, her mevsiminde daha iyi anladığımız eli öpülesiceler değil mi annelerimiz?
Çocuklarımızın karakter ve davranışlarına, bilinçaltımızdan için için benzetmeler gönderip yâd ettiğimiz mükemmellerimiz değil mi annelerimiz?

Acılı bir türkünün ezgisinde, bir şiirin arasına sıkıştırılmış duygular ile seller akıttığımız gözlerimizin yaşını, yıllarca şefkatle silen tesellilerimiz değil mi annelerimiz?

Geleceği seyre çıkarken, eski siyah beyaz fotoğraflarda yaşımızı hatırlatan geçmişin gençleri ve geleceğin umudu değil mi annelerimiz? En darda kaldığımız zamanlarda, verdiği bir öğüdü düşlerimizde, düşüşlerimizde bir anda hatırladığımız, gözlerimizi ışıldatıp, parlatan yardımımıza koşanlarımız değil mi annelerimiz?
Annem,
Ben seni kaybetme gerçeğini ya da kaybetme ihtimalini dahi sevmiyorum…

Senin “yavrum!” deyişini,
Senin yokluklar arasında zengin gülüşünü,
Senin hastalıklar arasında imdada gelişini,
Senin hayat mektebinden her şeyi bilişini özledim…
Seni, özledim…


Bu benim sesimdi. Bu anneden mahrumiyetin sesiydi…
Kaybedileni bulmak zor… Gidene dur, kal, gitme, geri dön, yalnız koyma demek zor…
Kıymet bilmeliyiz, kıymet vermeliyiz artık çok geç olmadan…
Arayın hemen annenizi. Gönül alın hasretle yanıp, pişmeden; Dua alın muhtaçlığa düşmeden…
Başımızda iken, baş üstünde tutulmayı hak eden kutsallarımız değil mi annelerimiz?
Dokuz ay bize hasret yaşayan annelerimize, araya hasretlik girmeden verelim haklarını gönüller alarak…Ömür törpüsü bizlere tahammülün bittiği tıkanmalarda, isyanlarını sütünün karşıladığı, evladına yangını hiç bitmeyen, ayaklarının altındaki cenneti yavrusuna tercih etmeyen sevdalarımız değil mi annelerimiz?

Haydi arayalım annelerimizi…
“Merhaba anne, ellerinden öperim” diyebilelim artık. Ne dersiniz?
Çünkü siz de bu merhabaya hasret kalmadan, merhabanızla yavrularınıza anneyi, anneliği hissettirin koyup gitmeden …
Garip bırakmayın uzak diye tanımladığımız mesafelerde, bir zil sesine kulak vermiş bekleyen annelerinize merhaba deyin, geçmişe karışmadan, cennetle buluşmadan…

Merhaba Anneler,
Günleriniz anneliğin kutsallığı ile süslensin…
Gününüz kutlu olsun…