ANALİZ
Türkiye, siyasi ve ideolojik dengelerin güç kaybedip kazandığı, at izinin it izine karıştığı, doğrunun yanlışın birbirinden ayırt edilemez hale geldiği zor bir dönemden geçiyor. Her gün, yeni bir acının habercisi olurken Türk Milleti yeni bir şafağın müjdecisi olacak gelişmeleri yaşamak istiyor. Türk Milletinin derin sabrını acziyet ve beceriksizlik gibi algılayanlar, yanıldıklarını geçmiş zamana bir yolculuk yaparlar ise, Türk Tarihinin düşmanlarının yanılgılarıyla ve pişmanlıklarıyla dolu olduğunu göreceklerdir.
Binlerce yıllık devlet geleneğine ve millet, milliyet şuuruna sahip Türk’ün karşısında, üç beş çapulcu ve soysuzun bir anlam ifade etmeyeceğini ve bunu göstermenin yolunun da devlet adamlığı sınavını yaşayan devlet adamlarının kararlılığından geçtiğini tarih kaydetmiştir ve kaydetmeye devam edecektir.
Türk’ün ateşle imtihanı devam ederken değerlerimizi yozlaştırmak için onlarca yıldır üzerinde hassasça dokunan fitne liflerinin bizi sardığını fark etmek, fark ettirmek ve milli birlik şuurunu beslemek, bu ülkeyi seven her insanın kendisini ve duruşunu netleştirmesi ile mümkün olacaktır. Birlik ve beraberlik adına ortaya koyulan söz ve girişimleri hamaset olarak bastırmaya çalışmak ise, bu ülkenin ve milletin geleceği konusunda hassasiyetin yitirildiğinin ifadesidir.
Bir milletten söz ediyorsunuz ki, asırlarca varlığını sürdürmeyi başardığı imparatorluklar kurmuş ve yaşatmış, dünyada adaletin ve hoşgörünün simgesi haline gelmiş, karar verdiğinde sonuna kadar giderek aklı ve mantığı, düşmanca planları ve projeleri ters düz etmiştir. Bu gün uşaklığa en iyi örnek olacak Kuzey Irak’taki zevatın “Köpek kağnı gölgesinde yatar, gölgeyi kendi gölgesi sanır” misali kendilerini cehenneme soktuklarının farkında olmayışları, o coğrafyada yaşayan insanları acı ve ızdıraba gark edebilir.
Akl-ı selime çok ihtiyaç duyulan dünyamızda, hız kazanan gelişmelere yön verecek olan, Osmanlı Türklüğünün o coğrafyada koruduğu dengenin asırlarca kardeşçe yaşamayı sağladığı gibi, bugün de Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kararlı duruşu olacaktır. Irak’ta sağduyu kaybedilmiş, maalesef yönetme iradesini ele geçirmiş olanlar kendi zenginliklerinin peşine düşerken, oradaki savaşın içinde canından başka kaybedecek bir şeyi kalmamış zavallı insanlar sahipsiz bırakılmıştır. Çapulcu çetelerinin insanlık dışı muamelelerine maruz kalan, kaçırılan, işkence edilen ve faili meçhul cinayetlere kurban giden Türkmenlerimiz, can soydaşlarımızın içler acısı durumunun izahı mümkün değildir.
Bu acıya dur diyecek olan, Türk Milletinin geleceğine sahip çıkması ve öz güven duygusunun yoğunluğu ile dönen oyunları ciddiye almamaktan vazgeçmesi, varlığını ve asırların emanetini geleceğe aktarabilme bilincini yaşatmasıdır.
Güç, imtihandır. İnsanları ve özellikle yönetenleri aşırı güvene itebilir. Bu yüzden zayıf iradenin elindeki güç, daha güçlünün elinde oyuncak olmaya mahkûmdur. Öyle bir zaman gelir ki, başkasının gücünü kendi gücü sananların yanıldığını anlamaya fırsatları bile olmadan yok olduklarının örnekleri tarihte sır değildir.
Bilinmelidir ki,
Devlet adamlığı ölçülerini taşlara kazıtan ruh Türk’tür…
Milletin geleceğinde yaşanacak muhtemel felaketlere karşı uyanık olmaları için öğütlerini asırlarca ötesine taşıyan dil Türk’tür…
“Üstte gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe; senin ilini töreni kim bozabilir” diye gelecektekilerin kendine güvenini planlayan akıl, Türk’tür…
Orta Asya’dan Anadolu’ya istasyonlar kurarak, İslamiyet’in manevi ikliminin hazzını Türk ruhu ile süsleyen, Ahmet Yesevi’nin “Müslüman Türk” ruhunu 21. asırda yüce bir ülküye dönüştüren, milli manevi karışım Türk’tür…
Türk’ün 21.asra talip olduğunu fark edenlerin oyunları haddini aşmış ve emperyalist güçler, I.Dünya Savaşı sonrasında kendilerini perdeleyerek Yunanistan’ı piyon olarak kullanmışlardır. Bu gün de bizimle stratejik ortak olduğunu her fırsatta dile getirdiğimiz okyanus ötesinden gelme yeni komşumuzda oyunlarını, piyonları ile oynamayı sürdürmektedir.
Bize demokrasi dersi vermek adına bizim için en hassas konulardan biri olan güvenliğimizi saldırıya açık hale getiren, yasa değişiklikleri ile olağan üstü hali kaldırtan AB’ye girme hayali değil midir?
Etkin güvenlik birimlerini lağvedip bizi üç beş soytarı karşısında çaresiz göstermeye çalışan ve Türk’ün öz güvenini kaybettirmeyi hedefleyen Avrupa değil midir?
Ülkelerinde mülteci ya da oturum almış işçi sıfatıyla bulunan Türkiye Cumhuriyeti kimliği taşıyanlardan Türk Milletine küfredenlere, Türk Yurdunu bölmek isteyenlere mazlum Kürt azınlık safsatası ile sahip çıkmaktadırlar. Bu çeteler, uyuşturucu kaçakçılığından yakalanınca ise, bölücü katillere “Türk mafyası” diye ad koyan Avrupa değil midir?
Türkiye’deki şehitler için Türk bayraklı gösteriyi engelleyip bölücü örgüt üyelerinin 3,5 saat Türkiye’ye küfretmesine izin vererek çifte standardı ile ucuzlayan, Avrupa değil midir?
Türkiye için öncelikli olan, güvenliği ve kendi öz gücünü kullanabilmesidir. Siyasi, ekonomik ve askeri her tedbir, ülkemizin kendi milli gücünden kaynaklı olmalıdır. Yabancılardan yardım ve destek beklemekten vazgeçerek kendi kararlarını kendisi almalı, bir yerlere danışmaktan vazgeçip Türk Milletinin iradesine inanarak yoluna devam etmelidir. Aslına dönmeyenler, müsvette olarak yaşamaya mahkûm edilirler. Dünyamızın geleceği için her gün akıl ve insanlık dışı projelerin ve stratejilerin üretildiği asrımızda milli stratejiler üreterek bunları dünyaya ve tüm insanlığa mal etmeliyiz.
İlmi araştırmaları desteklemeli ve gelecek nesilleri üretmeye özendirmeliyiz. Tüketici toplumundan, keşfeden, üreten, gelişen ve geliştiren bir toplum meydana getirmeliyiz. Türk Milletinin üstlendiği görev, tüm insanlığa dair olmalı ve geniş bir ufka sahip olmalıyız.
Dünyanın yaşadığı medeniyetin mimarının, tarihin derinliklerinde gizlenmeye çalışan Türk Medeniyeti olduğu vurgulanmalı, bu konudaki her türlü girişim desteklenmeli, eğitim öğretim alanında yapılan araştırmalara yer verilmelidir. Yeni nesillerde çok eksik olan milli bakış açısı, evlatlarımıza okullarda kazandırılmalıdır. Ailelerde eksik kalan kültür taşıyıcılığı görevi, daha ciddi adımlarla okullarda çocuklar vasıtasıyla velilere hatırlatılmalıdır. Asli atalık sorumluluğunu geçim telaşıyla yitirme noktasına gelmiş insanlarımıza, geçmiş tecrübeleri ve geçmişten gelen değerleri evlatlarına kazandırmaları gereği medya desteği ile vurgulanmalıdır.
…
Milli hassasiyet gösterilmesini engellemek, eline Türk Bayrağını alıp duruş gösteren çocuklarımızı dayatılan yanlışı kabullenmeye zorlamak ve kimliksizleştirmeye çalışmak kimin işine gelecektir?
Bunu mutlaka sorgulamak gerekir. İnsanlara bilinç kazandıracak dönemler, zor dönemlerdir. Böyle dönemlerde gençliğimiz, kendine kim olduğu, kimden yana olduğu sorusunu soracak ve bulacağı cevap ile saf tutacaktır. Bu yüzden temenni etmediğimiz ama geleceğimizde de yaşanması muhtemel gelişmeler karşısında, Türk Yurdunun bütünlüğünü, Türk Milleti’nin birlik beraberliğini korumayı hayat gayesi kabul etmiş; analiz yapabilen, sorunlar karşısında çözümler üretebilecek ve kendi varlığının devamını sağlayacak nesillere ihtiyacımız olacaktır.
Bu gün yaşanan gelişmeleri özellikle genç nesiller takip etmelidir. Ülkemize tehditler savuran çapulcuların yüzlerini ezberlemeli ve dostu düşmanı bilmelidirler. Meydanları kırmızı beyaz çiçek bahçesine çeviren gençleri görmek, bizim geleceğe olan güvenimizi ziyadesiyle artırmıştır.
Türk varlığı, devlet olarak bin yıldır bu coğrafyada vardır ve gelecek bin yılda ve sonrasında da varlığını sürdürmeye devam edecektir.
“Şehitler ölmez, vatan bölünmez” diye haykıranlar, düşmana ve işbirlikçilere gereken dersi vermiş, oyun bozulmuş ve umulan nemelazımcılık yerine, milli tepki devleşerek evlerin pencerelerinde, balkonlarında Türklük gösterisine dönüşmüştür.
Sonuç olarak; Türk Milletini bu coğrafyadan atmaya çalışanlar, hangi taktikle ve oyunla üstümüze gelirse gelsin alacağı tek cevap vardır:
“Türkiye Türk’tür, Türk kalacaktır…”
İsmail KANDEMİR
TÜRKAV Ankara il Sekreteri
Türk Eğitim-Sen Ankara 5 No’lu Şube Sekreteri






Sevgili ve de saygıdeğer hocam;
Okuduktan sonra hiç düşünmeden altına imzamı atabileceğim bu muhteşem yazından, analizinden dolayı seni kutluyorum. İsmail hoca olarak, üzerine düşeni fazlasıyla yaptığını görmek, beni sevindiriyor ve kendime gurur payı çıkarıyorum. Senin ve senin gibi Türk öğretmenlerinin var olduğunu bilmek, benim geleceğe olan inancımı kuvvetlendiriyor. Her türlüsünden karanlık tabloların sergilendiği şu günlerde, ben ısrarla “sökmek üzere olan Türk şafağından” bahsediyorum. İşte senin bu muhteşem analizin, benim yanlış düşünmediğimi çok net biçimde anlatıyor. Bundan dolayı da mutluyum.
Şu sıralar çınar ağacıyla asma kabağının hikayesine benzer hikayeler oluşturuluyor. Birileri asma kabağı gibi (mevsimlik olarak) hızla yükseltiliyor ve bu yükselişi kalıcı zannederek, dallarına tutunarak yükselmeye çalıştığı çınar ağacını küçümsemeye başlıyor. Türk milleti bu sonu olmayan çabaları gülümseyerek izlemeye devam ediyor. Ve sonbaharın gelmesini bekliyor. Sonbahar gelmeli ki, o asma kabağını çınarın dibine dikenler onun üzürlerini alsınlar. Ve asma kabağının gövdesi ve dalları da çınarın dibine gübre olsun.
Kısaca şunu söylemek istiyorum; çok net biçimde ortaya koyduğunuz durum bilgileri, yaklaşmakta olan Türk Şafağının habercisidir. Bundan dolayı milletimiz meyus olmasın. Üzülmesin. Sadece biraz sabretsin yeter. Emperyalistler ve onların uşakları, kemik yalayıcıları bu coğrafyada 10.000 (yanlış okumadınız on bin) yıldır var olan Türklüğe hiç bir zarar veremez. Zarar verse verse, aramızdaki çürüklere zarar verir ki, oda Türk milletinin kazancıdır.
Tekrar tebrik ediyor saygılar sunuyorum.
Tanrı kalemini keskin, yolunu aydınlık kılsın.
Muharrem KILIÇ
22.11.2007
İSTANBUL